2018_Kasim
52 TJK’NIN SESİ KASIM 2018 ıbrıs Limasol’da 1960 yılında dünyaya geldim. 1982 yılında, İTÜ Denizcilik Fakültesi’nden mezun olduktan sonra denizcilik hayatım başladı. 4’üncü kaptan olarak başladığım iş hayatımda, tecrübe kazanaraktan 1’inci kaptanlığa kadar yükseldim. 11 yıl süreyle kaptanlık yaptım. Tabii denizde yaşamak kolay bir süreç değil, bütün dünyayı kaç sefer dolaştım onu bile bilmiyorum. Çok tecrübeler edinip yeni insanlar tanıdık, yeni ülkeler gördük. Bu durum bize sosyal olarak da ekonomik olarak da çok büyük farkındalık yarattı. Özellikle, denizde kaptan olarak çalıştıktan sonra, insan hep iyi şeyler bekliyor, hep daha iyisini yapayım diye uğraş veriyorsunuz. Bu da bize büyük bir çevre kazandırdı. KONVOY DENIZCILIK… Denizden çıktıktan sonra, kara ayağını nasıl döndürebiliriz diye hesaplarımızı yaptık ve tecrübelerime dayanarak da 1993 yılında karaya çıktım. Kendi şirketim olan Konvoy Denizciliği kurdum. O günden bu günlere de devam ettiriyoruz. Hep ilklerin başlangıcı olduk, çünkü gemilerin tankları vardır, biz oralardan çıkıp buralara geldik. Babadan veya aileden gelen bir şey olmadığı için, eşimle birlikte hep çalışarak yaptığımız bir başarı öyküsü oldu. En önemlisi de çok iyi elemanlar yetiştirdik. Çünkü burası aynı zamanda bir okul. Denizcilik sektöründe bunca bilgi ve tecrübeyi yanında çalışan elemanlara aktaran firma çok azdır. Bizim amacımız, arkadan gelen çocukların iyi yetişerek bu sektöre daha faydalı birer insan olabilmeleridir. Bizim için de o eğittiğimiz çocukların iyi bir yerlere gelmesi her zaman gurur kaynağı olmuştur. Biz her zaman doğru insanlarla iyi şeyler yapmayı, itibarımızı ve yaptığımız işlerin güzelliğini hedefledik. Bunlar bir işyeri kurarken olması gereken prensiplerdir. Şükürler olsun bugünlere kadar geldik ve çok mutluyum. BAŞTAN DOĞRU BAŞLAR ISENIZ, DOĞRU GIDER… Atlar benim çocukluğumdan itibaren hayatımda oldu. Bizim mahallemizde kırma atlar vardı. Hep o atları sever ve binerdik. Ama benim hiçbir zaman bir yarış atı sahibi olayım, çiftlik kurayım diye bir düşüncem olmadı. 2005’de bir arkadaşımın tavsiyesiyle bir at aldım fakat başarılı bir safkan değildi, yarış hayatı da bitmek üzereydi. Daha sonradan dedim ki eğer ben bir şey yapacaksam, aynı Murphy Kuralları’nda olduğu gibi, baştan doğru başlayalım ki doğru gitsin. Tamam, bu bir hobi ama hobi de olsa yaptığınız şeyin bir ciddiyeti olması lazım. ÇIFTLIĞIMI YAPMAK IÇIN YOLA ÇIKTIM… 2006 yılında çiftliğimi yapmaya başladım. Burayı inşa etmek için bir bütçe ayırıp, program yaptım. Burası 200 dönüm bir arazi, burayı yaparken gerekli danışmanlıkları tecrübeli olan arkadaşlardan aldım. Yurtdışındaki danışman firmalardan fikirler aldım ve buranın inşaatına başladım. Burası Türkiye’de farklı bir konsept oldu. Hem bir hara, hem konkur merkezi, hem de bir turizm merkezi. Dolayısıyla, işim nedeniyle ben bütün dünyayı gezdiğim için, yurtdışındaki bu tür çiftliklere gidip, eksiğimiz ne olabilir, neler yapabilirizi görüp, onları buraya taşıdım. Yoksa, normal şartlarda bir çiftlikte olması gereken şeyler bellidir… Buranın en güzel tarafı, hem şehre uzak hem de aslında çok yakın olması. Bir de İzmir’in iklimi sıcak olmasına rağmen çok güzeldir. Atların ihtiyacı olan D - Vitamini, toprağın analizi sonucunda kireç taşı, kontaminasyonu hep tamamlayıcı ve özendirici unsurlar. Bir de buna ek olarak, iyi bir mimari ve projeyle hayata geçirdiğiniz zaman buradan güzel sonuçlar çıkıyor. Çiftliğimiz, sadece at yetiştirmek için yapılmış bir tesis değil, aynı zamanda yaşam merkezi. Ben hep şunu söylüyorum; “Bir insan elli yaşından önce, elli yaşından sonra yapacaklarını planlarsa, elli yaşından sonra her şey hazır olur.” Ama elli yaşından sonra böyle bir işe soyunursanız, ne yapacak zamanınız, ne de finansal gücünüz olmayabilir. Ve ben bunu yaptım, iyi ki de yapmışım. ARTIK ATLARI ALMANIN VAKTI GELDI… Bizim tesisimiz 2008 yılında tamamlandı. 2 sene gibi kısa bir sürede her şeyi alt yapısından üst yapısına, sosyal alanlarından kullanılan malzemesine kadar bitirdik. Artık tesisimiz tamamlandığına göre gerekli unsur olarak ne kalmıştı; “Atlar!” İrlanda’ya ve Newmarket’e giderek ilk kısraklarımı aldım ve başladık. Sonrasında da başarılarımız gelmeye başladı. Ben çok ısrarcı bir insanım ve bir şeyi yaparken en ufak açık nokta bırakmak istemem. Mesela Torok, 2008 yılında alınan kısraklarımdan birisinin yavrusudur. Onun da çok ilginç bir hikayesi var. Bizim İngiltere’de danışmanımız Stewart isimli birisidir. İlk satış günü alım yapamadık, ikinci gün benim kağıt üzerinde çok beğendiğim ve gelecek vadeden bir kısrak dikkatimi çekti. Stewart gerekli kontrolleri yaptı ve Darley’den çıkma bir kısrak olduğunu söyledi. Aynı zamanda Darley’den, kısrağın karnındaki tayın erkek mi, dişi mi olduğunu öğrenebiliyorsunuz ve karnında bir tay vardı. ‘‘ K 2005 yılında atçılığa başlayan Muhsin Emirsoy, kısa sürede Türkiye’nin başarılı yetiştiricilerinden birisi oldu. Özellikle Torok isimli aygırıyla büyük başarılara imza atan atçımızı İzmir / Seferihisar’daki çiftliğinde ziyaret ettik...
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=