2016_Mart
42 TJK’NIN SESİ MART 2016 At beslenmesi bilimin de ötesinde bir sanattır. Beslenmenin hem at sağlığı üzerinde hem de egzersiz performansı üzerinde ciddi anlamda etkileri bulunmaktadır. İki yaşını tam olarak doldurmadan hipodroma şampiyonluk yolunda ilk adımlarını atan tayların, bu an itibariyle hayatlarında pek çok şey değişmektedir. Şampiyon adayı taylar, çiftliklerde geniş padok imkanlarına sahip olmalarına karşın, şimdi günün büyük kısmını ahırlarda geçirmektedirler. Bu taylar genellikle geleneksel yöntemlerle beslenirler ve kilo almaları çok zor değildir, ancak önemli olan fiziksel gelişimlerini henüz tamamlamadan egzersizlere başlayan tayların kas yapısının kilo alımı ile orantılı gelişmesi, iskelet - kas, sindirim ve sinir sistemi sağlığının desteklenmesi ile mümkündür. Gününün çoğunluğunu ahırda geçiren bir tayın geleneksel beslenme alışkanlığı ile ilgili örnek üzerinden ilerleyelim. 2 yaşlı, dişi, 400 kg ağırlığında, vücut kondisyonu iyi, kenter düzeyinde egzersiz yapan Arap tayının günde 3 paket ot ve 4 - 5 kg arpa ezmesi yediğini düşünelim. Böyle bir tay dışarıdan bakıldığında zayıf olmayacaktır, çünkü mevcut rasyon programı ile günlük enerji ihtiyacının büyük kısmını almaktadır. Ancak bu tayda zaman içinde stres kırıkları, kemik zafiyeti, mide ülseri, zayıflama, tutulma gibi pek çok iskelet - kas ve sindirim sistemi problemi oluşabilecektir. Hatalı beslenme programı uygulanması sonucunda performans düşüklüğü ortaya çıkabilecektir. Neden mi? Bu şekilde beslenen bir tay ihtiyacını karşılayacak düzeyde kaba yem tüketmeyecek, enerjisini karbonhidratlardan alacaktır. Karbonhidrat ağırlıklı beslenme sonucunda sindirim ve fermantasyon esnasında mide asiditesi artacak, bağırsak mikroflorası ve bakteriyel dengesi bozulacaktır. Taylar, iskelet sistemi sağlığı için gerekli makro ve mikro mineralleri yeterli düzeyde alamadığında, aynı zamanda kas sağlığı açısından önemli olan vitamin E ve selenyum seviyeleri de yetersiz kalacaktır. Bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor, unutmayalım ki böyle beslenen taylar da birkaç yarış kazanabilirler... Ancak beslenme sorunları nedeniyle, gerçek performanslarını aslında sergilememiş olacaklar ve bir süre sonra farklı sağlık problemleri ile karşılaşabilecek ve yarışlara katılamayacağınız bir at bakıyor olacaksınız. Sağlıklı beslenerek yarışlarda gerçek performansını sergileyebilecek tayları nasıl beslemeliyiz? Atın herbivor (otçul) olan doğası gereği kaba yemler (ot, yonca vb.) beslenmenin temelini oluşturmasına karşın yarış atının enerji ihtiyacını karşılamak için yeterli değildir. Atın kaliteli ot tüketmesinin en büyük yararı salya üretimini arttırmasıyla içerdiği bikarbonatın mide asidini baskılaması ve bağırsak mikro florasındaki yararlı bakterilerin yaşamlarını sürdürmelerini sağlamasıdır. Geleneksel beslenmede artan enerji ihtiyacını karşılamak için genellikle fazla miktarda yulaf ve arpa gibi tane yemler içeren rasyonlar, yukarıdaki örnekte olduğu gibi atda kısa bir süre sonra insülin direnci, mide ülseri, asidosis, tying up (tutulma) gibi uzun vadede