2020_Temmuz

18 TJK’NIN SESİ TEMMUZ 2020 sli üyelerimizden Duygu Fatura, “Kadın Atçılarımız Anlatıyor” söyleşi serimizde son konuğumuz oldu... Kadın binici, antrenör, yetiştirici, at sahibi ve veteriner hekim olan Duygu Fatura ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik... Söz, Asli Üyemiz Duygu Fatura’da... m Atçılığa nasıl başladınız? O süreci anlatabilir misiniz? Atçılık, daha doğrusu atlar, çocukluktan beri en büyük tutkum. Çok küçük yaşlarda at binmeye başladım. Çiftliğimizde atlar ile çok vakit geçirdim. Ama yarışçılık ateşi içime, 70’li yılların sonlarında, Atıcılar’daki Eski Bursa Hipodromu’ndaki yarışları seyrettiğim sırada düştü. Uzun bir zaman aldı benim yarışçılık camiasının bir parçası olmam. Ama ondan evvel uzun yıllar binicilikle uğraştım. Engel atlama dalında yarıştım. Atlara olan ilgim çocuklukta başladı ve bir daha onlardan hiç kopmadım. İnşallah da bir ömür boyu hiç kopmam diyorum. m Mamas Boy isimli bir safkanınız vardı ve yanlış hatırlamıyorsam, 2 Şubat 2006 tarihinde, İzmir’de ilk birinciliğini gördünüz. Nasıl bir histi bu? Önce Mamas Boy ile ilgili şöyle bir şeyden bahsetmek istiyorum; Mamas Boy’un annesi Masuri Cabisa’nın 29 yaşında olması gerekiyor sanırım. Hala hayatta ve çiftliğimde. Bu kısrak, Rahmetli Alpay (Özoğul) Ağabeyim’in bana hediyesidir. Aslında beni atçılığa, İngiliz atı yetiştiriciliğine başlatan ve buna teşvik eden kişi de Alpay Özoğul’dur. Bu vesile ile kendisini de burada bir kez daha rahmetle anmak istiyorum. Dediğim gibi, annesi Masuri Cabisa. Daha sonra Unaccounted For’a çekildi, hatta onun başvurusunu da Alpay Özoğul yapmıştı. Aslında onun fikriydi Masuri Cabisa’yı Unaccounted For’a çekmek. Bu eşleşmeden Mamas Boy doğdu. Mamas Boy, benim kendi yetiştirdiğim ilk tayımdı. Sahaya geldi, ilk defa ben üstüne bindim. İlk eğitimlerini ben verdim. İlk yarışında bizi yanıltmadı ve ikinci oldu. Kazanmış kadar sevindim. İzmir’deki birinciliğini zaten unutmama imkan yok. Barış Kurdu biniyordu. Bu kadar çok sevindiğim ender olmuştur. Bu, farklı bir duygu idi. Ben engel de atladım, orada da birçok derecelerim, kupalarım, başarılarım oldu. Fakat düz yarışlarda atınızın birinci olması apayrı bir heyecan, apayrı bir hismiş. Onu da o gün yaşamış oldum. “PADRE PADRONE, RIBELLA’NIN OĞLU VE YERİ ÇOK BAŞKA” m Pek çok başarılı safkan yetiştirdiniz ve birçok önemli yarış kazandınız. Copperfield ve Padre Padrone de bunlardan öne çıkanlar oldu. Onları pistlerde görmek nasıl bir his? Benim için yeri çok özeldir dediğiniz bir safkan var mı? Hepsine, her safkana gerçekten ayrı ayrı emek veriliyor. Hemde daha aşım aşamasından, yani aygırı seçme aşamasından. Copperfield’ın babası olan Three Valleys, sevgili Selman Taşbek ile ikimizin ortak sahip olduğu bir aygırdır. Ben, özellikle Copperfield için ve onun gibi diğer atlarımız için tabiri caiz ise “ev yapımı” diyorum. Padre Padrone yurtdışında doğdu ama bu safkan, Ribella’nın oğlu olduğu için her zaman ayrı bir yere sahiptir. Copperfield da keza öyle ama yetiştirdiğimiz her at bizim için çok kıymetli. Onların şampiyon olması veya olmaması bir tarafa, ilk defa piste çıktıklarında çok büyük mutluluk yaşıyoruz. Ama bazen atların birtakım problemleri olabiliyor. Bazen onlardan beklediğiniz kadar iyi koşamıyorlar. Fakat, ellerinden geleni yaptıklarını görüyorsunuz. Bu bile sizi duygulandırmaya fazlasıyla yetiyor. Onun için nasıl ki anneler çocuklarını birbirlerinden ayırt etmiyorlarsa, benim de yetiştirdiğim atları birbirlerinden ayırt etmem mümkün değil. m Atçılıkta örnek aldığınız birileri var mı? Özellikle iki isim benim için çok önemli. Bir tanesi Selman Taşbek, ki biz güçlerimizi birleştirdik ve ben ondan feyz alarak çok şey öğreniyorum. Bir tanesi de rahmetli Özdemir Atman. Çok uzun süreli olmasa da kendisini tanıma şansım olmuştu. Özdemir Atman’ın bir fotoğrafı, halen ahırımızda bir köşede durur ve her gün karşımızdadır. Bizi bir nevi denetler oradan. Bu iki isim benim için çok önemlidir. Bu vesileyle, Özdemir Atman’ı saygı ve rahmetle anmak isterim. m Atınızın yarışının olduğu bir gün sizin için nasıl geçer? Sabahları her gün idmanımız oluyor. Ben de şahsen her gün idmanlarda bulunduğum için, bazen binebileceğim tayları veya atları kendim çalıştırmayı tercih ediyorum. Bu nedenle günüm çok erken başlıyor. Yarış olsa da olmasa da biraz geç bitiyor. Çünkü, ben özellikle tayların güneş görmelerini arzu ediyorum. Bu sebeple onları biraz daha geç çalıştırıyorum. Daha sakin saatlerde ve güneşli havalarda çalışıyorlar. İdman bittikten sonra, her zaman istirahat şansım da olmayabiliyor. At beslenmesi üzerine çalıştığım bir işyerim var. Ayrıca at nalları da var ama daha çok at beslenmesi A

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=