2018_Kasim

nsanın kendisini anlatması kolay değil. Fakat, ben olduğunca anlatmaya çalışacağım... Son derece güzel çocukluk yılları geçirdim. Çünkü, çocukluğumda bahçelerde, parklarda ve arazilerde gezinme, ağaçlara çıkıp, meyve yeme, çukurlar açıp, çukurlara dolan sular ile çamur elde etme ve o çamurlarla oynama gibi bir şansa sahip oldum. Belki de bugün bir sanatçı olmamın nedeni de budur. O çıkarttığım çamur ile yaptığım ilk şeyler de at ve at arabası heykelleri oldu. Tabii ki, birçok primitif (ilkel) insanın yaptığı şeylerin benzerini de yaptım. Daha sonraki eğitim yıllarımda ise, bütün derslerimde çok başarılı olmama rağmen, resme olan ilgim çok büyüktü. Ben de ister istemez resme yöneldim. Ortaokulda ve Lise’de çok iyi hocalar ile yetiştim, daha sonra sanatı seçtim ve Gazi Eğitim Enstitüsü’ne giderek sanatçı olma kararı aldım. Kısaca anlatmam gerekirse, sanat hayatım bu şekilde başladı. Bilinçli düşünce ile kültürün birleşmesinden meydana gelen bir yapı oluştuktan sonra sanatçı olunuyor. Ben kendime sanatçı diyebiliyorum, çünkü aynı zamanda bir sanat eğitimcisiyim. Hatta, çoğu zaman bana sorduklarında, “Önce sanat eğitimcisi, daha sonra sanatçıyım” diyorum. Bugünün sanatçısı ise, sadece tuval boyayan, sadece suluboya yapan, sadece desen çizen, sadece heykel yapan insan değildir. Bütün bunları bir arada yapabilen insan bugünün sanatçısı olabiliyor. Bütün malzemeleri kullanabilmeyi, düşüncelerini de o malzemeyle anlatabilmeyi başaran insana sanatçı diyoruz. Ben de böyle bir yoldan geçerek geldim. Sanat eğitimciliği yaptığım yıllarda, öğretirken öğrendiğimi de söylemek istiyorum. Böyle bir sanat serüveni bu... Bunun içinde, uzun yıllar üniversitelerde hocalık var, dekanlık gibi idari görevler var, kurucu dekanlıklar var ve birçok başka şeyler de var... Sergiler var, Türkiye’de ve uluslararası yüzlerce serginin yanında, bienaller, trienaller ve birçok ödül var. Eserlerinizi incelediğimizde, at temasını sıklıkla kullandığınızı görüyoruz. Atlar sizin için ne ifade ediyor? Atlar, benim 7 - 8 dönemim içinde, en çok uğraş verdiğim konudur. Atların bende belki 40 yıla dayanan bir mazisi var, at çiftliklerinde günler geceler var, çizdiğim binlerce desen var ve bunlardan ürettiğim kitaplar, heykeller, yağlı boyalar, resimler, gravürler (metal, taş veya tahta üzerine oyma tekniğini kullanarak yapılan ve kağıda aktarılan sanat dalı) var. Bana göre at, tıpkı insanlar gibi karakteri olan bir yaratık. Ayrıca, dünyada iki tane güzel yaratık var diye bilinir. Bunların biri insandır, biri de attır. Altın kesim ölçülerine en uygun olan canlılar da bu iki yaratıktır. Dünya, bu iki yaratıkla, at ve insan ile kurulduğu günden günümüze kadar gelmiştir. Eğer at olmasaydı, birçok büyük devlet ve imparatorluk kurulamayacaktı, biz Orta Asya’dan Anadolu’ya gelememiş olacaktık, birçok büyük imparatorluğun kuruluşunun sebebi de at olmayacaktı. Bugün gündemimizi oluşturan bu ulvi yaratık üzerine çokça düşünen ve kafa yoran bir hocayım. Atların da tıpkı insanlar gibi isimleri var ve o isimleri söylediğiniz zaman size dönüp bakıyorlar. Farklı karakterlerinden ötürü, onları tanıyıp ona göre hareket etmeniz gerekiyor. İnsanlar nasıl zenciler, uzak doğulular, sarışın ırk, beyaz ırk gibi ırklara ayrılıyorsa, atlar da kesin olmamakla birlikte 200’e yakın ırka ayrılır. Buna bağlı olarak boyutları, yaptıkları hizmetler ve insanlarla olan ilişkileri farklı olabilir. Bizim kültürümüzde ve tarihimizde atın yeri çok farklıdır. Belki de dünyada en eski kültürlerden