2018_Nisan
40 TJK’NIN SESİ NİSAN 2018 Bence bunu da atla yaşam ve geniş otlaklarda hayvan gütmeye borçlular. Bizim eğitimlerimizde her şey, “yapma” üzerine kurulu ve biniciler de ata çok fazla hakim olma çabasındalar. Halbuki, kendi benliğini oluşturmasına müsaade etseler, atın da öğrenme potansiyeli ve zekası ortaya çıkıyor. İnsan olarak düşünün, bir çocuğu çok fazla ezerseniz, zekası, karakteri, kendine güveni ortaya çıkmaz, aynı şey atlar için de geçerli. Binicilerin ve ilgililerinin atlara daha fazla saygı duymaları gerekli. Bu canlıların yaradılışı kaçmak üzerine kurulu. Anında kaçabilmek için vücudunda bir adrenalin deposu bile var. Biz ise, ilk olarak onları bağlıyoruz ve hayatları boyunca da bunu yapmaya devam ediyoruz. O yüzden de atçılığımız pek bir yere varmıyor. Tanzimat öncesi Osmanlı ve Türk Atçılığı’na baktığımız zaman, olağanüstü binicilik ve atla yaşam şartları var. Kortej veya alayların geçişine bakarsanız tamamen kaos ve kimsenin düzenli yürümek gibi bir derdi yok. Atın doğal varoluşuyla alakalı bir şiddet, hiddet, alev var orada. Bunun olmasına izin verdiğiniz zaman atçılık bambaşka noktalara geliyor. Yurtdışında bulunduğunuz dönemlerde atlarla ilgilendiniz mi? Açıkçası ilgilenmedim. Çünkü kafamdaki atçılık, yaşam biçimimiz göz önüne alındığında benim için çok ulaşılabilir bir şey değildi. Ancak dediğim gibi yurtdışından döndükten sonra o ormanda yaşadıklarımdan ötürü atlarla ilgilenmeye karar verdim. Ondan sonrasıda çok hareketli geçti, çünkü At’lı Okçuluğu keşfettim. Tabii, ilk zamanlar çok zor oldu. Sopadan korkan bir canlıyla beraber ok atmanız gerekecekti. Ben daha ayağını temizlemekten bir haberdim. Ama çok farklı hocalardan, çok faydalı eğitimler aldım. Bunlardan bazıları, at psikoloğu, at doktoru, at kayropraktiki, at homeopatı gibi tamamen çatlak insanlardı. Bunların arasında, hipodromdan çıkmış problemli bir atı 5 dakika içinde yere yatırıp sakinleştirebilen insanlar vardı. Diriliş Ertuğrul dizisinde oyunculuk kariyerinize devam ediyorsunuz. Orada da atlar konunun merkezinde diyebiliriz. Biraz dizideki insan ve at ilişkilerinden bahseder misiniz? Tabii, atlar orada günlük hayatımızın içindeler. Şöyle söyleyeyim, ben çok mutluyum. Daha önce de dönem işlerinde çalıştım, hatta sete at götürdüğüm de oldu ve genellikle bir yapımcı sete at getirdiği zaman istiyor ki her şey oluversin. Ama bu o kadar kolay değil. Dolayısıyla bu işi yaparken kullandığınız atlar, işini iyi bilen kendine güvenen canlılar olmadığı zaman problemler de sizi bekliyor. Ama, Diriliş Ertuğrul dizisinde 40’a yakın at var. Bunlar her gün sette ve çok bakımlılar. Çünkü, bu atlar sabah 5’te beraber kamyona biniyorlar, hepsi birbirini tanıyor, Kemal Ağabey onları birbirine bağlıyor, prodüksiyon şirketi de bu atların bakımı için ellerinden geleni yapıyor, hatta avrupa yem ile besliyor. Bu atların başında 10 kişi duruyor ve her gün eğitimde kullanılıyor. En iyi biniciden en kötü biniciye kadar yadırgamamayı öğreniyorlar. Ben Diriliş setindeki her hangi bir ata gözümü kırpmadan binebilirim. Fakat, yapımcının sizden de bir beklentisi var, o da idman saatlerine uymanız. Ben bile bu kadar profesyonel olmama rağmen idmanlara çağrılıyorum. Zaten, o nedenle bu kadar başarılı bir iş… Başarı rastlantı değildir. Yapımcımız Mehmet Bozdağ ve Yönetmenimiz Metin Günay bu işin
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=