ise osteartrit, kemik zafiyeti, davranış bozuklukları (ahırda sürekli olarak dönme, yemliği ısırma vb.) gibi sağlık problemlerinin gelişmesine yol açabilir. Oysaki bugün yarış atı beslenmesinde şeker pancarı, soya kabuğu ve bitkisel yağ kullanımı vazgeçilmezlerdir. Bunu şöyle açıklayabiliriz, şeker pancarı artan enerji için iyi bir kaynaktır, soya kabuğu ise yüksek lif içeriği ile olmayan padok koşullarına destek olur. Şeker pancarı veya soya kabuğu tamamen yulaf ve arpa gibi tahılların yerine tek başına kullanılamazlar ancak rasyon programının içinde bulunmaları sindirim sistemi problemlerine karşı da koruyucu olacaktır. Rasyona bitkisel yağ ilavesi ise tüketilen tane yem miktarını azaltıp alınan enerji miktarını arttıracaktır. Aynı zamanda yağların metabolizmaları esnasında nişastanın metabolizmasına kıyasla daha az ısı açığa çıkmaktadır. Dolayısıyla atın egzersiz esnasında vücudundan atması gereken ısı miktarı daha azdır. Sonuç olarak enerjisini vücut ısısını stabile etmeye çalışmak yerine performansı için kullanabilecektir. Sindirim ile tane yemlerden temin edilen yağın yanı sıra rasyona dışarıdan bitkisel yağ ilavesinde de yarar vardır, ancak her yağın içeriğinin aynı olmadığı unutulmamalıdır. Örneğin, mısır yağı ve ayçiçek yağı, omega 6 yağ asitleri bakımından zengin olmasına karşın, kanola yağı omega 3 yağ asitleri bakımından zengindir ve bu nedenle atların yaşamlarının farklı evrelerinde farklı yağlara ihtiyaçları vardır. SAMPİYONADAYI TAYLARNASIL B YRD. DOÇ. DR. GÜLŞAH KARASU KİMDİR? 1999 yılında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ne başlayan Dr. Gülşah Karasu, öğrencilik yıllarında ilgi alanını belirlemiş ve ilk olarak İngiltere’de Liverpool Üniversitesi’nde at alanında yapmış olduğu staj ile at beslenmesi konusunda çalışma kararını kesinleştirmiştir. 2004 yılında fakülteden başarı ile mezun olduktan sonra Viyana Veteriner Üniversitesi Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı’nda, “Avusturya’da Atlar’da Kolik Risk Faktörleri” başlıklı doktora çalışmasını yürütmeye başladı. 2007 yılında doktora tezi büyük bir bilim ödülü olan Von Firks Stipendium ile ödüllendirildi ve kendisi günümüze değin bu ödülü kazanabilen ilk Türk veteriner oldu. Dr. Gülşah Karasu’nun ilgi çeken çalışması, Avrupa’da pekçok at dergisine röportaj konusu oldu. Doktora sonrasında Amerika Cornell Üniversitesi’nde çalışmalarına devam etti ve 2011 yılında Türkiye Jokey Kulübü İstanbul At Hastanesi’nde göreve başladı. Dünyanın pekçok yerinde, Blueridge Equine Klinik, Glasgow Üniversitesi gibi at hastanelerinde çeşitli görevler veya eğitim amacıyla bulundu. 2012 yılında Avrupa Birliği Klinik Beslenme Diplomatlık programına kabul edildi ve 2015 yılında programı başarı ile tamamladı.” On yılı aşkın süredir at beslenmesi alanında, kolik beslenme, mide ülserleri ve yarış atı beslenmeleri ile ilgili, uluslararası konferanslarda yapmış olduğu sunumlar ve konuşmalarla çalışmalarını sürdürmekte olan Dr. Gülşah Karasu’nun, bir seri yazısının ilkini bu sütunlarda bulacaksınız...
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=