2018_Mayis

57 TJK’NIN SESİ MAYIS 2018 ve “Venediklilerin, üzerindeki yaldızlı at heykellerini kendi vatanlarına götürerek San Marco Kilisesi’ne yerleştirdikleri dört sütundan”, 1432 - 33 yıllarında Bourgogne dükü Philippe le Bon’un elçisi olarak Konstantinopolis’e gelen Bertrandon de la Broquiere, üstlerinde bir zamanlar bronz at heykellerinin bulunduğu sütunlardan söz eder ve atların artık Venedik’te olduğunu söyler. Gerçekten de, Bronz Atlar, 1204 yılında düzenlenen Dördüncü Haçlı Seferleri sırasında Venedik’e götürülmüştür. Haçlılar Konstantinopolis’i ele geçirdiklerinde şehri yağmalamış, birçok sanat eserini tahrip ederken, bazılarını da Avrupa’ya götürmüştür. Konstantinopolis tam üç gün boyunca yağma edilmiş, şehrin binlerce yıllık tarihi boyunca toplamış olduğu servetler, sanat eserleri, kültür hazineleri çalınarak Avrupa’ya kaçırılmıştır. Bu talandan Ayasofya da payına düşeni almış, kütüphanesinde bulunan el yazması antik kitaplar Avrupalı barbarlar tarafından ateşe verilmiştir.. Günümüzde At Meydanı olarak bilinen Hipodromdaki dört at heykelini de üzerinin sarı ve parlak olmasından ve tevatürden sebeple altın zanneden Latinler, bu eserleri de götürmeyi ihmal etmemişlerdir. Dördüncü Haçlı Seferlerinde ve Konstantinopolis’in ele geçirilmesinde büyük rol oynayan Venedik Doçu Enrico Dandolo, bu at heykellerini kendi şehri olan Venedik’e yollamış ve heykeller şehrin koruyucu azizi olan San Marco’ya adanmış olan kilisenin batı cephesindeki orta kapının üzerine yerleştirilmiştir. San Marco Kilisesi’nin dış cephesi ilk yapıldığında sade bir görünüme sahipken, Venedik’in Konstantinopolis’e karşı kazandığı zaferin ardından heykeller, mozaikler, sütunlar ve mermer kaplamalarla zenginleştirilmiştir. Kilise cephesinin yeni görünümü, adeta Venedik’in Dördüncü Haçlı Seferleri ile Akdeniz’de kazandığı büyük gücü ilan etmektedir. Kilisede Konstantinopolis’ten getirilen ganimetlerin kullanılmış olması, yeni görünümün 1204 zaferiyle bağlantılı olduğunu gösterir. Bu ganimetlerden en ünlüsü İstanbul’dan çalıntı olan bu Bronz Atlar’dır. 1797 yılında Napolyon Bonaparte’ın Campo Formio antlaşmasıyla Venedik’i Avusturya’ya vermesiyle, Fransızlar Venedik’i terk etmeden önce şehre ait pek çok eseri yanlarına alarak ülkelerine götürmüşlerdir. Dört at heykeli de bunların arasındadır. Roma İmparatorluk geleneğine hayran olan Napolyon’un isteğiyle dört at heykeli Venedik’ten getirilerek Paris’teki Carrousel Zafer Takı’nın üzerine yerleştirilmiştir. 1815 yılında Napolyon’un yenilgisini perçinleyen Viyana Antlaşmasıyla, at heykelleri Venedik’e geri verilerek San Marco Kilisesi’ndeki eski yerlerine konulmuştur. Bu heykellere o kadar değer verilmiştir ki 1975 yılında, kilise cephesine bu atların kopyaları yerleştirilmiş, orijinalleri ise doğal şartlardan korumak amacıyla Venedik San Marco Kilisesi içindeki Museo Marciano’ya taşınmıştır. Latincede dört anlamına gelen “quattuor” kelimesinden türemiş olan “quadriga”, dört at ile çekilen arabadır. Quadriga, Roma İmparatorluğu’nun simgesi haline gelmiş olan Zafer Takları’nın üzerine yerleştirilirdi. Bu, Roma Senatosu’nun uyguladığı bir gelenekle de bağlantılıydı. Büyük bir zafer kazanan kumandanın şerefine, Senato tarafından düzenlenen büyük geçit alayına kumandan, beyaz atların çektiği süslü bir zafer arabası ile katılırdı. Quadriga, bir şekilde kazanılan zafere işaret ederdi. Hipodromun, quadriga yarışlarının yapıldığı alan olması da, bu heykellerin neden buraya konulduğunu açıklamaktadır. Şüphesiz, bu quadriga, hipodrom için büyük önem ve sembolik bir anlam taşıyordu. Venedik’e götürülerek San Marco Kilisesi’nin cephesine yerleştirilen bu Quadriga’nın Hıristiyanlar için farklı bir anlamı olmuştu. Hristiyanlık’ın Roma ve daha sonrasında Bizans tarafından tanınmasıyla birlikte, Quadriga’nın sürücüsü İsa ile, arabanın dört atı ise İsa’nın öğretisini dünyaya yayan dört İncil yazarı ile özdeşleştirilmişti. Böylece quadriga, askeri, siyasal ve dinsel bir anlam kazanmıştı. Antik Dönem kabartmalarında sıkça karşılaşılan quadrigaların antik Çağ’dan günümüze kalan tek örneği Konstantinopolis Hipodromu’ndan Venedik San Marco Kilisesi’ne giden quadrigadır. Quadriga’nın ve törenlerin parçası olan bu atların vücut oranları, belirli bir at tipine uymaz. Gövdeleri ve özellikle boyunları kısa ve kalın, bacakları uzundur. Ön ayaklarından biri yere basarken, diğeri havada adım atmaya hazırlanır gibidir. Ağızları açık olan bu atların kuyrukları bağlıdır. Tarihi hikayesi olmakla birlikte sanat yönünden değeri zayıftır. BIZANS’TAN VENEDIK’E, MILANO’DAN EMIRGAN’A Quadrigalar anayurdu İstanbul’dan kaçırılmış olmakla birlikte, Sabancı’nın Atlı Köşk’ü ile bağlantısı ilginçtir. Bilindiği gibi Sabancı Ailesi’nin ikamet ettiği köşk daha sonra Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’ne dönüştürülmüş, bahçesinde yer alan at heykelleri ve bu atlar nedeniyle kendisine verilen Atlı Köşk ismiyle özdeşleşmiştir. Bugün Atlı Köşk’ün bahçesinde, ana kapı girişinde bulunan at heykeli, hipodromdan Venedik San Marco Kilisesi’ne taşınan dört bronz attan birinin dökümüdür, Hacı Ömer Sabancı’nın Bossa Fabrikası’nın makinelerini ısmarlamak için Avrupa’da araştırma gezileri yaparken uğradığı İtalya’da, buhar kazanı fabrikası sahibi Mario Pensotti’nin, Milano yakınlarındaki Legnano’daki evinin bahçesinde görüp beğendiği at heykelinin kopyasıdır. Heykel, 1957 yılında Bossa Fabrikası’nın yeni makineleri arasında İstanbul’a gelerek Atlı Köşk’ün ön bahçesine yerleştirilmiştir. Böylece, kopya da olsa atlardan en azından bir tanesi, anavatanına dönebilmiştir. QUADRIGA ATLARI’NIN MUSEO MARCIANO’DA SAKLANAN ORJİNALLERİ... SAKIP SABANCI MÜZESİ “ATLI KÖŞK”

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=