2018_Kasim
18 TJK’NIN SESİ KASIM 2018 ayısız dizinin Yönetmenlik koltuğunda oturan Murat Saraçoğlu, şu an reyting ölçümlerinde zirvede bulunan Bir Zamanlar Çukurova’yı çekiyor. Aynı zamanda atçılık ve yetiştiricilik de yapan başarılı Yönetmen ile Adana’da bir araya geldik ve hem iş hayatını hem de atçılığa duyduğu sevdayı konuştuk. 1970 yılında İstanbul’da doğdum, aşağı yukarı 26 yıldır televizyon ve sinema piyasasının içindeyim. İletişim Fakültesi’nde okudum, daha sonra da Master yaptım. 1991 yılında TRT Televizyonu’nda staja başladım ve o gün bugündür sektörün içindeyim. Benim daha üniversiteye başlamadan öncesinde hayalim yönetmen olmaktı. Dolayısıyla hayatımı da o yönde ilerlettim. Tabii öncesinde uzun süre asistanlık yaptım ve sonrasında da Yönetmenliğe geçtim ve öylede devam ediyorum. Sayısız dizinin Yönetmenlik koltuğunda oturdum, şimdi de Bir Zamanlar Çukurova’nın Yönetmenliği’ni yapıyorum. 6 tane de sinema filmi çektim. Bunların yanı sıra atçılık sektörünün de içindeyim. Hem koşan atlarımız var hem de çiftliğimizde yetiştiricilik yapıyoruz. BIR ZAMANLAR ÇUKUROVA… Tabii, sektörün en önemli şirketlerinden birinin majör kanallardan birine yaptığı büyük bir iş… Sezonun önemli işlerinden biri ve buna bağlı olarak da reytingler iyi geldi. Artan bir hacimle seyrediyor, bizi de mutlu ediyor. Bütün diziler seyredilsin, tutulsun diye tasarlanıyor. Fakat hem çok ciddi bir yapım, tasarım aşaması var, hem de çok emek harcanarak çekiliyor. O yüzden bu reytingler, daha doğrusu seyircinin beğenmesi bizi çok mutlu ediyor. ADANA’YI SEVIYORUM… Birkaç yıl evvel Karagül isminde 3.5 yıl süren bir dizi çektim. Zaten benim atçılığa başlamam da o diziyle eş zamanlı olmuştur. Karagül’ü Gaziantep’te çekiyorduk ve ben her fırsatta Adana’ya yarışlara geliyordum. Dolayısıyla Adana çok sevdiğim bir şehirdir. Türkiye’nin her yeri çok güzel ama Adana’yla organik bir ilişkim var ve tamamen Adana’da çekilecek bir hikaye olması nedeniyle, Bir Zamanlar Çukurova çok hoşuma gitti. Sonuçta şehir dışında iş çekmek kolay değil. Çünkü bir gün, beş gün değil, sürekli orada yaşıyorsunuz. Şu anda dizi çok taze, çok fırsat bulamasam da her boş anımda sohbetlerim hep atlarla ilgili oluyor. DÖNEM IŞI ÇEKMENIN ZORLUKLARI… Bir kere yapım, tasarımı çok güçlü olmalı. Sektör son yıllarda büyük aşama kaydetti, fakat en büyük zorluk döneme uygun hazırlıklar yapmakta. Biz maalesef kendi tarihimizi, sokaklarımızı, binalarımızı koruyamayan ve o göçebe ruhunu tam da terk etmiş bir millet değiliz. Dolayısıyla gittiğimiz hiçbir yerde 20 - 30 yıl durmamışız. Durmamakla birlikte, gittiğimiz her şeyi de değiştirmişiz. Dolayısıyla orijinal bir şey bulmak çok zor. Biz de her şeyi kendimiz tekrar yaparak yürütmeye çalışıyoruz. Bir diğer zorluğumuz da buna bağlı olarak inandırıcılık. Çünkü, herkesin gündelik hayatında gördüğü ve yaşadığı şeyler sizin dekorunuzda yapay kalırsa, seyirci bunları hemen hissedip yadırgıyor. O yüzden dönem işi bu açılardan oldukça zorlu oluyor. ATÇILIĞA BAŞLAMAM… Aslında atçılığa başlamamın bir geri planı var. 17 - 18 yaşlarımdan itibaren, Veliefendi’ye giderek yarışları takip ederdim. Bold Pilot’ı, Yavuzhan’ları, ya da ismini sevdiğim atlar vardı; Kaşemumkara, İcra gibi… Böyle bir hevesim vardı, hatta evde kendim uydurduğum isimler ile yalandan bültenler yapardım. Başka bir tarafından bakıldığında, Anne tarafından Batı Anadolu ailesiyiz, Gönenli Gürcü bir aile, hep atlar hayatımızdaydı. Soyadım da Saraçoğlu, baba tarafı dericiydi, eyer ve koşumlar yaparlarmış. Dolayısıyla genetiğimize işlemiş. Tabii, at sahibi olmak da oldukça maddiyat gerektiren bir iş. S
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=