DAHA önce de söyledim, Satvet -bence- “Bugüne kadar izlediğim en müthiş Arap atı”… Elbette sözümün arkasındayım. Fakat bundan 65-70 yıl önce sahada olan,“yarışçılığımızın hafızası” diyebileceğimiz kişiler “Bir de Sezgin’i görecektin. O bambaşkaydı…” derlerdi. Onların çoğu aramızdan ayrıldı; yaşayanlara da uzun ömürler dileriz. Örneğin; Zekeriya Aydın. Geçen zaman içinde, acaba bu görüşünü değiştirmiş midir diye yine sordum; yanıtı aynı… Açık konuşmak gerekirse, bu iki şampiyonu da izleyenler, Sezgin I’i öne çıkarıyorlar. Bu nedenle Sezgin I’i de “Rüzgar Gibi Geçenler” arasında anlatmak gerek. Biz o günlere yetişemediğimiz için gördüklerimizi değil, duyup öğrendiklerimizi aktaracağız. Sezgin I sadece 3 yaşındayken Ankara Hipodromu dışında, 1 sezon İstanbul yaz yarışlarında da koşmuş. Bu nedenle onu izleyen yarışseverlerin sayısı bile sanırım çok az. Basri Karabucak’ın sahibi olduğu Sezgin I, 1955 - 1962 yılları arasında koştuğuna göre, onu değerlendirmek için, öncelikle yarışlara ve istatistiklerine bakmamız gerek. İstatistik deyince, işin şu yanı da var. At yarışlarındaki bazı istatistikler doğru okunabilirse çok şey anlatır ama her şeyi anlatmaz. Örneğin performanslarını değerlendirerek, iyi atları seçebiliriz ama kimin daha iyi, hangisinin en iyi olduğuna sıra gelince tartışmalar, fikir ayrılıkları başlar… O aşamada istatistikler her şeyi söylemez, işin burası özneldir. Çünkü atlar; istatistikleriyle değil, bizleri etkileyen, unutulmaz yarışlarıyla gönlümüzde taht kurarlar… Gerçi Sezgin I’in istatistikleri göz ardı edilecek gibi değil. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim: 8 yıl süren yarış hayatında 62 kez start alıp, sadece 4 yarışında tabeladan düşmüş. 8 yılda, 4 kez… Ayrıntıları da konuşacağız ama Sezgin I’i anlatabilmek için, zamanda yolculuğa çıkmak gerek. Hazır mıyız? KARABUCAK’LAR VE ATÇILIK Adana ve çevresinin; hem devlet haraları, hem de özel haralarıyla Arap atı yetiştiriciliği merkezlerimizden biri olduğunu biliyoruz. Bu yörenin atçılığa sevdalı aileleri deyince; Eliyeşil’ler, Karamehmet’ler, Eken’ler, Milli’ler gibi ilk akla gelen isimlerden biri de Karabucak’lardır. 1925 doğumlu Basri Karabucak atçılığa duyduğu ilgiyi; “Pederim Ali Karabucak atlara çok meraklı olduğundan, bu meslek de bana ondan tevarüs (miras kalma, geçme) etti” diye anlatıyor. Babası (Ali), kardeşleri (Mustafa, Mahmut, Hasan), eşi (Ganime), çocukları (Pakize, Ali, Adnan), amcası (Bekir), amca çocukları (Fikret, İbrahim) ve yıllar geçtikçe genişleyen ailenin diğer bireylerini de göz önünde tutarak, Karabucak’ların atçılık sürecini “varın” siz hesap edin… Aziz Yener, Karabucak kardeşleri şöyle anlatıyor; “Adana ve havalisinin toprağı kadar zengin ve çalışkan bu sempatik kardeşlerin yarışçılık hayatımızda yerleri büyüktür. Şimdilik yalnız Arap atçılığı yapan Karabucak kardeşler, ahırlarına yavaş yavaş İngiliz kanı da almaya başladılar. Bu at sahibi kardeşlerde adeta bir Kentucky, ne bileyim Virginia veyahut Teksax’lı edası ve cömertliği var! Esasen tip itibariyle kardeşleri ele alırsak, Mustafa Karabucak tam manası ile cenubun (güneyin) kendisine has terbiyesi ve ağır edasıyla Kentucky’li bir çiftlik sahibini andırır. Gel kardeşim Basri Karabucak. İşte Madrid’li bir sinyor! Basri atını, yarışları ve yarış dünyasını pek sever…” Ekürinin adını duyuran ilk isim, Basri Bey’in ağabeyi Mustafa Karabucak. 1947’de Seyran, 1949 Selçuk, 1954 Savaş III, 1960’da Siren’le Hatay Koşusu’nu, 1954’te yine Savaş III’le Haralar, 1950’de de Selçuk’la Ziraat Vekâleti koşularını kazanmış. Dikkatinizi çekti mi bilmem, Mustafa Karabucak’ın atlarının isimleri, hep “S” harfi le başlıyor. Basri Bey de Arap atlarına isim koyarken bu geleneği sürdürmüş: Seçkin, Sezgin, Sefer, Sur, Serhan… Bunun “sırrını” Basri Bey’in eşi Ganime Karabucak’tan öğreniyoruz; “İsimleri S harfiyle başlayan taylar başarılı olunca, bunu uğur sayıp devam etmişler.” Atçılıkta uğura, nazara inanmayan var mıdır? “Hadi canım, olur mu öyle şey…” diyorsanız, bakın. Mustafa Karabucak 1954 yılı satışlarının en yüksek bedelini (16.150 Lira) ödeyerek aldığı “şampiyon adayı” tayına bu geleneği bırakıp, Koç adını verdi. Koç 3 yaşında koşu kazanamadı. Basri Karabucak ise, aynı satıştan 8.100 Lira'ya aldığı tayına -geleneği sürdürerek- Sezgin I adını veriyor. Ne dersiniz, keramet isimde mi? Basri Karabucak’ın atçılıkta Sezgin I’den öncesi var. 1948 yılında, genç bir at sahibi olarak yola çıkıyor… O günlerin genç atçısını biz yıllar sonra,“Basri Ağa” olarak tanıdık. Boğaziçi Lisesi mezunu, saygın bir iş adamı ve atçı… Sadun Atığ, Burhan Karamehmet, Cemal Kura başkanlığındaki TJK yönetim kurullarında üyelik ve genel sekreterlik, 1980 ve 1981 yıllarında da Türkiye Jokey Kulübü’nün başkanlığını yaptı. Sezgin I, Ziraat Vekaleti Kupası'nı kazanırken. 48 • www.tjk.org • O BİR EFSANE •
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=