2018_Agustos
18 TJK’NIN SESİ AĞUSTOS 2018 12 Temmuz 2018 Perşembe günü, “Atçılığımızın Çınarları”ndan birisi olan Türkiye Jokey Kulübü Asli Üyesi Ercan Emre ile röportaj yapmak için İstanbul’dan hareket ettiğimizde, gittiğimiz yerde bizleri cennet gibi bir kentin karşılayacağını biliyorduk. Çünkü, henüz yola çıkmadan evvel Ercan Ağabey ile görüştüğümüzde, bizlere bütün bu güzellikleri anlatmıştı fakat gördük ki az bile bahsetmiş. Bu cennet kentimiz, Türkiye’nin henüz bakir kalmış tatil yerlerinden bir tanesi olan Datça’nın ta kendisi. Havası sıcak olmasına rağmen, tatlı tatlı esen rüzgarı, adeta üzerimize düşen ısıyı alıp götürüyor. Birde tabii, önümüzde alabildiğine maviliklere uzanan deniz, daha ilk dakikalardan itibaren bize huzur veriyordu. Çınarımız Ercan Emre’nin evinin manzarası işte o sonsuz maviliklere uzanıyordu. Bir de evinin tam önünde bir kaç dönüm kadar olan bahçesinde, muz ağacından kayısıya, bademden incire birçok meyve yetiştiriyor. Bir de tabii her sabah taze yumurta yapan 29 tane tavuğu var. Yani diyebiliriz ki; hem yazlık, hem çiftlik bir arada. Daha yazacak ve anlatacak o kadar çok şey var ki... Ama biz sözlerimizi burada noktalıyoruz, bundan sonrası için buraya gelme amacımız olan ve bizleri geçmişe götürecek çok değerli çınarımız Ercan Emre’yi dinliyoruz. HEM BESNILI, HEM İSTANBULLU.. . 1941 yılında, şimdi Adıyaman’a, o zamanlar Malatya’ya bağlı olan Besni kazasında doğdum. İlk ve Ortaokulu orada okuduktan sonra, İstanbul Haydarpaşa Lisesi’ne yatılı olarak gittim ve gidiş o gidiş oldu, elli yılı aşkın süredir neredeyse İstanbullu oldum. Ama hiçbir zaman memleketimle ilişiğimi kesmedim. ÖNCELERI AT ALMAYA CESARET EDEMEDIM. .. At yarışı merakım 1960’lı yıllara dayanıyor. Bir arkadaşım benim ilk kez yarışlara gitmeme vesile oldu. O zamanlar pek Veliefendi demeyi de bilmiyorlar. Yenimahalle - Bakırköy tarafında at yarışları var hadi gidelim deniliyordu. Biz Sirkeci’den elektrikli trene binerek at yarışlarına gittik. Hiç unutmuyorum, ilk oynadığım oyunu da tutturdum. Hep de öyle olur bilirsiniz, ilk gelenler tutturur. Tabii o yıllarda oyun olarak görüldüğünden algı biraz daha farklı, bu nedenle gittiğimi de ailemden gizledim. Aradan bir vakit geçti, ben üniversitedeyken dayımın bir atı vardı. O zamanlar Osmaniye dediğimiz yerde ahırlar vardı, bütün evlerin altı ahırdı. Koşan atlar da orada kalıyordu. O dönem hipodromda neredeyse hiç ahır yoktu, sonradan yapıldılar. Neyse, yine belli bir zaman yarışlara gidip geldim. 1975 yılında, babamın vefatına kadar kendisinden çekindiğimden at almaya hiç cesaret edememiştim. Nihayetinde, 1975 yılında ilk atımı aldım ve at sahipliği belgemi çıkarttım. CEMAL KURA VE SADUN ATIĞ... At sahipliği belgemi çıkartmam da bir hatıradır, ondan da bahsedeyim. Dediler ki bana; “Belgeyi alabilmeniz için iki Jokey Kulübü Üyesi’nin imzası gerekiyor.” Bu sırada, şu anda ahırlar bölgesinde kalan lokalimizin orada iki kişi oturuyordu, dediler ki, “Biri Başkan, diğeri Yönetim Kurulu Üyesi.” Tabii ben tanımıyorum. Yaklaştım ve dedim ki, “Efendim ben at sahibi belgesi almak istiyorum, imzalar mısınız?” Bana böyle baktı ve “Ama biz seni tanımıyoruz” dedi. Hemen yanında oturan diğer kişi söze girdi, “Canım ne demek tanımıyoruz, delikanlı adam.” Hemen garsonu çağırdı bir sandalye istedi ve yanına oturttu. İmzaladı ve sende imzala deyip, ona da imzalattı. Şimdi, bana seni tanımıyoruz diyen Cemal Kura, diğeri ise Sadun Atığ idi. Kendilerini o gün tanıdım da diyemem ama benim için güzel bir anı oldu. SERHANBEY... 1978 yılında Satvet’in ilk jenerasyon tayları satılıyor. Onları görmeye geldim. Satış öncesi hemen hipodromun arka tarafında Simsaroğlu Harası vardı, orada taylara gidip baktık. Ben orada bir tanesini beğendim. Satış günü geldi. Mezat da şimdiki padoğun yerinde yapılıyordu. Eski olimpiyat şampiyonu İsmet Atlı bana, “Ercancığım sen bırak, senin adına arttırmayı ben yapayım, daha uyguna alırız” dedi. İsmet Ağabey benim beğendiğim taya 50 bin diye bağırdı, hiç kimseden ses seda çıkmadı. Fakat o sırada birisi koşarak geldi ve bu tayın rezerv fiyatının 75 bin olduğunu söyledi. Ben yine de alalım dedim ve üstüne arttıran olmayınca 75 bin Liraya bizde kaldı. O tay Serhanbey oldu. 1980’li
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=