biri olan Türk Kültürü’nde at, kutsal bir yaratıktır. Onunla yapılan yarışlar, oynanan oyunlar çok önemlidir. Atlar, günümüzdeki modern at yarışlarına gelinceye kadar birçok evreden geçmiş, çok farklı şekillerde yetiştirilmiş, adaleleri geliştirilerek, yarış atı denilen atlar oluşturulmuş ve bir yarışmanın unsuru haline getirilmiştir. Tabii ki, dünyada bu tür koşularda kullanılan at sayısı belki binde birdir. Bu tıpkı, spor yapan, vücut geliştirme sporu ile ilgilenen insanlara benzer bir biçimde gündeme getirdiğimiz bir konudur. Atlar için de aynı şekilde, bugün spor için yetiştirilmiş ve hazırlanmış atlar, gündemimizde. Belki bu atlar, gravür ustası olarak yaptığım atlar değil ama o atlardan da uzak olan şeyler değil. Orada da atlar yine başka başka görevler yapıyorlar. Estetik bir buluşmanın sebebi, sanat dediğimiz şeyin birer objesi oluyorlar. Dünyada sanatçılar tarafından en çok çizilen iki tane yaratık, biri insan birisi de at oluyor. İlk çağdan günümüze kadar bütün sanatçıların, önce mağaralarda resmettikleri atı, Orta Çağ’da, Rönesans’ta ve çağımızda birçok sanatçının çizdiği atlar olarak görebiliyoruz. Türk Gravür Sanatı denildiğinde ilk akla gelen sanatçı olarak, bize gravür sanatı hakkında ve kendi adınızı taşıyan “Yaş Baskı Tekniği” hakkında bilgi verir misiniz? Gravür sanatçısı olarak, dünyada çok bilinen bir sanatçı olmanın yanı sıra, çok eser üretmiş bir sanatçıyım. Baskı tekniklerine ilave ettiğim çok önemli buluşlarım var. Özellikle, “Yaş Baskı Tekniği” dediğimiz bir teknik geliştirdim. Serigrafide (kumaş üzerine kalıpla baskı yapma tekniği) renkler tek tek basılıp, kurutularak yapılırken, ben bunları kurutmadan üst üste basarak veya yan yana kurduğum tezgahlarda, boyaları birleştirerek yaşken ilişkilerini sağlayıp, ara tonlar elde etmeyi ve çalışmanın çok renkli olmasını sağlayan tekniği buldum. 31 TJK’NIN SESİ KASIM 2018 KİMDİR? Süleyman Saim Tekcan, 1940 yılında Trabzon’da doğdu. 1961’de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim İş Bölümü’nden Lisans diploması aldı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Üniversitesi) Resim Bölümü’nden Lisans ve Mimar Sinan Üniversitesi’nde Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Sanatta Yeterlilik eğitimini tamamladı. 1968 ve 1975 yılları arasında Atatürk Eğitim Fakültesi’nde eğitim görevlisi olarak çalıştı. 1970’de bir yıl boyunca Almanya’da baskı eğitimi üzerine araştırmalarda bulundu. Daha sonra, 1975 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim kadrosuna girdi. 1985’te Profesör oldu ve aynı yıl Grafik Sanat Dalı Başkanlığı görevine atandı. Yugoslavya’da Sarajevo Sanat Akademisi ve Ankara’da Bilkent Üniversitesi’nde özgün baskı seminerleri verdi. 1991 yılında Almanya, Bonn’da Türk Grafik Sanatı’nda 12 Sanatçı ve Çağdaş Türk Resminden Bir Kesit başlıklı iki ayrı konferans verdi. 1994 - 1995 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Dekanlık görevini, Grafik Bölümü Başkanlığı ile beraber yürüttü. 1996 yılında Büyükada’da eğitime başlayan Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ni kurdu ve ilk eğitim yılı süresince Dekanlık görevini yürüttü. 2007 yılında, Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Kurucu Dekanlığı görevini yürüttü. 2008 yılında, I. Uluslararası Özgün Baskı Resim Bienali Jüri Üyeliği’nde bulundu. 2004 yılından bu yana İMOGA - İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı olarak çalışmalarına devam etmektedir. İ

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=