56 • ARAŞTIRMA • 2026 yılına giriş yaptığımız ve ülkemiz için önemli mihenk taşlarının temelini oluşturan 100. Gazi Koşusu’na sayılı günler kala, at yarışlarının hem ülkemiz hem de dünya için ne kadar büyük organizasyonlar olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Batıda bu süreç, teknolojik imkanlar ve profesyonel dokunuşlarla büyüyerek devam ederken; Orta Asya’da at yarışçılığı, ruhunu ve binlerce yıllık temelini koruyarak yaşıyor. Bu yazımızda; Orta Asya’nın kalbine, gökyüzünün toprakla birleştiği o sonsuz düzlüğe, zamanın adeta durduğu bir yere uzanıyoruz. Naadam. Modern at yarışları; çim, kum veya sentetik pistlerde, saniyelerin ve milimetrik hesapların hüküm sürdüğü profesyonel bir dünyadır. Ancak Moğolistan’da durum bambaşka bir boyuta evriliyor. Moğolların "Üç Erkek Oyunu" (güreş, okçuluk ve at yarışı) olarak adlandırdığı Naadam Festivali, bir halkın geleneklerine ne denli sarsılmaz bağlarla bağlı olduğunu gözler önüne seriyor. Her yıl Temmuz ayında düzenlenen ve en büyük organizasyonu başkent Ulan Batur’da gerçekleştirilen Naadam, ülkenin en önemli milli festivali olarak kabul edilmektedir. Naadam’da yarışlar hipodromlarda değil, 15 ile 30 kilometre arasında değişen vahşi bozkırlarda koşuluyor. Bu mücadele, atın yalnızca hızını değil, aynı zamanda ciğerini, dayanıklılığını ve binicisiyle kurduğu ruhsal bağı sınıyor. 2010 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne dahil olan bu festivalin en çarpıcı özelliği ise, bu devasa mesafeleri kat edenlerin profesyonel jokeyler değil, yaşları 5 ile 13 arasında değişen çocuklar olmasıdır. Batı standartları için "riskli" görülebilecek bu tablo, Moğollar için bir kutsal mirası temsil ediyor. Onlara göre bir çocuk, yürümeyi öğrenmeden önce at binmeyi öğrenmelidir. At onlar için bir araç değil, vücudun bir uzantısıdır. Toz ve kımız kokusu eşliğinde gerçekleştirilen bu koşuların anlamı, yerel halk için bir galibiyetin ötesindedir. Yarışı kazanan ata "On Bin Atın Lideri" unvanı verilirken, sonuncu gelen at için söylenen moral şarkıları, bu sporun sadece kazanmak değil, "var olmak" için yapıldığını hatırlatır. Günümüzde hala düzenli olarak gerçekleştirilen Naadam yarışlarının bir diğer önemli özelliği ise, halkın geleneklerine bağlılığını sürdürmesidir. Yarışı bitiren atın üzerinden yükselen buhar ve ter, izleyiciler tarafından kutsal kabul edilir. Yarış bitiminde atların terini toplama geleneği olan "Huihee", halk arasında en büyük şans kaynağıdır. O terin bir damlasını kendi üzerine sürmek, bir madalya kazanmaktan çok daha derin bir manevi tatmin sağlar. 100. Gazi Koşusu’na doğru ilerlerken, Veliefendi’nin çim pistinden Moğol bozkırlarına uzanan bu hikaye bize şunu hatırlatıyor. At yarışları yalnızca bir spor değil, bir milletin hafızasıdır. Kimi yerde kupayla, kimi yerde atın teriyle kutsanır. Ancak her coğrafyada aynı gerçeğe hizmet eder. İnsan ile at arasındaki o kadim bağa. Nadaam Festival At yarışları, güreş ve okçuluk... • Egemen Eray Saymaz
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=