2020_Subat

NNE Nurbiye Gülerce, kızları Selma ve Gülnur Gülerce… Yıllardır sahalarımızda olan, pek çok büyük kupanın sahibi Gülerce Ekürisi’nin günümüzdeki temsilcileri. Rahmetli Yavuz Gülerce’nin ardından; bugün 82 yaşında olan Nurbiye Hanım, hala atlarıyla yakından ilgileniyor. Kızları Selma ve Gülnur Gülerce ise babalarından devraldıkları bayrağı hem iş hayatlarında hem de atçılıkta taşıyabildikleri kadar ileri taşımak gayesindeler. Kadın atçılarımızla bir araya geleceğimiz bu söyleşi serisi için ilk konuğumuz da 3 kadının temsil ettiği Gülerce Ekürisi’nden, Sayın Gülnur Gülerce oldu. Keyifli okumalar… Camiada kadın atçılarımızın sayısının artması hepimizin temennisiyken, ekürinizde annenizin çok etkili olduğunu görüyoruz. Mahmudiye’de büyümüş ve babanıza atçılıkta çok destek oluyor. Biraz ekürinizin kuruluşundan, atçılığa başlama hikayenizden bahsedebilir misiniz? Gülerce Ekürisi, rahmetli Yavuz Gülerce ve Nurbiye Gülerce’nin birlikteliği ile kurulmuş bir eküri. 30 yılımızı doldurmak üzereyiz. İnşallah, nice yıllarımız olsun. Bu camiada çok güzel günlerimiz oldu. Büyük heyecanlar yaşadık. Aynı zamanda yarış kaybedip üzüntüler de yaşadık ama bu bambaşka, çok güzel bir camia. Öncelikle, beni böyle bir camianın içinde var ettikleri için aileme çok teşekkür ediyorum. Kulübüme, bakanlığımıza, çok teşekkür ediyorum. Bizlere her zaman destek verip yolumuzu açtılar. Atlarımızı istediğimiz zaman istediğimiz ihalelerden alabildik. Hanım olarak da hiç fark gözetmeksizin koşabildik. Biz Kafkas Türkü’yüz. Dedelerimiz Kafkasya’dan göç etmişler. Kafkas Türkleri’nin en değer verdiği önce ailesi ve ailesinin bir bireyi olarak at’tır. Annem her zaman anlatır; Mahmudiye’de ilkokula da atlı arabalarla gitmişler. O zamanlar çok kar olurmuş, sırtta taşırlarmış çocukları kar’a bata çıka... Babam da uzak değilmiş atlara. Sülalesi Kafkasya’da, atçılıkta önde gelen bir sülaleymiş. Hala da öyleler. Oradaki jokey kulübünde etkin yerlerdeler. Hatta, bir kuzenim yaklaşık 2 ay kadar önce orada Karaçay atlarının pedigrilerinin olması için uzun yıllar çalıştıktan sonra, studbook atların soy ağacı defterini hazırlayıp onaylattı. Şu anda hepsinin pasaportları çıkarılmış durumda. Tabii atçılık orada bizim kadar ilerlemiş değil. Biz Avrupa standartlarına daha uygunuz. Orada da endurance (atlı dayanıklılık) yarışları ön planda... Biz at’la büyümedik ama çocukluğumuzda Mahmudiye’de panayırlar olurdu. O panayırlarda at yarışları düzenlenirdi. Biz hep kuzenlerimle, dayımla beraber at yarışlarını izlerdik. Senede bir kere Mahmudiye’ye panayıra gitmek için gün sayardık. Bir daha ne zaman gideceğiz diye beklerdik. Bu şekilde atları biraz daha yakından tanıma fırsatı bulduk. Sonuç olarak atları seviyoruz. İyi ki burada bu işi yapıyoruz. Güzel bir iş ki her sabah saat 4’te bu atımın idmanı nasıl olmuş, 10’da bir sıkıntısı var mı, yok mu diye kontrol ediyoruz. Acemilik dönemimde çok daha yakından öğrenmeye çalışıp arıyor, soruyordum. Öğrenmenin yaşı yok ama şimdi daha çok keyif aldığım bir dönemdeyim. “Bu iş çok enteresan. Atçılık yapmayan arkadaşlarımdan ‘Hala alışmadın mı?’ diye soranlar oluyor. Her yarış ayrı bir heyecan... Sanki ilk defa bir atınızı koşuyormuş gibi hissediyorsunuz. Özellikle maiden koşuların heyecanı daha farklı oluyor.” “Atçılığımızın gelişmesi ve daha çok tanınıp destek alabilmesi için insanların dışarıdan çok zor gördükleri at sahibi olmanın daha da kolaylaşmasını istiyorum. Bu camianın daha da kalabalıklaşmasını istiyorum. Umarım ileriki dönemde böyle olur.” A 7 TJK’NIN SESİ ŞUBAT 2020

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=