Arap atçılığı sanki genlerimizde var… Bu nedenle, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgemizde Arap atı yetiştiriciliği ağırlıklı haralar kuruluyor; iyi koşacağına inanılan taylar adeta birer servet ödenerek satın alınıyor. Çağdaş yarışçılığa geçiş dönemimizde, Karabucak Ailesi’nin yaptığı öncülüğü, daha sonra Caf ve Zaimoğlu Ekürileri’nde de gördük. Yakın tarihlerdeki örnekleri de Süleyman Sırrı Turhan Ekürisi ile Gülerce Ekürisi oldu. Bu eküriler belli dönemlerde, Arap atı yarışlarına damga vuran safkanlara, hatta daha fazlasına sahip oldular. Örneğin; Sezgin, Canberk, Satvet, Tulrah, Albatur ve daha niceleri… Aramızda Gülerce Ekürisi’nin sahibi olduğu Yavuzhan’ı tanımayan ya da “en azından” duymayan var mıdır? Onun “gönüllerde taht kuran” bir isim olmasında, yarış biçimi çok etkiliydi. Rakibini geçmek için her koşulda mücadele eden ve tüm olumsuzlukları yenerek bunu başarmak için çabalayan bir safkandı. Kazanamadığı yarışlarda bile, hani “kanının son damlasına kadar savaştı” derler ya, hiç vazgeçmeden mücadeleyi sürdürürdü. Bu nedenle ikinci kaldığı birçok yarışında da, kazanan kadar alkışlanmıştır. Biraz iddialı olacak ama biz de onu kendimizle özdeşleştiriyorduk. Daha açık deyişle, onun gibi olabilmeyi hayal ediyorduk… SOHBETLERLE ATÇILIĞA BAŞLAMAK Gülerce Ekürisi, aile atçılığının ülkemizdeki en baskın örneklerinden biri. Baba Yavuz Gülerce, Anne Nurbiye Gülerce ve kızları Selma ile Gülnur Gülerce… Hep birlikte başlayıp, bayrağı birbirlerine devrederek sürdürüyorlar. Ekürinin kurucusu Yavuz Gülerce bunu, “Ben yoruldum sen oyna mantığıyla, çocukları da atçılığa heveslendirdik” diyerek açıklamıştı… Bizler bu eküriyi 1993 yılında sahada gördük. Gülerce’ler için bundan daha önemlisi, aynı yılın 27 Eylül günü, Veliefendi Hipodromu’nda düzenlenen Anadolu Tarım İşletmesi’nin 1991 doğumlu elit tay satışları ve 5 Kasım’da, Adana Yeşiloba Hipodromu’ndaki Sultansuyu Tarım İşletmesi’nin tay satışlarıydı. Ekürinin bu satışlardan aldığı taylarla, bir yıl sonra bayrağı zirveye dikeceğini kim bilebilirdi? Başlangıç şöyle... Yavuz Gülerce, oto yedek parçacılığının İstanbul’daki merkezi olan Talimhane’nin, simge isimlerdendi. Bunda iş hacminin büyüklüğü kadar, dürüstlüğü, cana yakınlığı ve yardım severliği de etkiliydi. Hele o kendine has şivesiyle konuşmaya başlayınca sohbet hiç bitmesin isterdiniz. Zaten atçılığa başlangıcını da bu sohbetlere bağlıyor. Aslında atlarla, atçılıkla ilgisi yok: - İzmir’de bir otelimiz vardı, Hisar Otel… İzmir yarış sezonunda, atçılar bizim otelde kalıyordu. Mehmet (Çay) de ön büro müdürüydü. Mehmet, “Bu atçılarla hele bir otur, hele bir konuş” diye diye onlarla ahbap olduk. Adamlar bir oturuyorlar, gece iki oluyor, üç oluyor kalkacakları yok. Ben on ikide fırlayıp, kaçıyorum… Bir at al, iki al, iyi olur değişiklik olur diye bizi sürekli teşvik ediyorlardı. Mehmet zaten dünden razı... Yavuz Gülerce sonunda at almaya karar verir ama bunu uygulamak kolay değil. Önce ailenizle uzlaşmak zorundasınız. İşin parasal yönü bir yana, yaşam biçiminizde de değişiklikler olacak. Atınız ya da atlarınızın koştuğu günler, hipodromun yolunu tutacaksınız. Aileniz birçok ortak gününüzü, atlarla paylaşmak zorunda kalacak. Yetmedi, bu işe biraz daha merak sarıp idmanlara da gitmeler başlayınca, “sabahın kör karanlığında” kalkılacak. Liste böylece uzar, gider... Ailenin bu kararı nasıl karşıladığını, ilk tepkilerinin ne olduğunu Yavuz Gülerce’nin eşi Nurbiye Gülerce hanımefendiye sordum: 1996 TBMM Koşusu, Yavuzhan / Sergen / Akyel 62 • www.tjk.org • O BİR EFSANE •
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=