2016_Kasım

36 TJK’NIN SESİ KASIM 2016 ‘‘ ‘‘ ‘‘ ‘‘ ‘‘ ‘‘ ‘‘ ‘‘ ‘‘ ‘‘ Geçtiğimiz aylarda, Gökhan Kocakaya ve Özcan Yıldırım’ı siz değerli okularımıza tanıtmaya çalıştık. Bu ay da, Türk yarışçılığının yetiştirdiği başarılı jokeylerimizden Uğur Polat ile keyifli bir sohbet yaptık. Bizlere samimi yanıtlar veren binicimize ilk olarak atlara olan sevdasının nasıl başladığını sorduk? 1999 yılında Manisa’dan İzmir’e taşındık. Babam Cesim Polat hem antrenör hem de at sahibi idi. O dönem atlarımız vardı. İlk olarak Şirinyer Hipodromu’nda bu güzel yaratıklarla bir araya geldim. O andan itibaren içimde büyük bir heyecan oluştu, sevgi büyüdü ve jokey olmaya karar verdim. Bu isteğimi de babamla paylaştım ve benim için dönüm noktası oldu. İlkokulu okurken, atlara binmeye ve yedekçilik yapmaya başladım ve ilk öğretimden mezun olunca, 2006 yılında Apranti Okulu’na geldim. Aldığım iki senelik eğitimin ardından da İzmir’e geri döndüm ve aprantiliğe başladım. Örnek aldığınız ve sizi destekleyen bir jokey var mı? Selim Kaya bir ağabey olarak her zaman yanımda durdu. Kendisini, apranti eğitimi almadan önce tanıdım. Saygım ve sevgim her zaman en üst düzeyde oldu. Bir jokey olarak da bana örnek olmuştur. İyi veya kötü günümde beni yalnız bırakmadı. Bizim mesleğimiz disiplin gerektiren ve sürekli olarak gelişim isteyen bir spor olduğu için, bu anlamda da Selim ağabey beni hep yönlendiren kişi olmuştur. Kendinizi nasıl formda tutuyorsunuz? Her hangi bir diyet programı uyguluyor musunuz? Kilo problemi çok yaşıyorum ve bununla alakalı olarak da bir çok diyetisyenin kapısını çaldım. Zaten onlardan aldığım diyet programlarını da sürekli olarak uygulamaya çalışıyorum. İhtiyaç duyduğumda, koşu öncesi saunaya da giriyorum. Bildiğiniz gibi bizlerin belirlenen ağırlıklarla atlara binme zorunluluğumuz var ve belki de jokey arkadaşlarım arasında bununla ilgili en çok sorun yaşayan kişi benim. Hatta biraz önce söylediğim gibi örnek aldığım jokey Selim Kaya da kilo problemi yaşıyor. Son zamanlarda çok formdasınız, arka arkaya Grup Koşular kazandınız neler söyleyeceksiniz? Yarış kazanmak için formda olmalısınız fakat aynı zamanda da moralinizin yüksek olması gerekiyor. Bunlar birbirini tetikleyen konular. İyi atlara biniyorum ve bu atlarla Grup Koşuları kazandığımda, kuşkusuz diğer yarışlarımı da olumlu etkiliyor, formum ve enerjim yükseliyor. Tipik bir gününüz nasıl geçiyor? Bizler mesleğimiz gereği kendimize çok vakit ayıramayan insanlarız. Benim günüm sabah 04:30’da başlıyor. Sıkı bir kahvaltının ardından idman sahasına geliyorum. Bu durum benim her zaman formda ve dinç olmamı sağlıyor. Aynı zamanda da bineceğim ya da bindiğim atların form seviyelerini ölçme fırsatı buluyorum. Daha sonra, bildiğiniz gibi yarışlarımız oluyor ve onlara yetişebilmek için koşturma yaşıyoruz. Gün boyu dinlenmek için fazla vakit bulamıyorum ama küçük zamanlar da olsa vücudumu dinlendirmeye çalışıyorum. Boş günlerimde ise, en önemli hobim olan avcılığı yapıyorum. Av sporu, benim kendimi yenilemem için çok iyi bir atmosfer yaratıyor.

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=