2018_Aralik
28 TJK’NIN SESİ ARALIK 2018 1/ Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ben Mehmet Akif Çelik, Amasyalıyım. Şu anda Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olan İlyas İlköğretim Okulu’nda, Ortaokul’dan Sorumlu Müdür Yardımcısı olarak görev yapmaktayım. Aynı zamanda da atlı okçuluk antrenörüyüm. Evliyim ve iki kızım, bir de oğlum var. 2/ Atlara olan ilginiz nasıl başladı? Öğretmen olarak ilk görev yerim, Kastamonu’nun Daday İlçesi’ndeki, Kızılinek İlköğretim Okulu’ydu. Eğitim hayatıma adım attığım Daday İlçesi, beni bugün bulunduğum yere getirdi diyebilirim. Çünkü, atlarla olan ilk yakınlaşmam burada oldu. Daha önce, gördüğüm atlar ile yakınlaşma fırsatım olmamıştı. Daday’da bir çok at çiftliği bulunuyor. Ben de burada görev yaptığım süre içinde atlarla bir bağ kurdum ve bu iletişimden büyük bir keyif aldım. İkinci görev yerim olan Diyarbakır - Bismil’de bir süre görev yaptıktan sonra, memleketim Amasya’ya atandım. Burada çalışmaya başladıktan sonra bile, her yaz kendime bir - iki hafta zaman ayırıp, Daday’a, oradaki atları görmeye gidiyordum. Daday benim için çok özel bir yer. İlk atımı da oradan satın almıştım... “Atlı Yaşam”a bu şekilde geçiş yaptım. Bu konuda yetkin olabilmek için de “Ne yapabilirim?” diye düşünmeye başladım. O sıralarda zaten geleneksel okçuluk yapıyordum. Her iki hobimi; geleneksel okçuluk ile atçılığı bütünleştirerek, “Atlı Okçuluk” yapmaya karar verdim ve Atlı Okçuluk Antrenörlüğü Kursu’na katıldım ve bu kursu da başarıyla tamamladım. Okçulukta, odaklanmak çok önemlidir. Bu sporu yaptığınız zaman dikkat süreniz artıyor ve yaptığınız her işe daha uzun süre odaklanabiliyorsunuz. Fakat emin olun, atçılık dünyasına adım attığınız zaman okçuluğu unutuyorsunuz. Bu nedenle, gittiğim her yerde, “Atlar her insanın yaşantısında mutlaka bir yer edinmelidir” diyorum. İnsanlık, teknolojinin gelişmesi ile birlikte atlardan uzaklaştı. Geçmiş ile olan köprülerimiz de yavaş yavaş yıkılmaya başladı. Özellikle, çocuklarımızı bilgisayar başından kaldıramıyoruz. Telefon ve tableti ellerinden düşürmüyorlar. Teknolojiden tabii ki uzak duramayız, o bizim bir parçamız. Ama, atlarla olan yaşantımızı da göz ardı etmemeliyiz. Mutlaka, bir “atlı yaşantımız” olması gerektiğini düşünüyorum. Atlı sporların çocuklarımıza hem psikolojik hem de fiziksel açıdan çok şey kattığını düşünüyorum. 3/ Aileniz bu durumu nasıl karşıladı? Atları çok seviyorum. Henüz sadece 30 günlük olan oğlumun adını da Peygamber Efendimizin, Miraç yolculuğunda bindiği atın ismi olan “Burak” koydum. Ailem bu tutkum konusunda beni her zaman destekledi. Hatta, ilk atımı aldıktan sonra eşim bana, “Benim de bir atım olsun. Ben de seninle beraber gezmek istiyorum” dedi. “Tabii ki...” dedim ve eşime de bir at aldık. Ona at binmeyi öğrettim, ilk öğrencim de eşim oldu. O zamanlar, atlarımız Suluova tarafındaki kendi köyümüzde barınıyordu. Biz de buraya giderek, eşimle birlikte at sırtında çevre köyleri gezmeye başladık. Yerel halk bu duruma çok şaşırdı. Bazılarının yüzünde hafif bir tebessüm oluştuğunu, hatta bize güldüklerini görebiliyorduk. Ben, onların çok hoşlarına gittiğini düşünüyorum. Hatta bizim, onların hayal ettiklerini gerçekleştirdiğimize emindim. Bir süre sonra kendileri ile konuştuğumuzda, bu çıkarımın haklı olduğunu gördüm. Daha sonra kızım da, “Baba, ben de ata binmek istiyorum” deyince, at sayımız bir anda beş oldu. Ben de okulumuzun çok yakınında bulunan bir araziyi kiraladım ve içine atlarımın barınabileceği bir ahır
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=