2019_Ocak

22 TJK’NIN SESİ OCAK 2019 Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Merhaba, ben Sadriye Boduroğlu. Sanata olan ilgim, İlkokul yıllarımda başladı. 4’üncü ve 5’inci sınıfta, İlkokul öğretmenimizin bir arkadaşından, haftanın belirli günlerinde el sanatı ile ilgili dersler almaya başladık. Bu derslere anlam katan en güzel şey de 5’inci sınıfı bitirme sınavından sonra, diplomalarımızı aldığımızda açtığımız sergi olmuştu. Bu aynı zamanda benim ilk sergimdi. Lise yıllarımda da sanata olan ilgim devam etti. O zamanlar, defter kaplamaya çok önem verirdim. Alışılagelmiş olan kırmızı ve mavi kaplar vardı. Ben de diğer öğrenciler gibi onlarla kaplardım fakat üzerine mutlaka kendi yaptığım, çeşitli figürler, desenler veya motifler yapıştırırdım. Daha sonra, yaptığım bu figürler zarar görmesin diye, onları şeffaf bir naylonla tekrar kaplardım. Üniversite çağına geldiğimde, kültürel faaliyet olarak düzenlenen saray ve müze gezilerini hiç kaçırmıyordum. Çünkü, bu gezilerde gördüğüm çinileri büyük bir hayranlıkla inceliyordum. İçimde gittikçe büyüyen sanat aşkını beslemek için ahşap - kumaş boyama, vitray ve çini dersleri gibi çeşitli sanat dallarında eğitimler aldım. Üniversiteden sonra, 25 yıl boyunca, hem çalışma hayatımı sürdürdüm hem de el sanatları ile uğraşmaya devam ettim. Fiilen, son 15 senedir de çini sanatlarına yoğunlaştım. Çini sanatı, hayatımın merkezinde, beni besleyen en önemli unsur olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Çini sanatı hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz? Çini sanatı, yaklaşık 1000 sene geçmişi olan bir sanat dalıdır. İlk örnekleri, Karahanlılar zamanında görülmüştür. Daha sonra, Selçuklu ve Osmanlı Dönemleri’nde de devam etmiştir. Osmanlılar zamanında çini, medreselerde ve camilerde süsleme sanatında sıklıkla kullanılmış, bu sayede daha üst bir mertebeye erişmiştir. Biz de günümüzde, bu sanatı yaşatmaya ve yok olmasını engellemeye çalışıyoruz. Çini sanatında ne gibi malzemeler kullanılıyor? Çini sanatında toprak, kum, kil, kuvars, cam kırıkları gibi tamamen doğal malzemeler kullanıyoruz. Bu malzemelerin hepsi öğütülerek hamur haline getiriliyor. Bu aşama çok önemlidir, çünkü hamurun çok iyi yoğurulması gerekir. Hamur iyice yoğurulmazsa, içinde hava kabarcıkları kalabilir, bu da fırın aşamasında çatlama veya patlamalara neden olur. Hamur haline getirildikten sonra, kalıplarda veya çarklarda şekillendirilen bu malzeme kurumaya bırakılır. Bir gün kuruduktan sonra, fırınlara yerleştirilir ve 1040 derece sıcaklıkta pişirildikten sonra hazır hale gelir. Biz, kullanıma hazır hale gelen bu malzemeye, “bisküvi” diyoruz. Ben bisküvileri, Kütahya’dan hazır halde alıp, getirtiyorum. Tabii ki, sadece bisküvi kullanmıyoruz. Bisküvileri renklendirirken tamamen doğal toprak boyalar kullanıyoruz. Bu boyalar o kadar doğal ki, çalışırken elimize veya üzerimize dökülürse, sadece su ile yıkandığında hiç leke bırakmadan kolaylıkla çıkıyor. Ben, çeşitli boyutlarda gelen bu karo veya tabaka bisküvilerin ve vazo gibi çeşitli objelerin, desen, bezeme ve süsleme işlerini yapıyorum. Çini için yaptığımız desenleri, iğne ile delerek yapıyoruz.

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=