2018_Kasim

Ayrıca, gravürde de bugüne kadar kullanılan gravür tekniklerden farklı bir şekilde, çinko ve bakır gibi asitte erittiğim yüzeyleri, kurşun üzerinde birkaç görseli buluşturmak gibi bir başka tekniği bulan bir sanatçıyım. Tabii gravür sanatçısı dediğiniz zaman sadece gravür yapan bir insan gibi algılanmak istemiyorum. Ben desen çizen, taş yontan, suluboya, yağlıboya, heykel, seramik gibi birçok malzeme ile çalışan bir sanatçıyım ve bunlardan bir tanesi de gravür sanatı. Benim hocalığım da gravür sanatı üzerinedir. Türkiye’deki birçok devlet kurumunda ve üniversitelerde gravür ve baskı sanatları dersi verdim. Bu dersin ismi de “Özgün Baskı Teknikleri”dir. Bunun içinde gravür, litografi taş baskı, serigrafi ve mix teknik dediğimiz, bunların birleşimi olan başka başka teknikler de var. Bu teknikler ile ilgili dünyanın birçok farklı bölgesinde konferanslar verdim ve kendi tekniğimi öğretmek için birçok farklı ülkeden davet aldım. Aynı zamanda kurucusu olduğunuz IMOGA hakkında bize bilgi verir misiniz? Bu müzenin yaklaşık, 40 - 50 yıllık bir geçmişi var. Atölyeden müzeye gelmiş bir kuruluştur. Bu müzenin özelliği, tamamen baskı teknikleri ile ilgili olmasıdır. Dünyada sayısı çok az olan o müzelerden biri, belki de onların içinde en önemli yere sahip olan bir müzedir. Burada kurduğumuz atölyelerde, hem Türk hem de birçok uluslararası sanatçı gelip iş ürettiler. İmkanlarım dahilinde, sanat eserlerini baskı teknikleri ile yaptılar ve o tekniklerle yaptıkları eserler, bugün duvarlarımızı süslüyor, müzenin de yapısını oluşturuyor. Bu, Türk ve dünya sanatının en büyük isimlerinden oluşan yaklaşık 200 sanatçının çalıştığı, 40 - 50 yıllık bir projeydi ve bu müzeyi oluşturdu. Bu çok önemli bir şey, dünyada da böyle bir örnek yok. Atölyemizde, Türk sanatının en büyük isimleri ile Avrupa’nın önemli sanatçıları çalıştılar. Ayrıca, baskı sanatları üzerine yarışmalar düzenledik. Bu arada, baskı sanatı konusunda, uluslararası birçok uzman ile bir araya geldik. Söz konusu olan atölyede üretilen işler ile bir müze kurulması söz konusu olunca, herkesin önüne bir kağıt koydum ve bir isim yazmalarını istedim. Yazılan tüm isimler içinde, hepimizin kabullendiği, “Istanbul Museum of Graphic Art (IMOGA)” oldu. Bu ismin Türkçe karşılığı da “İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi”dir. IMOGA, yaklaşık 15’inci yılını yaşıyor ve Türkiye Cumhuriyeti içinde yapılan ilk “çağdaş sanat müzesi” olma özelliğini taşıyor. Bugün, Batı’da gördüğümüz çağdaş müze binaları gibi bir binamız yok. Bence Türkiye’nin çağdaşlaşması için birinci önceliği ve olmazsa olmazı müzeler olmalıdır. IMOGA, Türkiye’deki müzeler arasında, dünyada sanatçılar tarafından en çok bilinenidir. IMOGA olarak birçok etkinlik düzenliyoruz. Buraya, anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise ve daha da ötesi, üniversiteler gibi güzel sanat eğitimi yapan kurumlardan çok öğrenci geliyor. Biz onlara, zaman zaman buradaki tekniklerin açılımını öğrenmeleri açısından yardımcı oluyoruz ve workshoplar (atölye çalışması) düzenliyoruz. Bunun yanında, grup halinde gelip bizden bilgi almak isteyen kuruluşlar oluyor. Yıllık, 50 - 60 bin kişi kadar ziyaretçimiz oluyor. Özellikle yabancılar çok ilgi gösteriyorlar. Türkiye’ye geldiklerinde, İstanbul Modern Sanatlar Müzesi ve IMOGA en çok gezilen müzelerin başında geliyor. Buraya gelen kişiler, genelde şaşırıyorlar. Çünkü, karşılarına beklemedikleri bir müze konsepti çıkıyor. Ayrıca, öğrencilere hizmet olarak sunduğumuz, “Imoga Channel” 32 TJK’NIN SESİ KASIM 2018

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=