2018_Mayis

16 TJK’NIN SESİ MAYIS 2018 Bu inanılmaz bir duygu yaşatıyor. Rahmetli babam bana hep söylerdi, “Artık yavaş yavaş yarışçılık tarafına gelmelisin” diye. Gerçekten ben yarışçılığın havasını kokladıkça daha da içine çekildim ve kopamadım. Konkura dönecek olursak, bize biraz da konkur geçmişinizden ve başarılarınızdan bahseder misiniz? 1970 – 72 yıllarında daha Ortaokula giderken konkura başladım. Sonra yarış sahalarından rahmetli babam Plevne isminde bir yarış atı aldı. Babam büyüklerin müsabakalarına, ben de gençlerin müsabakalarına katılıyordum. Aşağı yukarı 8 – 10 yıl böyle devam etti. Ben en çok genç milli olan binicilerdenim. 1979 yılında Atina’da Atina Kupası’nı aldım. İnönü Kupası’nı kazandım, Türkiye Şampiyonlukları elde ettim. Biraz da Türkiye’deki atçılığı anlatır mısınız? Avrupa ve Amerika’yı da gören birisi olarak ülkemizdeki atçılık hakkında neler söylersiniz? Türkiye’deki atçılığın azımsanamayacak kadar iyi noktalara geldiğini düşünüyorum. Fakat, daha da iyi noktalarda olması gerektiğini düşünüyorum. Bakanlığımız ve Türkiye Jokey Kulübü de elinden geldiği kadar atçılığımızın önünü açacak kararlar almaya ve bununla ilgili düzenlemeler yapmaya devam ediyor. Ama mutlaka daha iyi şeyler yapılmalı. En önemli konunun da Türkiye’deki pistler olduğunu düşünüyorum. Çünkü maalesef biz 12 ay yarış yapan bir ülkeyiz ve pistlerimiz bu kadar yarışı kaldırmıyor. Onun için mutlaka bu konuyla ilgili düzenlemelerin tekrar yapılması gerekiyor. Ve at yarışları biraz daha Türkiye geneline yayılmalı, artık birkaç ilin dışına çıkmalıyız. Türkiye’de yetiştiriciliği iyi yapan kişilerden birisiniz. Sizce bu konuda daha ileriye gitmek için neler yapılmalı? Bence Türkiye’deki en büyük sorunlardan bir tanesi, her bölgenin aynı düzeyde yağış almamasıdır. Dolayısıyla her bölgede kaliteli bir mera veya yeşillik bulamıyorsunuz. Bunların olmadığı bir yerde de at yetiştiriciliğinin olması çok mümkün görünmüyor. Yurtdışına yaptığımız ziyaretlerde de çok iyi biliyoruz ki her yer yeşillik ve dahi yeşil olmayan bir yer yok. Öncelikle bizlerin yeşil alanları çoğaltacak formülleri bulmamız gerekiyor. Bir de yurtdışındaki çiftliklerin büyüklükleri inanılmaz boyutlarda. Maalesef biz 150 – 200 dönüm içinde yetiştiricilik yapmaya çalışıyoruz. Bunun kesinlikle yeterli olmadığını biliyorum. Yetiştirdiğimiz safkanların koşmaya ihtiyaçları var ve bunu sağlayacağımız arazilere ihtiyaç duyuyoruz. Anne yanında veya anne karnında gelen safkanlar, Türkiye’de daha başarılı oluyor ve bunun nedenini de çok açık bir şekilde toprak olduğunu söyleyebilirim. Siz ne kadar iyi beslerseniz besleyin, topraktan aldığını hiçbir şekilde veremiyorsunuz. Maalesef Türkiye’de toprak hala çok pahalı bir emtia ve teşviklerle bu işin gelişiminin sağlanabileceği kanısındayım. Bu konuda Bakanlığımızın ve Türkiye Jokey Kulübümüz’ün, atçılığın önünü açacak kararlar alması gerektiğini düşünüyorum. Son olarak eklemek istediğiniz ve camiamıza vermek istediğiniz bir mesajınız var mı? Ben atçılık camiasının içinde olmaktan çok mutluyum. Atçılık ortak paydamız ve bu paydanın etrafında, memnuniyet içinde, keyif alarak, doğru bir şekilde sürdürmemiz gerektiğini düşünüyorum. 1992 YILINDA ÖZCAN EKÜRİSİ PRESTIGE İLE GAZİ KOŞUSU’NU KAZANDI... SEDAT & HAKAN ÖZCAN

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=