2019_Ocak
46 TJK’NIN SESİ OCAK 2019 4/ İyi bir atı seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? Atları yarışlara hazırlarken nasıl bir süreç izliyorsunuz? Çok eskiden, en iyi atlar, Mardin - Gurs Vadisi’nden, Diyarbakır - Hazro’dan, Erzurum Hınıs’tan, Kars - Göle’den gelirdi. Mardin’de en makbul don rengi dorudur. Kır at da yine çok makbuldür ama doru daha çok tercih edilir. Bunun yanında, bölgemizde atların akıtmalarına, sekilerine dikkat eden atçılar da vardır. Örneğin doru atta, arka ayaklarında seki olması çok makbulken, sadece bir ayağında seki olmasının uğursuzluk getirdiğine, koşu hayatını olumsuz etkileyeceğine inanılır. Atlar kutsal varlıklardır, bu konuda da birçok rivayet vardır. Fakat, ben bunlara pek önem vermiyorum. Biz at seçerken pedigrisine dikkat ediyoruz. Ayrıca, iyi bir atçı, atı biraz koşturduğunda bütün vasıflarını görebilir. Bunun yanında, ülkemizde adı bilinen yetiştiriciler kendi ırklarını oluşturdukları için onlara güveniyoruz. Örneğin; Ordu’nun Ünye İlçesi’nde yaşayan Hasan Yıldız’ın atları veya Samsun’da İsa İleri’nin ve Bahri Kulik’in atları sıklıkla tercih edilir. Yarışlarda bizim için en önemli şey, kazanılınca alınan bayraktır. Kazanılan ödüller, atımız için yaptığımız masrafı karşılamaz. Atlarımız idman çağına geldikten sonra, ilk binişlerini yaparız. Daha sonra, yarış idmanları başlar. Bir bakıcı ve binici ile anlaşırız. Binici, yavaş yavaş artan bir tempoda atı yarışa hazırlar. Haftada bir defa, atı önce arap sabunuyla, daha sonra, elma veya üzüm sirkesiyle yıkıyoruz. Böylece atın derisindeki pire, bit gibi bütün asalakları ve yumurtalarını uzaklaştırıyoruz. At, yarışa hazır olduğu zaman koşudan bir gün önce dama çekilir, güzelce bakımı yapılır. Daha sonra, onlara kilden bir maske çekeriz. Bu maske, tendonları da içine alacak şekilde, tırnaktan dize kadar çekilir. Sadece kil de değil, kilin içine, batikon, kantaron yağı, susam yağı ve zeytinyağı gibi bazı malzemeler de karıştırırız. Kili sadece ayaklara da değil, bazen atın göğsüne de çekiyoruz. Kil, ağrıları alıyor ve kaslarda zedelenmeyi önlüyor. 5/ Atların beslenmesi konusunda bizi bilgilendirebilir misiniz? Veteriner ve nalbant gibi ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorsunuz? Atları, günde üç defa besliyoruz. Sabah ve akşam ana öğün veriyoruz, bir de ara öğün var. Mardin’de ağırlıklı olarak, arpa, saman, incir, hurma, havuç, elma ve ya öğüttüğümüz ya da suda beklettiğimiz burçak ile besliyoruz. Ara öğün olarak da yonca veya taze ot veriyoruz. Kış geldiğinde de kuru üzüm, pekmez, kuru soğan, turp ve günde 1 - 2 demet maydanoz veriyoruz. Eskiden Mardin’de 27 tane han vardı. Büyük kervanlar, tüccarlar, çevre il ve ilçelerden Mardin’e gelenler, yüklerini indirdikten sonra atlarını hana çekerlerdi. Şehirden tekrar ayrılıncaya kadar da belirli bir ücret karşılığında handa bekletirlerdi. Gece konaklayacaklarsa da atların kaldığı yerin hemen üst katında, “hücre” veya “mezar” adı verilen odalarda kalırlardı. Bu hanlarda da nalbantlar olurdu. Günümüzde, bizim atlarımızı nallayan, nalbant da bu hanlarda büyümüş. Kendisi, atadan han sahibi ve nalbanttır. Veteriner konusunda da bir sıkıntı yaşamıyoruz. Hem ilçe hem de İl Tarım Müdürlüğü’nde veterinerlerimiz var. Bunun yanında, serbest çalışan veterinerler de var. Fakat, maalesef hipodrom veya at hastanesi bulunan şehirlerdeki gibi at konusunda uzman veterinerimiz yok. İçinden çıkamadığımız durumlarda, TJK Hipodromları’nda çalışan veteriner arkadaşlarımızdan bilgi alıyoruz. 6/ Mardin’de günümüzde atçılığa olan ilgi nasıl? Mardin’de atçılığa olan ilginin çok fazla olduğunu söyleyebilirim. Avukatlar, öğretmenler, doktorlar, kısaca her meslek alanından at sevdalısı var. Fakat, her yerde bir at pansiyonu olmadığından, at sahibi olamıyorlar. Benim rahmetli dayım, Samsun’un Terme İlçesi’nde Yedek Subay olarak süvari birliğinde görev yapıyormuş. Atına bakabilmek için de devletin verdiği lojmanın mutfak kısmını ahır yapmış. Düşünün, atına bakabilmek için evinden feragat etmiş. Evet, atçılık maliyetli bir sektör. Ama bence, bazılarının dediği gibi, “zengin sporu” da değil. Rahvan atçılık açısından bakarsak, on yıl öncesine göre bugün dolardan bir kat daha pahalı diyebiliriz. Çünkü, eskiden iyi bir atı, 10 - 15 bin TL’ye alabilirdiniz. Günümüzde, iyi bir at almak istediğiniz zaman 15 bin TL’den başlıyor, 200 bin TL’ye, hatta, Batı’da daha da pahalanabiliyor. Bir de atlarda hiçbir sigorta güvencesi yok. At öldüğünde, sahibinin bütçesi sarsılıyor... Biz kültürün doğduğu topraklar üzerinde yaşıyoruz. Mezopotamya ve Anadolu, medeniyetin dünyaya yayıldığı yerlerdir. Dünyanın her yerinde, atalarının kültürel mirasına sahip çıkmayan milletler yıkılmıştır ve yıkılmaya mahkum kalacaklardır. Bu bizim için çok büyük bir örnektir. Bizler, öz kültürümüze sahip çıkmalıyız. 1371 / ABDÜLLATİF [LATİFİYE] CAMİİ...
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=