2019_Mayis

20 TJK’NIN SESİ MAYIS 2019 APRIL LOVE… April Love diye bir atım vardı. Ankara’da yarışına 8 gün kala hastalandı. Koşan atlar, Suzan, My Valentine, Lutes, Benhur... Şevket Saatçioğlu vardı, Veteriner Fakültesi’nin hem hocası hem de kumandanıydı. Biz de ona “paşa” derdik. Onu sahaya veteriner olarak ilk ben getirdim, çok iyi veterinerdi. April Love rahatsızlandığından onu getirdim. Atı bir muayene etti ve “Sakın bu atı koşmayı düşünme” dedi. “Peki paşam” dedim. Birkaç gün tedavi ettim, at düzelmeye başladı ama bu sefer de idmanı eksik kaldı. Yarışa 3 gün var… Kenterlerle hazırlamaya çalışıyorum. Neyse, o sırada Ekrem Kurt geldi. Ekrem de aynı zamanda çok samimi arkadaşım. Neyse, Ekrem Lutes diye bir ata biniyor, dedim ki; ■ Ekrem sen ancak ikinci olursun, ■ Hemen niye ikinci olursun diyorsun, kim birinci olacak, ■ Benim at geçilmez, ■ Senin at hastaymış diye duydum, ■ O söylentiyi ben çıkarttım, ■ Ben inanmıyorum, benim ata da Metin bakıyor, o zaman biz hiç ona güvenmeyelim. Neyse son gün deklareler yapılıyor, Ekrem geldi, “Tamam Turhan, Metin ile kapıştık ama ben sana inandığım için atına bineceğim. Padokta Ekrem’e taktik verirken, “Yarışa hızlı başla, numarayı al, sonra da tempoyu Arap derecesine düşürebildiğin kadar düşür, düzlükte Benhur seni gelip geçecek, eğer arayı çok açmazsa bir ümidimiz var. Kara tahtaya yakın bir kamçı göster, sakın ikinciyi gösterme” dedim. Yarış başladı, Benhur bizi takip ediyor çünkü April Love hasta olduğundan bir yerde kesilecek diye düşünüyorlar. Zaten yarışın favorisi Suzan olduğundan, herkes onu kolluyor. Dediğim gibi düzlükte Benhur geldi bizi geçti, kara tahtaya yakın bizimki geldi, Ekrem bir kamçı gösterdi, arkadaki grup da yetişti, 5 at potoya beraber girdi. Yarışın sonucunda farklar; burun, baş, burun, burun oldu. Ben hayatım boyunca böyle bir bitiş görmedim. April Love birinci, Benhur ikinci… İkisinin arasındaki farka kıl girmez. Paşa ertesi gün geldi ve “İngiltere’ye yazacağım, sana gelip altın madalya taksınlar, sen bu atı nasıl koşmayı başardın” dedi. Burada en önemli başarı Ekrem Kurt’u o ata bindirmekti. 73 SENE VE BUGÜN… Tam 73 senedir atçılığın içindeyim. Ve ben eski atçılardan olduğum için o zamanların havasını göremiyorum. Eskiden çok zengin kişiler atçılığı yapardı, ayak uydurabilen devam edebilirdi. O yıllarda atçılığın başka bir havası vardı. Şimdi tabii daha ileriye gittik, ne kadar eski havası olmasa da atçılığımız gelişim gösterdi. Eski atlar da bir farklıydı. Mesela, ben gelmiş geçmiş atlar arasında en iyi olarak Karayel’i arkasından da benim Fire Work’ü görürüm. Fire Work, kaba çimde 1.35’in içinde koşmuştur ki bundan 55 sene evvel rekor derece oldu. Tabii, şimdiye göre ölçü yapmamız da çok doğru değil. Her alanda olduğu gibi atçılık da ilerliyor, gelişiyor. Daha kuvvetli kanlar ülkemize gelmeye başladı. Bizim daha da gelişebilmemiz, Avrupa ve Amerika’yı yakalayabilmemiz için, daha kıymetli atlar alabilecek atçılara ihtiyacımız var. Çünkü ilerleyebilmek için atlara yatırım yapmamız şart, bunun için de daha iyi kanları, bedellerini ödeyip ülkemize getirmemiz gerekiyor. Bu da maddiyata bakıyor… Eğer ikinci, üçüncü sınıf atları alıp getirirsek mahkum oluruz. İşte, önümüzde Dubai örneği var. Oradaki adam parayı verip en iyisini alıyor. Eskiden, Suudi Arabistan’dan gelip benden at alırlardı. 100 – 150 bin Liralara çok at sattım. O dönem buna engel oldular, “bizim atlarımız yurtdışına gidiyor” diye. Engellemeyeceksin… Bu bizim çok aleyhimize oldu. Mesela ben Ikabana’yı sattım, Çaldıran’ı kazandı sonra 400 bine geri aldım. Sorunları da vardı, ilaç çektik. Ikabana toparladı kendini, artık yerinde duramaz hale geldi. Ben Ikabana’yı aldıktan 35 gün sonra Suudiler geldi. İlla Ikabana’yı almak istediklerini söylediler. Ben de almasınlar diye afaki bir fiyat söyledim, 6.5 milyon dedim. Adamlar olur dedi. Meğerse 10 milyon desem ona da evet diyeceklermiş. Biz bu fırsatları o yıllarda ne yazık ki kaçırdık. Ikabana’nın parasıyla bir çiftlik daha aldım. Hatta, daha sonra orayı Tarık Aydın’a sattım. Yani atçılıkta ticari tarafım başarılı oldu. Bundan sonra inşallah iyi atlar getirilirse ve Dubai’de başarı sağlanırsa, buraya da at almaya gelirler. Bizim pazarımız da açılır ve atçı daha çok kazanır. ASLI ÜYELIĞIM… 1999 yılında Türkiye Jokey Kulübü’ne Asli Üye oldum. Daha evvel 1980 yılında müracaat etmiştim ama iki oyla kaybetmiştim. Ta ki 1999 yılına kadar iştirak etmedim. Rahmetli Cemal Kura, iştirak etmem için rica etti. Ben de Cemal Ağabey’in ısrarını kıramadım ve müracaat ederek Asli Üyeliğe kabul edildim. SON OLARAK… Eğer atçılığı zevk için yaparsanız, para kazanırsınız ama para kazanmak için yaparsanız, at sayınızı arttırma isteği doğuyor. At sayısı arttıkça da noksanlıklar oluşmaya başlıyor. Özellikle çiftliklerde at popülasyonu arttıkça, araziden yeterince faydalanamıyorsunuz. Maddiyat da arttıkça işi yürütemez hale geliyorsunuz. Bir de önemli konu, kısrağa verilecek paraya acımamak lazım. Mesela ben Prensten Rozita’yı 3.500 Liraya aldım. Bana Kamikaze, Fire Work gibi şampiyonlar verdi. Yani kısrak atçılıkta çok önemli, daha öncede dediğim gibi, kısrağa verilen paraya acımayacaksınız. Atçılığımız kötüye gitmiyor, bir ara geriye gittik, şu an ilerleme kaydediyoruz. Serdal Adalı Yönetimi iyi hamleler yaptı ve her şey yoluna girdi. Tahmin ediyorum bundan sonra daha da iyi olacaktır... TURHAN TÜRERAY REHA EKEN ENDER AYDINER

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=