2020_Subat
9 TJK’NIN SESİ ŞUBAT 2020 kaderi paylaşıyorlar demek ki. Böyle safkanlarımız oldu maalesef. Onları da kazanabilseydik keşke, ne mutluydu bize… Babamın vefat ettiği 2006 yılından sonra İngiliz atçılığına ağırlık verdik. Bu arada, ben yine Arap atçılığı için TİGEM’den yılda 8 - 10 tay aldım. Hatta 2010 ya da 2011 yıllarında rahmetli Remazan Kaya’dan sonra, son 5 yılın Arap atçılığına en çok yatırım yapan 2. eküriydik. Arap yarışlarında 90’lı yılların çoğu kupasına sahibiz eküri olarak ama İngilizlerde maalesef aynı başarıyı yakalayamadık. Ardından Arap atlarımızla da arzu ettiğimiz Cumhuriyet, Haralar ve TBMM Koşuları’na ait kupaları maalesef uzun yıllardır göremedik. Bu yıl da Diliran vardı. Evet, yarış yaşamı çok kısa sürmesine rağmen çok güzeldi. Bayhan, babamın vefatından sonra aldığım ilk at olmuştur. Bayhan’ın da o yönden bende yeri ayrı. Gerçekten güzel yarışlar çıkardı. Bir de Deha’mız var tabii... Daha önceki yıllarda, Şanlıurfa’ya gönderildiği için kendi kısraklarıma çekim yapamamıştım. Ama, şimdi Deha’dan güzel bir tayımız var. Gözünün içine bakıyorum. Onu da inşallah sahaya sağlıklı bir şekilde getiririz. Bayhan’ın tayını çok merak ediyorum aynı şekilde. Diliran bu sene aygır oldu. Çok da koşmadı, yorulmadı. O yüzden, onun da verimli olacağını düşünüyorum. Yavuzhan’ın ilginç bir alınış hikayesi var. Atçılığın nasip işi olmasına da güzel bir atıf aslında… İşte nasip kısmet işi... Sonuç olarak at parayla alınmıyor. Çok büyük paralar ödeyerek, rekor fiyata aldığım bir Deha var, şimdi aygırlık yapıyor ama koşmak nasip olmadı mesela. Bir taraftan da beğenilmeyen, problemli görülen bir atı aldığımızda şampiyon çıkabiliyor. Bunun ana fikri, at hiçbir zaman parayla alınmıyor. “Bu işin bileni yok.” derler. Evet, bu işin bileni yok. Daha geçen hafta aşım sezonu için bir çalışma yaptık. Kâğıt üzerinde her şey uyuyor. Şampiyonu yakalıyoruz diyorsunuz. Ama nasip kısmet işte... Kâğıtta yazdığı gibi çıkmayabiliyor. Hatta, sahaya getirip koşmak dahi nasip olmayabiliyor. Ve Caş tabii ki… Caş da Yavuzhan’ın gölgesinde kalmamalı. Aynı zamanda; Caş’ın taylarının iyi koşması, TİGEM için de büyük bir başarıdır. “YAVUZHAN İLE POTODA ÇOK YARIŞ KAZANDIK, ARSENIC İLE KAYBETTİK...” Arap Atçılığı’ndaki başarılı safkanlarınız saymakla bitmiyor. Yeniden İngiliz atlarınıza dönersek; babanız “Bir gün Gazi’yi kazanacağız!” demiş ki, potoda kaybedilen bir Gazi Koşusu var. Belki de 10 yılda bir yakalayabileceğiniz bir atı buluyorsunuz, sahaya getiriyorsunuz. Aşım sürecindeki çalışmalar, eşleşmeler hep bunun için. Uzun mesafe mi olsun, çimci mi olsun, kumcu mu olsun… Hedefinize göre bir şeyler yapmaya, yaptırmaya çalışıyorsunuz. Sonuna kadar getiriyorsunuz ve yarışı potoda bitiriyorsunuz. Bunlar atçılığın güzel tarafları. Potoda geçebilirsiniz de... Yıllarca Yavuzhan’la potoda çok kazandığımız yarış oldu. O gün de biz potoda geçildik. O an ne hissettiniz? O an, sadece sonucu bekliyorsunuz. Yarışı kazandım mı, kazanmadım mı... At yarışlarında zaten böyle olmuyor mu? İyi bir koşu oluyorsa, heyecanla takip ediyorsunuz. Son 50 metre, son 20 metre… Kalbiniz de zaman da duruyor. Sadece sonucu bekledik. Kısmet değilmiş, 2’nci olduk. Geçiyorsunuz da geçiliyorsunuz da...Nasip deniliyor ama başta çalışmak da lazım. Her şeyi tam yapıp sonra kısmete nasibe bırakmak lazım. Ekibime de söylüyorum. Bana göre, yarışta şans faktörü yüzde birdir. İyi yetiştirin, doğru yarışı seçin, jokey de doğru binsin. Kalan yüzde biri de şanstır. Bu yıl ya da önümüzdeki yıl için var mı güvendiğiniz bir tay? Geçen sene, ‘Ben bıraktım bu Gazi işini.’ dedim artık. Birisi Gazi’ye kayıt ettirelim dediği zaman tabii ki heyecanlanırım.
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=