Koşu veya hareket başladığı zaman bu kimyasal maddeler ATP’ye dönüştürülerek kas liflerinin enerji gereksinimini karşılanır. Bu süreçte az miktarda protein de enerji üretimi için kullanılabilir. Yürüyüş veya hafif tempolu çalışmalarda akciğerlerden gelen oksijen kullanılarak aerobik sistem devreye girer. Depolanmış glikoz, glikojen ve serbest yağ asitlerinden ATP sentezlenir. Bu kimyasal olaylar sırasında açığa çıkan su ve karbondioksit, terleme ve solunum yolu ile akciğerlerden dışarı atılır. Oksijenli bu sistem yavaş işler ve çalışmanın tüm enerjisini bazen karşılayamaz. Bunun yerine hızlı fakat az miktarda enerji üreten oksijensiz (anaerobik) sistem kullanılır. Oksijenli sistem, anaerobik sistemin ürettiği enerjinin 600 kat fazlasını üretebildiği bir araştırma sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Aerobik sistemde su ve karbondioksit artık ürün olmasına karşı anaerobik sistemde daha farklı bazı zararlı maddeler meydana gelir. Bunların içinde en çok bilineni kas yorgunluğuna yol açan laktik asittir. Anaerobik sistem sadece glikoz ve glikojen depolarından yararlanır. Yağ asitleri ve proteinleri kullanamaz. Enerji üretiminde kullanılan iki sistemi biraz daha açıklamak gerekir. Bunlardan anaerobik sistem birkaç saniyede devreye girerek gereken enerjiyi üretir. Onun da iki alt sistemi vardır. İlkinde kaslarda depolanmış olan ATP ve kreatin fosfatı kullanarak enerji üretimi başlar. İkincisinde kandaki ve kaslardaki glikoz, oksijen olmadan enerjiye dönüştürülür. İşlem sonunda laktik asit meydana gelir ve kas dokusunda birikir. Glikozun parçalanma sürecine Glikoliz denir. Anaerobik sistemde egzersiz veya efor dediğimiz çalışma (koşu) çok yoğundur. Nabız hızla artar. Fakat bu tempo uzun süre devam edemez. Kaslardaki ve kandaki laktik asit artışı, yorgunluğa ve yanma duygusuna neden olur. Bu sistemde hücresel düzeyde oksijen kullanılmaz. Aniden yapılan ve kısa süreli koşularda, oksijenin kaslara yetişemediği durumda kullanılır. Başlıca yakıt karbonhidratlardır. Yüksek yoğunluklu ve aralıklı antrenmanlarda iskelet kasları ve solunum yollarındaki kasların enerji gereksinimlerini çok çabuk karşılar. Kısacası anaerobik metabolizma sistemi enerjiyi hızla üreten ve sınırlı süreye sahip bir yoldur. Aerobik (oksijenli) sistem düşük veya orta yoğunluktaki koşularda kullanılır. Nabız, anaerobikteki sayının biraz altındadır. Bu yöntem uzun süre devam edebilir. Enerji üretimi için glikozun yanı sıra yağlar da parçalanır. Solunum ile akciğerlerden alınan oksijen kaslara kan damarları ile ulaştırılır. Yakıt üretimi sırasında bu oksijen kullanılır. Karbonhidrat ve yağlardan ATP sentezlenir. Kas hücrelerindeki mitokondrilerde yağlar ve karbonhidratlardan oksijen yardımı ile enerji (ATP) üretilir. Düzenli olarak yapılan düşük tempolu ve uzun süreli koşular, kas liflerindeki mitokondri sayısını ve hacmini arttırır. Böylece kasların oksijen kullanım kapasitesi artar. Kaslara daha çok kan taşındıkça kas lifleri arasındaki kılcal kan damarları da genişler. Sonuç olarak aerobik koşularda kalp ve damar sistemi gelişir. Dayanıklılık artarken yağ yakımı da gerçekleşir. Buna karşı anaerobik çalışmalarda gelişmeler kaslarla ilgilidir. Kas kitlesi, hızı ve ani kasılma gücü artar. ANAEROBIK EŞIK Uzun mesafe koşularının çoğu en yüksek hızın daha altında yapıldığı için, öncelikle aerobik sistem kullanılır. Koşu temposu arttıkça ATP kullanım hızı da artar ve aerobik yol ile oksijen kullanarak maksimum enerji üretilmesine rağmen ATP sentezi yeterli olmaz. Bu anda atın koşuya devam edebilmesi için anaerobik sistem ile enerji üretimine gerek duyulur. Her at için değişmekle birlikte bu anaerobik eşik, dakikadaki kalp atışının 140 - 150 aralığına denk geldiği düşünülmektedir. İskelet kaslarının anaerobik metabolizmaya geçmesiyle birlikte laktik asit oluşması da artar. Bazı araştırıcılar, anaerobik eşiği metabolik asidozun (kanda laktik asit birikmesi) başlangıcı olarak kabul ederler. Atın anaerobik gücü ve kasların kapasitesi, aralıklı ve yoğun antrenman yapılarak geliştirilir. Arap veya İngiliz atları bir dakika boyunca yaklaşık 800 - 1000 metre mesafede en yüksek hızda koşabilirler. Bir dakikanın sonunda anaerobik sistem ile üretilen enerji miktarı yeterli olamayacağı için aerobik sistem de maksimum hızda koşmaya enerji sağlayamadığı için atın hızı azalır. Önemli olan bitiş çizgisini önde geçerken en hızlı giden değil, atın en yavaş şekilde yavaşlamasıdır. Aerobik, anaerobik, dayanıklılık ve hız gibi egzersiz türleri tek başına bir anlam ifade etmez. Her antrenmanda her iki sistemin de bir parçası etkin rol oynar. Bir şeye düşman olacaksan, onu bilmen gerekir. Bir şeyi savunacaksan yine onu bilmen gerekir. İmam Gazzali 61 Türkiye Jokey Kulübü • • AT SAĞLIĞI •
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=