2021_Ocak

olmasına rağmen atlara olan tutumlarında hiçbir değişiklik yaşanmadı. Bugün Moğolistan steplerinde yaşayan konargöçer topluluklar, atalarının mirasını aynı saygı çerçevesinde devam ettiriyorlar. Antik Moğol atlarının günümüze kadar uzanan soydaşlarından olan Przewalski atları, bu sıra dışı topraklardaki geleneğin 21. yüzyıldaki temsilcileri olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Moğolların değerli dostlarıyla olan ilişkisi, üzerine bolca vakit harcadıkları ve en nihayetinde mükemmelleştirdikleri ekipmanlarla başka bir boyut kazandı. 13. yüzyılın başlarında at üzerinde dizgin kullanmaya başlayan Moğol biniciler, bu düzeneğin biniş stilinde ve hakimiyet kurma noktasında ne kadar etkin olduğunu gördü. Bu sayede at üzerinde çok daha uzun mesafeler kat edebileceklerini fark eden Cengiz Han’ın halkı, seferlerini batı yönünde Avrupa’ya doğru yoğunlaştırdı. Geliştirdikleri koşum takımları ile birlikte kısa bacaklı ancak oldukça kuvvetli atları üzerinde son derece iyi ok kullanan Moğollar, o dönem zarfında bu teknolojiye yabancı olan topluluklar karşısında zorlanmadan yollarına devam edebildi. VEBANIN SORUMLULARI BULUNDU Amansız Moğol süvarilerinin Avrupa’ya doğru gerçekleştirdikleri bu sıra dışı akınlar, büyük bir göç dalgasının da tetikleyicisi oldu. İstila edilen toprakların yerli halklarından canlarını kurtarabilenler kalabalık gruplar halinde daha güvenli bölgelere doğru hareket etmeye başladılar. Avrasya’dan başlayan bu kitlesel hareket, Avrupa’nın demografik yapısında önemli değişimlere yol açtı. Yeni vatan arayışı içinde göç eden insanlarla birlikte Moğol savaşçıların da Avrupa halklarıyla karışması yeni bir nüfus yapısının oluşmasının yolunu açtı. At gütmenin ve biniciliğin günümüz popülasyonunu nasıl etkilediğine dair çalışmalar yapan Kopenhag Üniversitesi’nden Eske Willerslev’e göre söz konusu yapının değişimindeki bir diğer önemli etken de 541 ve 542 yılları arasında sayısı milyonları bulan ölümlere sebebiyet veren Jüstinyen Vebası idi. Bu konuda oldukça sağlam kanıtlara eriştiklerini dile getiren Eske Willerslev; “Birçok insan Avrupa’da tam bir kaos yaratan Jüstinyen Vebası’nın Yunan yarımadasından çıktığını düşünüyordu. Ancak son dönemde bulunan iki antik insan kalıntısından yola çıkarak başlattığımız çalışma neticesinde veba bakterisinin Avrupa’ya Moğollarla birlikte gelmiş olduğunu tespit ettik” ifadelerini kullandı. Atları üzerinde o dönem için düşünüldüğünde kat edilmesi mümkün olmayan mesafeleri aşarak Avrupa’ya ulaşan Moğolların günümüz nüfusuna büyük oranda etki ettiğinin altını çizen Eske Willerslev; “Asya ve Avrupa hattı üzerindeki 8.000 kilometrelik bölümde yaşayan günümüz insanlarının genetik yapıları büyük ölçüde geride bıraktığımız son 1000 senede şekillendi” diye konuştu. Tarih sahnesinin birçok bölümünde insanların yanında ön saflarda bulunan atlar, kendilerine hak ettikleri saygıyı gösteren Moğol dostlarına anavatanları Asya’dan başlayıp Avrupa’da noktaladıkları bu uzun yolculuklarında eşlik ederek günümüz toplumunun oluşumunda kilit rol oynadılar. Günümüz Moğol bozkırlarında bir Przewalski tayı... 31 TJK’NIN SESİ OCAK 2021

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=