2018_Kasim
adlı bir kanalımız var. Bu kanalda, birçok sanatçı ile yaptığımız söyleşileri, yaptığımız workshopları, hangi tekniğin nasıl öğretildiğini görme imkanları oluyor. Hatta, bazı okullarda bizim kanalımıza girip, bazı sanatçıları ve teknikleri tanıtmaları bizi mutlu ediyor. Gravür, desen, heykel, resim, seramik gibi birçok sanat dalında verdiğiniz eserlerin yanında bir de sinema geçmişiniz var. Bize biraz da sinema kariyerinizden bahseder misiniz? 1960’lı yıllar, genç olduğum ve tiyatro yaptığım günlerdi. Tiyatrodaki arkadaşlarımın ısrarıyla, bir sinema mecmuası olan Ses Mecmuası’nın düzenlediği yarışmaya katıldım ve ikinci oldum. Sinemaya da Ses Mecmuası sayesinde geçtim ve birçok teklif aldım. Ama en önemlisi, Metin Erksan’ın yönettiği, “Sevmek Zamanı” adlı filmin baş oyuncusu olma şansını yakalamam oldu. Eğer sinemada kalsaydım, belki başka bir boyuttaydım. Fakat, o dönemden birçok oyuncu arkadaşım beni davet ediyor, bir araya gelip sohbet ediyoruz ve bana, “En şanslı ve en doğru kararı veren sen oldun.” diyorlar. Sinema, güzel bir sanat. Sinemada çok şey öğrendim. Metin Erksan gibi ömür boyu sürecek olan dostluklar edindim. Ayrıca, Metin Erksan benim kurduğum kurumlarda hocalık da yaptı. Sinema, içinde birçok sanatı barındıran bir dal. Çünkü görsel estetik, hareketli olduğu zaman insanlar tarafından çok daha farklı bir şekilde algılanıyor. İçine, bir hikaye, anlatım ve felsefe girince daha da büyük bir boyut kazanıyor. Sinemanın içinde resim var, heykel var, edebiyat var, şiir var, müzik var, kısacası bütün sanat dalları var. Onun için sinemanın bana çok şey kazandırdığını düşünüyorum. Belki öyle bir evreden geçmiş olmamın da bugün geldiğim yerde payı vardır diye düşünüyorum. Bir sanat eğitmeni olarak ülkemizde sanata olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Avrupa, Ortaçağ’da skolastik (Rönesans öncesinde kilisenin dini görüşüne uygun düşünce sistemi) bir dönem yaşadı. Tamamen dine hapsedilmiş bir dönem geçirdi. Avrupa, Rönesans’ı sanatçılarla ve düşünürler ile buldu. Türkiye’nin yaşaması lazım gelen şey de bu olmalıdır. Eğer biz, çağdaş bir ülke olmak istiyorsak, sanat birinci önceliğimiz olmak zorundadır. Çünkü, sanat düşünmeyi ve yaratmayı gerektiren bir olaydır. Ben Türkiye’deki önemli kurumlardan olduğunu düşündüğüm, Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri’nin kurucusuyum. Zamanın Milli Eğitim Bakanı Avni Akyol benim arkadaşım olduğu için, onun büyük destekleriyle o kurumlar kuruldu. Bugün Türkiye’de 80 tane Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi var. Sanat, başlanması gerektiği yaşta başlanmak zorundadır. Liseyi bitirmiş bir çocuğu sanata başlatırsanız, ona ne müzik ne bale ne de başka bir şey öğretebilirsiniz. Onun için en azından, büluğ çağına gelen gençlerin sanat eğitimine başlaması lazım. Bu okulların yeniden ele alınması ve Anadolu isimlerinin iade edilmesi lazım. Böylece, bu okullarda başlayan sanat eğitiminin, Güzel Sanatlar Fakülteleri veya sanat eğitimi yapan yükseköğretim kurumlarına destek vermesi lazım. Bugün Türkiye’de yaşayan sanatçıların desteklenmesi lazım. Müzelerin kurulması ve artık Batılılar’ın bizi küçük görmesine izin vermememiz lazım. Sanat eğitimi! Sanat Eğitimi! Sanat Eğitimi! Çok önemli bir eğitim. Felsefe öğreterek, yaratmayı öğreterek, dil öğreterek, uluslararası platformda gezebilmeleri için desteklememiz lazım. Bunu yapmazsak, geri kalmış bir ülke olmaktan kurtulamayız... 33 TJK’NIN SESİ KASIM 2018
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=