2018_Agustos

40 TJK’NIN SESİ AĞUSTOS 2018 B enim dedem Kafkasya’dan Osmanlı Toprakları’na göç etmiş ve Kayseri - Sivas - Malatya üçgeninde yer alan Pınarbaşı Kasabası’ndaki, Uzunyayla Platosu’na yerleşmiş. 1700 metre rakımı olan Uzunyayla Platosu, at yetiştirmek için çok uygun bir yerdir. Ben 1946 doğumluyum. 1945 yılında sona eren II. Dünya Savaşı sonrasında, yoksulluk, sefalet, açlık gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin o zorlu şartları altında yaylada büyüyen çocuklardan biriyim. Bizim, o genel anlamdaki yoksulluk koşullarından tek çıkış noktamız atlar oldu. Süvariler için atlar yetiştirip, orduya satardık. Ayrıca, herkesten esirgediğimiz kendi binek atlarımız vardı. Yarış atları da yetiştirirdik. Yani, çocukluğumuzdan itibaren atlarla çok yakın ilişkiler kurduk, dost ve arkadaş olduk. Şehirlere taşınıp da eğitim aldığım yıllarda, köye dönmeyi iple çekerdim. Döndüğümü de hiç kimse bilmezdi. Çünkü, doğrudan at ahırımıza giderdim. Hemen atıma sarılırdım, onu öper, okşardım ve eyerini vururdum. Bütün köy halkıyla beraber annem ve babam da beni at sırtında görürdü. Tabii bölgede herkes atlarla ilgiliydi. Fakat, benim özel bir durumum oldu. Çerkez Halkı’nda bir gelenek vardır, dayılar yeğenlerine at hediye ederler. Hatta, objektif olması bakımından erkek çocukları dayıları tarafından eğitilir. Benim dayım da bana yağız bir tay hediye etti. Gözümün önünden hiç gitmeyen bir şey yaşadım. Tayım, sert bir havanın hakim olduğu bir günde, dağda yılkı sürüsünün içinde otlanırken, kurtlar sürüyü ürkütüyor. Benim tayım da kendini korumayı bilmediği için kayalıklardan düşüyor ve boynunu kırıyor. Kurtlara çok büyük öfke duydum ve onları bulup öldürmek için başladım silah yapmaya. İlk ustalığım bu... Tabii, neyle silah yapacaksın? Şimdi sorduklarında, cevabı şöyle veriyorum; “Ben ilkel atalarımın ayak izlerinden yürürüm.” Atalarım vahşi hayvanlara karşı mızrak yapmışlar. Çünkü acizler, uçamazlar, kaçamazlar, yüzemezler, yırtıcı değiller. Ne yapacaklar? Eliyle bir taş kaldırıp atacak, bir oduna taş takacak ve balta yapacak. Bu, el beyin birlikteliğidir. İşte, sanat bu şekilde ortaya çıkmıştır. İnsanlık, bu şekilde sanatla özdeşleşmiştir. Sanatın felsefesi de budur. Ben de atlar dolayısıyla sanata başlamış oldum ve bir daha asla bırakmadım. Hatta, başım sıkıştığı zaman hep ahşaba, ağaca ve sanata yoğunlaştım. Örnek verecek olursam, lisedeyken ailemden bağımsız hayatımı sürdürmek amacıyla, Kayseri Yapı Enstitüsü Ağaç İşleri Atölyesi’nde ustalık yaptım. Hepsini söylemek istemem ama elli sene önce, İstanbul’da elli civarında çocuk oyuncağı modeli geliştirdim. Daha sonra, belirli nedenlerle felç geçirdim. Artık, eskisi gibi ellerimi kullanamıyordum. Yaşım da ilerliyordu. Ne yapabilirdim? Kendimi iyileştirmem gerekiyordu. Bu nedenle, 2000 yılında tekrar sanata yöneldim. Fakat, bu sefer güzel sanat olması gerekiyordu. Ben de ahşap el sanatı olayından çıkıp, ahşap heykelciliğine başladım. Çünkü, ben ağacı çok severim, genlerim de ağaç gibidir. Arada taş, cam, metal işlediysem de ağırlıklı olarak ahşap işlemeye başladım. Rölyef ve heykeller yaparak, iç dünyamda biriktirdiklerimin dışarıya vurumu olacak heykeller yaptım. Çevrecilik, hümanizm, insanlaşma gibi konularda eserler vermeye çalıştım. Sanat eserleriniz içinde birçok at figürü görüyoruz. Atlar sizin için ne ifade ediyor? İnsanlık tarihine baktığınız zaman, insanoğlunun en eski dostu ve kendine yakınlaştırdığı ilk canlı türü attır. Dolayısıyla, bir çocuğu nasıl eğitiyorsanız, bir atın tayıyla da öyle ilgilenirsiniz. Zaten eğitmeye de gerek kalmaz. Bir tayınız varsa ve siz de onu küçüklüğünden itibaren seviyorsanız, burnunu okşuyorsanız, öpüyorsanız, ona eğitim vermek diye bir derdiniz olmaz. Hemen gemini takabilirsiniz ve eyerini vurabilirsiniz. O artık sizin bir parçanızdır, siz de onun bir parçası olursunuz. Ve gösterdiğiniz sevgiyi, misliyle ondan görürsünüz. Küçüklüğünden itibaren birlikte yaşadığınız bir tay büyüdüğü zaman gem takmadan binebilirsiniz, o sizi anlayacaktır... Eğer kendinizden eminseniz ve kendinize güvenerek binerseniz, çok mutlu olacaktır. O da kendinden emin olacak ve sizi hissedecektir. Vücudunuzun titreşiminden bir dereyi atlamak istediğinizi anlar. Bu şekilde, koştururken bir dereyi, hendeği veya engeli atlayabilirsiniz. Çocukluğumda bana en yakın varlık, at idi. 28 yaşına geldiğimde, benim hala cins atım vardı. Arada görmek için giderdim. Akrabalarım bakıyordu, sonra masrafı çok olduğu için şikayet de çoğaldı... Bizim yaylada atların sırtında pek çok etkinlik yapılırdı. Mesela cirit bunlardan biriydi. Daha sonra, yere demir para dizildiğini hatırlarım, atın sırtında koşarken kaç KİMDİR? 1946 yılında, Kayseri’nin Pınarbaşı İlçesi’ne bağlı Kazancık Köyü’nde doğdu. İlk ve Orta öğrenimini, Sivas’ta ve Kayseri’de tamamladı. Lise sonrası tarih ve inşaat mühendisliği eğitimi aldı. Tarım, hayvancılık, meteoroloji, yeraltı maden işletmeleri ve diğer muhtelif iş kollarında işçi, usta ve yönetici olarak çalıştı. Bu süreçlerde siyasetle ilgilendi. Çeşitli sivil toplum örgütlerinde yöneticilik yaptı. Ağaca olan ilgisi, uçsuz bucaksız Uzunyayla bozkırlarında yeşile duyduğu özlemle başladı. Çocukluğunda, tayını kovalayıp kayalardan düşüren kurtları öldürmek için yaptığı silahlar, ilk ahşap işleri oldu. Köyünde, tarım araçları ve bina onarımları yaptı. Lise eğitimi sırasında Kayseri Yapı Enstitüsü Ağaç İşleri Atölyesi’nde, işçi ve usta olarak çalıştı. Sonraki yıllarda ahşap çocuk oyuncakları üretti, Anıtlar Kurulu gözetiminde ahşap tarihi eser restorasyonları yapan sanatçı, antik özellikli oyma eşyalar, aplikler ve ahşap tablolar yapmaktadır.

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=