2026_Ekim

Daha önce binmediğiniz bir atla nasıl iletişim kuruyorsunuz? Daha öncesinde bağ kurmadığım, Şartlı 1’de yer alan bir ata yaklaşırken daha nazik olmaya çalışıyorum, hemen gidip binmek yerine biraz onu seviyorum, elimi uzatıp iletişim kurmaya çalışıyorum. Gerektiğinde padokta yerden çim alıp onu besliyorum ki biraz daha bana alışsın, özgüven sağlasın, ona zarar vermeyeceğimi anlasın. Bu şekilde yaklaşıyorum ilk defa bindiğim atlara. Jokey değişimi, safkanın performansını sizce nasıl etkiliyor? Bazı at bazı jokeyin kantarmasını sevmeyebilir, bana da çok oluyor, bazı atlarla hiç uyuşamıyorum, ancak bazı atların da üstüne bindiğimde kantarmasını tuttuğum anda farklı bir enerji veriyor. Bunu yapabileceğimizi hissettiriyor bana. Çok sık olmasa da bazı atlar bunu hissettiriyor. Ayrıca ben çok jokey değiştirilmesi taraftarı değilim. En başından eküri olarak bir jokeyle anlaşıp, en azından bir sezonun onunla tamamlanması gerekiyor. Ama bizim ülkemizde malasef eleştiri olacak ama, 3 yarış kazansanız bile 1 yarış yanlışlıkla ikinci olduğunuz zaman direkt o attan indiriliyorsunuz, bu sefer de atların genel durumuna etki ediyor diye düşünüyorum. Devamlılık olması gerekiyor, çünkü at da artık sana güveniyor, sen ata güveniyorsun, ne yapabileceğine, nasıl koşabileceğine, kaybettiğinde bile nasıl kaybettiğini bildiğin için bir sonraki yarışında bu hatayı yapmıyorsun. Ama ben iniyorum, Gökhan biniyor, Gökhan iniyor, Özcan biniyor, Özcan iniyor, Halis ağabey biniyor gibi. Sürekli bir karmaşa yaşanıyor. Aslında bence, özellikle büyük ekürilerin bir jokeyle çalışması taraftarıyım. Yarış içinde yarışseverin göremediği faktörler eleştirilere nasıl yansıyor? 60 kilometre hızla giden bir atın üzerinde, saliselik kararlar verilen bir yerde hataya zaten %99 açık bir iş yapıyoruz, tabi her istediğimizi de her zaman sahaya yansıtamıyoruz, hayatın her alanında bu durum yaşanıyor. Antrenörlerimiz, at sahiplerimiz yarış öncesi direktiflerini veriyorlar, 2 gidelim, 3 gidelim diyorlar ancak start saliselik açılıyor. At çıkarken kafasını birazcık kaldırdığında yarım boy gibi kaybınız oluyor. Ondan sonra 2, 3 gite bakamıyorsun, çünkü giden gitmiş oluyor. Artık bir şekilde yerini alman gerekiyor, toparlaman gerekiyor, toparlayamazsan kaybediyorsun, kaybettiğin zaman da bazen çok acımasız eleştiriler oluyor. Eleştiri de değil artık sınırları da aşılıyor bu durumun. Bilen, bilmeyen, herkes yorum yapıyor. Herkes istediği gibi her istediğini söyleyebiliyor, hata olabilir, ama eleştirinin de bir dozu olabilir. Biraz sınırlar kalktı gibime geliyor özellikle son zamanlarda. Asla unutamadığın, özel bir bağ kurduğunuz at var mı? İlk kazandığım at olabilir, sayın Tayral Tutumlu’nun Jade isimli bir atı vardı, ilk birinciliğimi onunla almıştım, çok da çılgın bir kısraktı, zor zapt edilebiliyordu. Onun dışında iyi atlardan, düşündüğümde aklıma ilk Giz geliyor, son zamanda Cumhurbaşkanlığı ve Ankara Koşuları’nı kazandığım çok güçlü bir at olan Grande Flusso geliyor, aslında hepsi ayrı ayrı değerli atlar, hepsi ayrı değerli yarışlar. Keşke ben binseydim dediğiniz bir safkan var mı? Ben özellikle son 2 senedir, Truely isimli safkanı çok beğeniyorum. Hatta Ankara Koşusu’nu koşmadan önce, çok binmek istemiştim. O zaman tercih etmemişlerdi. Hala da tercih etmiyorlar açıkçası, Ankara Koşusu’nda Grande Flusso ile onu geçmiştik. Ama hala içimde bir ukte var, ona binmeyi isterdim. 44 • www.tjk.org • RÖPORTAJ •

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=