2019_Ocak
44 TJK’NIN SESİ OCAK 2019 MARDİN RAHVAN ATLARI YETİŞTİRİCİLİK VE BİNİCİLİK KULÜBÜBAŞKANI MEHMET EMİN DÜNDAR 1/ Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ben Mehmet Emin Dündar, 1966 yılında, Mardin’in Göllü Köyü’nde doğdum. Milli Aşireti’ne bağlı olan ailemiz, uzun yıllar boyunca ticaret yapmışlar. Fakat, zaman içinde ortaya çıkan savaş, kriz ve kıtlık gibi nedenlerle ticareti bırakıp, Mezopotamya Ovası’nda büyük boyutta bir arazide çiftçiliğe başlamışlar. O yıllarda buğday, mercimek, arpa, nohut, burçak, kavun, karpuz ekmişler ve bir yandan da hayvancılık yapmışlar. Rahmetli dedem de Mardin’de “Başbakkal”lık yapıyordu. Başbakkal olarak, çiftçilerden topladığı ürünleri, büyük tüccarlara veya esnaflara satıyordu. Mardin’e ilk defa toplu halde narenciye getiren de rahmetli dedem Muhittin Kado olmuş. Tabii, o yıllarda motorlu taşıtlar yoktu, taşımacılıkta at, katır veya deve kullanılıyordu. Biz, 1955 yılında, Menderes - Celal Bayar Dönemi’nde tarımda makineleşmeye geçtik. Bizim ailede, bir babadan 5 çocuk, 5 çocuktan da 55 çocuk olunca, artık günümüzde herkes farklı sektörlerle uğraşıyor. Kimi çiftçi, kimi sanayici, kimi avukat veya doktor, kimi de mühendis oldu. Ben şu anda halen atalarım gibi tarım ile uğraşıyorum. En büyük zevkim de atçılık. At sevgisinin de atalarımdan miras kaldığını söyleyebilirim. 2/ Atçılığa olan ilginiz nasıl başladı? Ben köyde doğdum ama şehirde büyüdüm. Babamın da köyde atları vardı. Eskiden, günümüzde olduğu gibi bütün topraklar ekilmezdi, nadasa bırakılan çok fazla toprak olurdu. Yeri gelmişken söyleyeyim, bu yaptığımız da doğaya karşı bir zulümdür. Diğer canlılara yaşama şansı vermiyoruz. Eskiden bu ovanın yarısı nadastı ve bu nadas arazilerde yaşamını sürdüren atlar ve diğer canlılar vardı... Biz, bu nadasa bırakılan arazilerden geçip, kendi arazimize ulaşabilmek için atları kullanırdık. O nedenle, her köye gidişim benim için bir bayramdı. Her gelişimde, atlarımıza binmenin yanında tımar, beslenme gibi genel bakımlarını da yapıyordum. Biz tam olarak şehre yerleşince, babam atlarımızı sattı. Bu defa köye her gidişimde, at besleyen diğer ailelerin atlarına binerdim. Sırf ata binebilmek için onlarla bostana giderdim. Yine, çobanlarla otlatmaya gider, çoban sürüyle uğraşırken ben ata binerdim. Ortaokulu bitirdikten sonra, ilk atımı aldım. Daha sonra, eniştelerimden birinin babası, bana tay hediye etti. Daha sonra, o tay ölünce benim de dünyam yıkıldı. Ona bir mezar kazıp, gömdüm. Bizde bir at öldüğünde, kesinlikle açıkta bırakmazlar ve gömerler. Bu kutsal canlıdan diğer hayvanların istifade etmesine müsaade etmezler. Bu olaydan sonra birkaç yıl yeni bir at almadım. Askerden döndükten sonra, tam olarak atçılığa başladım diyebilirim. Mardin’de kendi arazimin içinde bir çiftlik kurdum. İş nedeniyle, İzmir’de 7 yıl kadar yaşadım. Burada bir entegre tavuk tesisi kurdum. O dönemde de at sevdamdan vazgeçmedim ve atım oldu. Bu tesiste, tavuktan başka bir canlı beslemek yasak olduğu için Nazarköy’de bir ev tuttum. Köyde, şehirde veya ilçede ikamet eden at sevdalısı arkadaşlarımız Nazarköy’de bulunan çiftliğe gelirlerdi. Hep beraber, sabah 5’te atlarımızla yola çıkar safari turu yapardık. Tekrar Mardin’e dönünce bir at aldım. Daha sonra bir tane daha aldım. Derken, bir baktım 11 - 12 tane atım olmuş. Daha sonra 2002 yılında, Mardin Rahvan Atlı Spor Kulübü’nü kurduk. Mardin Atlı Spor Kulübü, Türkiye’de kurulan ilk resmi Rahvan Atları Yetiştiricilik Ve Binicilik Kulübüdür. Bizden sonra kurulan kulüpler hep bizi örnek aldılar. Sadece İzmir’de, bizim kulübümüzün tüzüğünü örnek alan ve halen faal olan 16 - 17 kulüp var. O günden başlayarak, aralıksız başkanlık görevini sürdürmekteyim. 2002 yılı öncesinde, bir kulübümüz yoktu. Kendi aramızda ve Siirt, Diyarbakır, Bitlis gibi illerden gelen at sevdalıları ile yarışlar düzenliyorduk. Yarışlar için Mardin dışına da pek çıkmıyorduk. Çünkü, büyük yarışlar sadece Karapürçek, Çaylı, Değirmendere gibi yerlerde düzenleniyordu. 3/ Mardin’in atçılık tarihi hakkında bilgi verebilir misiniz? Mardin’de at yarışları çok eskilere dayanır. Kızıltepe Ovası’nda Mitolojik Çağlar’da bile modern haralar olduğu söylenir. Bu haraların varlığı, İranlılar ve Araplar zamanında da devam etmiştir. O zamanlarda, kazanana altın ödülü verilen yarışlar düzenlenirmiş. Hatta, bu yarışlar bizim çocukluğumuza denk gelen 70’li yıllara kadar devam eder. Meşhur Arap atları olan Kahraman, Türk ve Yılmaz Aileleri vardı... Bu aileler kendi aralarında rekabet ederlerdi.
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=