2018_Kasim
19 TJK’NIN SESİ KASIM 2018 Sanırım Karagül’ün ilk sezonuydu, orada bir kafede oturuyorduk, Günay Günaydın var, o da at sahibi ve yetiştirici, benim ortağım, “Bir at alalım mı?” dedi. “Alalım” dedim. O dönem baya da atları yakından takip ediyordum. Hatta Ferdi Akıncı gelmiş, benimle bir röportaj yapmış ve “Atçılığı düşünüyor musunuz?” diye sormuştu. Ben de, “Düşünüyorum tabii neden olmasın” demiştim. Birkaç ay sonra da Pressing kızı olan Mamaquilla’yı aldık. Tabii tay olduğundan hazırlamak zaman alacaktı, o nedenle Tamerlano’yu önerdiler ve onu da satın aldık. Tamerlano koşup kazanınca onun parasıyla Turap’ı aldık. Daha sonra da atlarımız gitgide çoğaldı. Ama şansımız varmış ki safkanlarımız biraz kazanınca sahada tutunabildik, iyi insanlar çıktı karşımıza. Dolayısıyla 2013 yılından bu yana hep sahalardayız. Şu anda Engin Bekiroğulları ile birlikte Adana - Ankara hattında çalışıyoruz. YETIŞTIRICILIK DE YAPMAYA BAŞLADIK… Bir de atçılığı o kadar sevdik ki yetiştiricilik de yapmak istedik. Atçılığa başladığımız sene Gönen’den arazi aldım. Fakat orayı çiftlik haline getirmemiz zaman aldı. Şimdi kendi çiftliğimizden yetişme bir jenerasyonu sahaya indirdik. Bundan sonra daha verimli olacak diye düşünüyorum. AT KITAPLIĞI… Ben atçılığı çok yakından takip ediyorum. Hem Türkiye hem de yurtdışındaki yayınları elimden geldiğince kaçırmamaya çalışıyorum. Ve benim kendimce fark ettiğim bir konu var, o da atçılık kültürü ile ilgili büyük bir boşluk var. Mesela TJK’nın Sesi Dergisi de böyle bir boşluğu dolduran bir yayım. Ben atlarla ilgili bir yayınevi hayal ettim ve At Kitaplığı diye bir marka oluşturduk. İlk olarak Sadun Oktav’ın Pedigri Sohbetleri adlı kitabını yaptık. Hatta birçok açıdan başucu kitabı oldu, Kulüp de kitabı sahiplendi. Bunun gibi hayatımızın her alanında atlar var. TÜRKIYE VE YURTDIŞINDAKI ATÇILIK… Ben tabii Türkiye’deki ile yurtdışındaki atçılığı değerlendirecek kadar duayen bir kişi değilim. Fakat kendi gözlemlerimi söyleyecek olursam, öncelikle bizim atlarımız sahaya vahşi geliyor ve buradan yola çıkarak da bir sürü sıkıntı karşımıza çıkıyor. Sahada koşan atların %98’inin bariz sıkıntıları var. Bu beni gerçekten çok üzüyor. Sonuçta ben de bir çiftlik sahibiyim ve haradaki atları eğitmek ve belli bir seviyeye getirmek çok mümkün olmuyor. Sahaya vahşi gelen atın da oralarda tutunması, verimli olması ve aktif olarak o sporu yapması yurtdışıyla karşılaştırıldığında sıkıntılı gözüküyor. Bizde sistem hep koşmak üzerine. Bir atınız varsa ve iyiyse, 60 - 70 yarış koşmadan emekliye ayırmıyoruz. Ama yurtdışında bir safkan Black Type özellikler gösteriyorsa, hemen yarıştan çekilerek damızlığa ayrılıyor. Bu durum biraz mantaliteyle ilgili diye düşünüyorum. HEDEFLER… Türkiye’deki herkesin en büyük hedefi Gazi Koşusu’nu koşabilmek ve kazanabilmektir. Fakat yetiştiricilik yapınca, koşmanın önüne geçiyor ve şu anki temel hedefimiz iyi taylar yetiştirebilmek oldu. Dolayısıyla biz, belli bir seviyenin üzerinde tay yetiştirebilir miyiz bunu öğrenmeye çalışıyoruz. Bütün çabamız da bu yönde. Ama Gazi Koşusu kazanmak büyük bir fantezi, hatta o yarışı koşabilmek, 22 tayın içinde sizin de formanızın olması çok önemli bir seviye. Yurtdışından da yatırımlarımızı yapıyoruz… Daha önce İtalya’dan bir Grand Slam kızı aldım. Geçen yıl İrlanda Goffs’dan bir kısrak aldım, Anjaal’dan tay verdi. Onu getiremiyoruz çünkü prosedürlerle ilgili bir sıkıntı oluştu. Şimdi de kısrağımız Battle Of Marengo’dan gebe… Tabii, Türkiye ekonomik açıdan değişken bir ülke, biz bu yatırımı yaptığımızda Euro 3.5 TL idi, sonra 8’lere dayandığını gördük. Yaptığınız hesap şaşıyor. Orada kalması daha makul hale geldi fakat, İrlanda’da at koşturmak da bizim için şu an fantezi olur. Dolayısıyla Türkiye’ye getirme taraftarıyım. Ama oraları takip etmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Henüz gitmek kısmet olmadı ama özellikle İrlanda’ya gitmek istiyorum. ATÇILIK, HOBI GÖRÜNÜMLÜ BIR IŞ… Ben atçılığın benim için bir hobi olacağını düşünüyordum. Fakat öyle bir uğraş ki 24 saat dizi çekiyor da olsam yarışları merak ediyorum, o yarışları kazanan safkanların orijinlerini merak ediyorum, sağ olsun kahyamız günde on kere arayıp bir şeyler söyler. Dolayısıyla hobi diyemem ama hobi görünümlü bir ticari durum söz konusu. Ayrıca, bir yere gittiğimizde beni atçı olarak tanıştırıyorlar ve bu benim çok hoşuma gidiyor. Yani kimse şu veya bu dizinin yönetmeni demiyor. Bu iki iş birbirinden ayrıldı ve artık atçılıkta bir basamak daha yukarı çıkmak istiyorum, çünkü sektöre ilk girişimiz ister istemez toplama atlarla olmuştu. Şimdi ise kendi yetiştirdiğimiz atları koşturmak bambaşka bir keyif. Bu geride bıraktığımız beş yılı atçılığa giriş olarak görüyorum. Bundan sonrasında artık kurduğumuz hayallerimize hem ekonomik hem manevi olarak tutunabilirsek, seviyeyi daha ileriye götürüp kalıcı olmak istiyoruz. DEMİR TOKDEMİR / MURAT SARAÇOĞLU / MEZİYET OKTAV / SADUN OKTAV
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=