2020_Kasim

rafik kelimesi, ulaşım yollarında bulunan taşıt ve yayaların tümü, ulaşım yollarının yayalar ve her türlü taşıt tarafından kullanılması, gidiş geliş ve seyrüsefer anlamlarına gelmektedir. Günümüzde, özellikle büyükşehirlerde yaşayanlar için “trafik” kelimesi hiç de yabancı değil. Trafikte her gün saatlerini kaybeden milyarlarca insan, yolda geçirdikleri süre boyunca gürültüye maruz kalmaları bir yana araç içinde sabit ve hareketsiz oldukları için çeşitli sağlık sorunları ile yüz yüze geliyorlar. Trafikteki tehlikeler ve fosil yakıt ile çalışan araçların yol açtığı çevre kirliliği de buna eklendiğinde, birçok insan ister istemez araçların bu kadar yaygın olmadığı geçmiş günlere özlem duyuyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, geçen yıl itibarıyla Türkiye’de trafiğe kayıtlı 23 milyon 156 bin 975 aracın yüzde 54’ünü otomobiller, yüzde 16’sını kamyonetler, yüzde 14’ünü motosikletler, yüzde 8.2’sini traktörler, yüzde 4’ünü kamyonlar, yüzde 2’sini minibüsler, yüzde 1’ini otobüsler, yüzde 0,3’ünü de özel amaçlı taşıtlar oluşturdu. 4 milyon 187 bin 776 taşıtla en fazla aracın bulunduğu ilimiz İstanbul olurken, bu kenti Ankara, İzmir ve Antalya izledi. 9 bin 188 taşıtla Hakkari, 9 bin 359 taşıtla Tunceli ve 15 bin 589 taşıtla Bayburt en az taşıtın bulunduğu iller olarak sıralanıyor. Bu illerimizde bile zaman zaman trafik olduğunu göz önüne alırsak insan henüz hiçbir aracın yollarda olmadığı 1700’lü yıllara dönmek istiyor. Peki, günümüzden 200 yıl öncesinde de trafik var mıydı? Atlar, eşekler, katırlar, öküzler, develer, bufalolar, lamalar, geyikler, köpekler ve hatta filler... Atlar ve tüm bu diğer sevimli yük ve çeki hayvanları, kömür madenciliğinden tarla sürmeye, ulaşımdan nakliyeye birçok alanda insanlara yardımcı oldular ve 20. yüzyılın başına kadar sanayi toplumunun bel kemiğini oluşturdular. Daha güçlü, kuvvetli, dayanıklı ve dost canlısı olmaları nedeniyle diğer yük ve çeki hayvanlarından ayrılan atlar ise o güne kadar yapılamayan birçok şeyi mümkün kıldılar. 1700’lü yıllarda at sırtında ya da bir atlı araba ile binlerce kilometre uzağa ulaşabilen insanlar, gittikleri yerlerden edindikleri ham maddeleri yine atlar sayesinde istedikleri yerlere ulaştırabildiler. 1700’lü yılların ortalarında buharlı makineler yaygınlaşırken, 1800 yıllarda İngiltere’de ilk buharlı lokomotif kullanılmaya başlandı. Doğal olarak, buharlı makinelerin kullanılmaya başlanması ile birlikte tarım, sanayii, nakliye ve ulaşım alanlarında atlardan yardım alımının azalması bekleniyordu fakat ilk zamanlarda bunun tam tersi gerçekleşti. Buharlı makinelerin icat edildiği ama henüz yaygınlaşmadığı bu dönemde, insanların atlara olan ihtiyacı da arttı. Çünkü, artık hızla demir yolları inşa ediliyor ve daha önce taşınması mümkün olmayan miktarlardaki hammaddeler ticaretin yoğun olduğu bölgelere ulaştırabiliyordu. Bu hammaddelerin orta ve kısa mesafelerde bulunan gerekli yerlere ulaştırılabilmesi için ise halen atlar kullanılıyordu. Hammadde ve ticaret mallarının miktarı arttıkça daha fazla ata ihtiyaç duyuldu. Örneğin; madenlerden çıkartılan kömürün T ATLAR ve TRAFiK... Günümüzden 250 sene öncesinde de trafik var mıydı? HASAN ALİ SAY AT’IN İZİNDEN 32 TJK’NIN SESİ KASIM 2020

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=