2019_Mart

13 TJK’NIN SESİ MART 2019 görevlilerin yardımıyla, ata da bindi. Ona, atın sırtındayken neler yapması gerektiğini de öğrettiler. Biz, her hafta Nazlı için o at çiftliğine gitmeye başladık. Oraya gittiğimiz vakitlerde, atlı terapi görevlilerinin neler yaptığını inceledim. Hippoterapi denen şeyin aslı nedir diye öğrenmeye çalıştım, internete de girdim, kitaplar da karıştırdım. Bir gün, enteresan bir şey oldu; grup halinde gelen çocuklara hippoterapi uygulanırken, ki * Serebral palsi olan bir çocuğu ki, yüzünü hiç unutamayacağım, vinçle atın üzerine indirdiler. Bir baktım ki çocuğun yüzüne, kendini “Malkoçoğlu” gibi hissediyordu. Yüz ifadesinden, acayip bir heyecan duyduğu anlaşılıyordu. İşte o gün, atlı terapinin çok güzel bir şey olduğunu anladım. Yine o gün, o çiftlikte eksik bir el vardı, birinin yardım etmesi gerekiyordu. Dediler ki, “Kemal Hoca, sen de yardım eder misin?” Ben de girdim devreye ve giriş o giriş oldu. Daha sonra, devam da ettim ve atlı terapiyi öğrendim. Bunun yanında binicilik eğitimi de aldım. Süvariliği öğrendim. Hatta kendime, işte şimdi Türk olduk, Orta Asya’dan da böyle gelmiştik bile dedim... * Serebral palsi (SP): Doğum öncesi, sonrası ve sırasında oluşan beyin hasarı yada hastalıkları sonucu oluşan, ilerleyici olmayan hareket ve duruş bozukluklarının genel adıdır. Müzik, dans, resim, hat gibi sanat dallarının yanında, bir de halter, Kuk Sool Won ve Hap Ki Do, Taek Wondo gibi spor dalları ile ilgilendiğiniz sıra dışı bir yönünüz var. Peki, biniciliğe nasıl başladınız? Ben hayatta biraz hiperaktif bir adamım. Bu nedenle, sanat ve spor dallarına çok meraklıyım. Dövüş sporlarından tutun, su sporlarına, deniz motoru kullanmaktan, hat sanatına kadar birçok spor ve sanat dalı ile ilgilendim. Ben, bir işi bilerek ve anlayarak yapmayı severim. O konu ile alakalı okumayı da eğitim almayı da çok severim. Çok genç yaşta başlamamış olmama, hatta orta yaşın biraz üstünde, 50 yaşımda başlamama rağmen, binicilik sporu, yaptığım bütün işler arasında birinci sıraya oturdu. Ayrıca ben, simgesi yarı at, yarı insan olan yay burcuyum. Bu yıl işlerimin yoğun olması sebebiyle, binicilikle yeteri kadar ilgilenemedim ama binicilik takımlarım, evimin en güzel yerindedir. İnanır mısınız, sadece iki aydır at binmedim ama atın kokusunu özledim. “Atın kokusu olur mu?” diyeceksiniz, atın terinin kokusunu bile özledim. Vahşi atların ehlileştirilmesini, nefsin terbiyesine benzetiyorsunuz... Atlar sizin için ne ifade ediyor? Benim tasavvufa olan merakım, atlara olan sevgim ile bir araya gelir. Ben atlarla ilgilenmeye başladığım andan itibaren, tasavvufun bir çok sırrını, yani metafiziksel derinliğini de hissetmeye başladım. Mesela, nefis pek çok tasavvufi yaklaşımda önemlidir, hayatınızdaki bütün mücadele de nefsinizi yenmek, imha etmek, yok etmek üzerinedir. Ben diyorum ki, bu nefis insanı canlı tutan şeydir, önemli olan bu nefsi terbiye etmektir. Peki, nefis nasıl terbiye edilir? Tıpkı, bir atın terbiye edilmesi gibidir. At, vahşidir... Nefsinizi seveceksiniz ama nefsinizin terbiye olması, yani sizin işinize yarayacak şekilde ehlileştirilmesi önemlidir. Onda, tıpkı atlarda olduğu gibi yine bir güç vardır, yine kudret vardır, dağları aşan hususiyeti vardır. Atlarda olduğu gibi pısırık bir at olacak değil, yine yarış koşacak, yine dağları aşacak, savaşçı ruhunu muhafaza edecek. Ama neyi, nasıl ve ne zaman yapacağını bilecek. Bu da süvarisiz olmaz, o süvari ona öğretecek. Dolayısıyla, benim üzerinde durduğum bir konu var, nefis sizin bildiğiniz attır. O, sizin bineğinizdir. O, sizi bir yerden bir yere götürecek olan en önemli armağandır. Aslında düşünecek olursak, Hazreti Peygamberimizi de miracına götüren, “Burak” adlı özel bir attı. Dolayısıyla, tasavvufta bütün hayvanların peygamberinin de bir at olduğu söylenir. Atın öylesine bir derinliği vardır. Hakikaten bir atın yanına yaklaştığınız zaman, o kutsiyeti hissedersiniz. HASAN ALİ SAY PROF. DR. MİM KEMAL ÖKE

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=