2020_Temmuz
19 TJK’NIN SESİ TEMMUZ 2020 üzerine çalışıyorum. Genelde ofise gidiyorum. Eğer hafta sonu ise; ofisten kendimi izinli sayıp, evde 1 - 2 saat dinlenme şansım oluyor. Ama yarış olunca hep aklınız atınızda oluyor. Acaba yarış nasıl gidecek? Atım nasıl koşacak? Atımız düşündüğümüz kadar iyi mi? Aman bir aksilik olmasın, güzel koşsun... Hep bu hislerle dolusunuz zaten. Mesela uyuyayım deseniz bile uyuyamıyorsunuz heyecandan. Yarış saati de apayrı bir heyecan. Kendim at bindiğim zaman da çok heyecanlanıyorum. Konkurda, müsabakada da binerken de öyleydim. Yarışta binerken de öyleyim. Bazen kendi kendime diyorum ki; “Duygu sen binmiyorsun. Yani, atın çıkacak ve koşacak. Artık ondan sonra her şey olduğuna varacak. Jokeyimiz, atımız birlikte inşallah en iyisini yapacaklar. Niye böyle heyecan yapıyorsun?” diye kendim ile konuştuğumda gülüyorum. Ama işte o da apayrı bir heyecan. Bazen nutkunuz tutuluyor yarışın sonlarında. Bazen bağırmadan sakin kalayım diyorum, kimseyi rahatsız etmeyeyim. Bazen de gerçekten engel olamayıp, tezahürat yapıyorum. Çok değişken ama çok büyük bir heyecan. “GÖKHAN KOCAKAYA İLE BİZLER BİR AİLE GİBİ OLDUK” m Ekürinizin safkanlarını pistlerde uzun bir süredir jokey Gökhan Kocakaya ile görüyoruz. Bunun hakkında neler söylemek istersiniz? Yurt dışında dikkatinizi çekmiştir. Her büyük ekürinin bir jokeyi vardır. Hatta bazen yerine göre, 2 - 3 jokey ile de çalıştıkları olabiliyor. Biz de eküri olarak, Gökhan’la (Kocakaya) böyle bir çalışma içindeyiz. Ama bu çalışma, inanın çok daha ileriye gitti ve bizler artık bir aile gibi olduk. Hep birlikte atları konuşuyoruz, sabah idmanlarına geliyoruz. İnşallah, bu çalışma ortaklığımız en güzel şekilde devam edecektir. m Peki Yetiştiricilik mi? At Sahipliği mi? Aslında ikisini de birbirinden ayıramıyorum. Ama sorunuzu biraz değiştirirsem, “Çiftlik mi? Saha mı?” derseniz eğer, ben sahanın heyecanını daha çok seviyorum. Ama “Yetiştiricilik mi? At Sahipliği mi?” diye sorarsanız, ikisini birbirinden ayıramam. Fakat; her iki alanda da bedenen bulunmam çok mümkün olmadığı için, ben sahayı daha fazla tercih ediyorum. Buradaki aksiyon biraz daha farklı geliyor bana. Çiftliğe de sık sık gidiyorum ama saha benim için çok daha başka. “MAVİ, NAZARDAN KORUR. GRİ DE ONA UYUM SAĞLIYOR” m Formanızın rengi gri, beyaz ve mavi. Bunun farklı bir anlamı var mı? Özellikle mavinin bir anlamı var; nazara karşı koruması. Mavi rengini çok seviyorum. Atlar; biliyorsunuz, çok naif ve çok saf canlılar, çok nazar çekebiliyorlar. Onun için mavi özellikle formamızda var. Gri de maviye uyum sağladığı için var. Bir de bazı renkler uzaktan çok net görünmeyebiliyor. Ben formamı uzaktan da olsa çok net takip edebiliyorum. m Şansa ve uğura inanıyor musunuz ? Ritüelleriniz var mıdır? Atçılıkta şunu yapsam daha uğurlu gelir dediğiniz şeyler oluyor mu? Tabii ki! İlk başta, mavi renk. Onun dışında, mutlaka her atımın başlıklarının, kantarmalarının sol tarafında bir nazar boncuğu vardır. Sadece yarış atlarımda değil, konkur atlarım varken onlarda da vardı. O da yine çocukluktan gelen bir inanış. Rahmetli anneannem yeni at aldığım zaman; bana mutlaka bir nazar boncuğu hediye ederdi, onu takardım. Bunun dışında, padoğa da sağ ayağım ile giriş yaparım. Biraz daha uğurlu kabul ettiğim kıyafetlerim vardır. Mesela bir kıyafetle güzel bir yarış kazandıysak, hemen o kıyafet uğurlu kategorisine geçer. Dualarımız, besmelelerimiz zaten her atçıda olur, sadece Türkiye’de değil bütün dünyada. Dünyada da binicilerde, atçılarda ve at sahiplerinde bu tür şeyler vardır. “BURADAN KADINLARIMIZA SESLENİYORUM...” m Burası erkek egemenliğinin hakim olduğu bir sektör. Siz, bir kadın at sahibi ve yetiştirici olarak bu konu hakkında neler söylemek istersiniz? Aslında, atçılık sektöründe dünyaya baktığımızda daha çok kadın görüyoruz. Ama ne yazık ki, ülkemizde bu biraz daha sınırlı sayıda. Belki çok meşakkatli bir iş ya da hobi diyelim; çünkü zaman zaman iş, zaman zaman da hobi oluyor. Atlar ile birebir ilgilenmek istediğiniz zaman bedenen de sizi bir hayli zorlayan bir aktivite. Belki onun için kadın sayımız biraz daha az ve sektöre erkekler egemen gibi duruyor. Ama inanın hipodromda hiçbir şekilde cinsiyet ayrımının olmadığını düşünüyorum. Kendi adıma ilk geldiğim zamanlardan bahsetmem gerekirse, evet belki insanlar bir süre yadırgadılar ama sonra sizi o kadar kendilerinden görüyorlar ki... Burada herkes atçı, herkes buraya emek veriyor, herkes atı seviyor, herkes aynı amaç için en düzgün şekilde elinden geleni yapmaya çalışıyor. Onun için cinsiyet ayrımcılığı da ortadan kalkıyor. Kadınlarımıza da buradan seslenelim; Dışarıdan bakıldığında bu sektöre erkekler egemen gibi görünüyor olabilir. Sayıca kadınlarımız daha az olabilir ama içine girdiğiniz zaman belki en eşitlikçi camia yarışçılık camiasıdır diyebilirim. “Çiftlik mi? Saha mı?” derseniz eğer, ben sahanın heyecanını daha çok seviyorum. Ama “Yetiştiricilik mi? At Sahipliği mi?” diye sorarsanız, ikisini birbirinden ayıramam. Arap isimli pony ile Bursa Atlı Spor Kulübü’nde... (1978)
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=