2020_Kasim
trenlere taşınması, trenlerden alınan kömürün fabrikalara, fabrikalarda işlenen kömürün de ev veya depolara nakliyesi de atlar sayesinde gerçekleştiriliyordu. Evet, buharlı trenler kullanılmaya başlanmıştı ama onların bile atlara ihtiyacı vardı. Çünkü trenlerin de makas veya yön değiştirme işlemlerinde atlardan yardım alınıyordu. Buna ek olarak, bu dönemde ortaya çıkan çeşitli icatlar insan ömrünün uzamasını sağlarken, insan ömrünün uzaması da özellikle şehirlerdeki nüfusun çok hızlı bir şekilde artmasına neden oldu. Adeta zincirleme bir reaksiyon şeklinde nüfusun artması da besin ve ulaşım ihtiyacını arttırdı. Bu nedenle tarım ve ulaşım için daha fazla atın yardımına ihtiyaç duyuldu. 1800’lü yılların sonunda, tek başına New York’taki at nüfusu 150.000 ile 175.000 arasındaydı. Amerika Birleşik Devletleri’nin tamamında 3 ila 5 milyon arasında at olduğu tahmin ediliyordu. Günümüzde neredeyse 68 milyon olan İngiltere nüfusu ise 1800’lü yıllarda yaklaşık 4,5 milyon kadardı. At nüfusu ise 300.000 idi. Yani 15 kişiye 1 at düşüyordu. Elbette ki vardiyalı çalıştıkları için bu atların hepsi aynı anda yolda olmuyor, bir kısmı görevlerini yerine getirirken diğerleri de dinleniyordu. Fakat, sürekli artan at nüfusu 19. Yüzyılın sonlarında öyle bir noktaya ulaştı ki şehir içi ve şehirler arası yollarda trafik görülmeye başlandı. Evet, henüz tek bir arabanın bile yollarda olmadığı bu yıllarda hem şehir içi hem de şehirler arası trafik söz konusuydu. ATLAR VE KAOS... 1800’lü yıllarda şehirlerdeki nüfusun hızla artması, şehir içi ulaşımda kullanılan at arabası sayısını arttırmanın yanında, atlarla çekilen omnibusların ve atlı tramvayların ortaya çıkmasına, bu ise tam bir kaosa neden oldu. Artık kalabalık caddelerde park sorunu söz konusuydu ve yayalar için ezilmeden ya da bir at tarafından tepilmeden yürümek büyük bir dikkat gerektiriyordu. Bir atlı arabanın, omnibusun veya tramvayın çoğunlukla tahtadan yapılan tekerlekleri çıktığında veya kırıldığında, ki bu sıklıkla oluyordu, yollar saatlerce kapanabiliyordu. Bu atlı araba, omnibüs veya tramvaylar, 1’den başlayıp 6, 8 ve hatta 10’a varan sayıda at ile çekilebiliyordu. Bir şekilde koşum takımları koptuğunda, atlar bir yana çektikleri araç ise diğer bir yana savruluyordu. Özellikle yük indiren veya mal yükleyenler yolu kapatıyor, işleri bitene kadar da trafik sıkışıklığına neden oluyordu. Yeterince eğitilmemiş olan çeki atları kalabalık bir caddede başka bir atlar ile karşılaştıklarında huysuzlanabiliyor ve bunun sonunca ortalığı birbirine katabiliyordu. Ufacık dikkatsizlikler, maddi ve manevi zararlara sebep olan trafik kazalarına yol açabiliyordu. Bırakın trafik kurallarını, çoğu zaman kaldırımın bile olmadığı yollarda ölümle sonuçlanabilen trafik kazaları da yaşanıyordu. Trafik çekilir bir dert değil ama henüz arabaların icat edilmediği, günümüzden 250 sene öncesine dönebilsek bile yine de trafiğin olduğunu görüyoruz. Trafikten kaçınmak mümkün olmadığına göre trafikteki herkesin yolculuklarını güvenli bir şekilde tamamlayabilmeleri adına trafik kurallarına azami şekilde uymalı ve her daim dikkatli araç kullanmalıyız. Unutmayın,“Trafik hayattır!..” 33 TJK’NIN SESİ KASIM 2020
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=