2020_Subat
Sanat hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Sanat, var olan bir şeyi yeniden yapmak değildir. Var olan bir şeyi yeniden yapmak, ancak zanaat olarak adlandırılır. Resim yapabiliyorsunuz diye, Picasso’yu da yaparsınız, Matisse’yi de yaparsınız. Ama bu yaratıcılık da değildir sanatçılık da değildir. Olanı, tekrar yapmış oluyorsunuz. Sanatçılıkta önemli olan, “var olmayanı” yapmaktır. İşte o zaman sanat yapmışsınız demektir. Dünyada yapılan o kadar çok şey var ki, her şeyi yakından takip edip yapılanların arasından sıyrılmalısınız. Yapılanları takip ederken de o eserlerden beslenmeli ama aynı tuzağa düşüp onlara çok yaklaşmamalısınız. Sanatta herkes birbirinden beslenir ve herkes birbirinden yararlanır fakat birebir değil. Başka bir sanatçının eseri size bir duygu verir, siz de onu daha başka bir şekilde dışa vurursunuz. Sanatın yaktığı “yeni ışıklar” vardır. Bazı düşünce tarzları da sizi etkileyebilir. Çok bakıp da incelediğiniz zaman, resim kültürünüz gelişir. Nasıl ki, müzik dinleye dinleye kulağınızı eğitebiliyor, iyi müziği anlayabilen, estetik hazzı duyup da ayırt edebilen bir hale getirebiliyorsanız, göz için de aynı şey geçerlidir. Çok izlediğiniz zaman, iyiyi kötüyü ayırabilen, iyiden tat almayı başarabilen insanlar olursunuz. Tabii ki, bunun için bir eğitim de gerekiyor. “Halk” diyoruz… Halkımız gelsin, sergimizi gezsin ama bir alt yapıları yoksa ya da hiç sanat ile ilgilenmemişlerse, resimlerden tat veya bir takım zevkler almaları zor. Çünkü bu kimseler, eserlerin fotoğraf gibi olmasını isterler ve bir resme baktıkları anda onun ne anlattığını hemen anlayabilmeyi isteyeceklerdir. Bir de sergilere gelenlerin en sık sordukları soru, “Bu resim ne anlatıyor?” oluyor. Aslında, resmin anlatım biçimi daha farklıdır. Az önce de söylediğim gibi, bir resim ancak siz ona bakıp da onu duygular şeklinde anlayabiliyorsanız size bir şeyler anlatabilir. Resim, hiçbir şeye hizmet etmek için değildir. Eğer resim, hikaye ve roman gibi bir olayı anlatmak için yapılıyorsa, onun adı resim değil illüstrasyon olur. Resmin asıl görevi, kendisinin bir eser olmasıdır. Ancak bu gözle bakılırsa, doğru bakılmış olur. Fakat özgün eserlere her bakan kişi, kendi kültürüne, eğitimine ve yaşanmışlıklarına bağlı olarak farklı şeyler algılar. Müzik de böyledir; bir Mozart ya da Beethoven bestesi dinlediğinizde, “Acaba bize ne anlatıyor?” diye sormazsınız. Müziğin çevirisi de yapılmaz, çünkü dile gerek yoktur. Siz kendinizi geliştirip, bahsettiğimiz bu seviyeye geldiyseniz, aynı zevki alabilirsiniz. Ama bu zevki alamıyorsanız, mesela belki de siz arabeskten hoşlanıyorsunuzdur. “Arabesk olsun da içinde acı hikayeler olsun, ben de onu anlayabileyim” diyorsunuzdur. Eğitimsiz insan böyledir. Resimde de bu, “Resme bakınca, hemen ne olduğunu anlayayım!” şeklinde oluyor. Ama resmi anlamak, o kadar da kolay değil. Bir emek ve çaba gerektiriyor. Gelişmiş toplumlar ile gelişmemiş toplumlar arasındaki fark da budur. Gelişmiş toplumlardaki insanlar, emek verip de yıllarca eğitim alıyorlar, müzeleri geziyorlar ve çocuklarını da böyle yetiştiriyorlar. Bu boş bir çaba değil, o zaman insan daha yaratıcı oluyor, kendini farklı bir biçimde dışa vuruyor ve ne yaparsa yapsın güzel yapıyor. Onların kişilik oluşumlarıyla, hiç müze, sergi veya resim görmemiş insanın kişiliğinin aynı olması hiç mümkün mü? Sanat eğitimi, gözle görülemeyen ve elle tutulamayan bir eğitimdir ve kişiliğinizi de geliştiri. Özgün eserlerin, kişilerde farklı duygular uyandırmasının sebebinin de karakterlerimizdeki farklılıklar olduğunu söyleyebilir miyiz? İnsanlar bir sanat eserinden, kendi kültürlerine, eğitimlerine ve yetişmiş oldukları yere göre bir takım duygular alırlar. Sanatçı kimliğinizin yanında, yaklaşık 50 yıllık bir akademik 43 TJK’NIN SESİ ŞUBAT 2020
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=