2020_Ocak
dardır. Buraya taşınan yükler veya atılacak olan çöpler de “Katana” olarak adlandırılan iri atların çektiği arabalarla taşınırdı. Çocukluğumda da etrafımda bana göre asilliğin ve özgürlüğün simgesi olan atlar vardı. Fakat büyüyünce, uzun yıllar memur olarak görev yaptığım için bu merakıma yeterli ilgiyi gösteremedim. Bu nedenle, emekli olduktan sonra kendimi diğer canlılara adadım. Önce dörtnal atlara baktım. Bir süre sonra yerli at ırklarına merak saldım. Rahvan atları hem ilgimi tatmin etti hem de onları yakından tanıdıkça, aslında ne kadar da uysal olduklarını gördüm. Rahvan atlarının bir başka özelliği de çok cesur olmalarıdır. Aynı zamanda bir dört nal atına göre 3’te bir oranında yem ile hayatını idame ettirebilir ve sizin taleplerinize cevap verebilir. Ayrıca, bir safkan atını Rahvan koşturamazsınız ama bir Rahvan atını, istenirse dörtnal koşturabilirsiniz. Arap atlarına T. C. Tarım ve Orman Bakanlığı ve Türkiye Jokey Kulübü tarafından sahip çıkılmış, kayıtlamışlar, şecerelerini çıkartmışlar, daha sonra takip etmişler. Ben de yerli ırkımıza sahip çıkayım dedim ve bu ırkı Türkiye adına tescil etmenin yollarını aramaya başladım. Dünyada Türk Rahvan atı diye bir ırk kabul edilmiyor. Çünkü bu konuda bir kayıt yok. Birilerinin bu konuda çalışma yapması gerekiyordu. Herkes Rahvan atı alayım, bineyim, satayım, yarışa koşayım, yarış kazanayım istiyor. Ama bir Rahvan atı sattığınızda arkasında duramıyorsunuz. Çünkü safkan atlar gibi şeceresi yok. Ben de bu konuda çalışmalar yapmış olan Ertuğrul Güleç ile görüştüm. Onun aracılığı ile atlarda kan ve gen tespiti ile ilgili çalışmalar yapan Prof. Dr. Ceyhan Özbeyaz’a ulaştım. Onun makale ve çalışmalarından yararlandım. Yine şehir dışından bu konuda araştırma ve çalışma yapan bilim adamları geldi ve geliyorlar. Örneğin, Dr. Öğr. Üyesi Yahya Tuncay Tuna’nın yaptığı bir çalışmada ona yardımcı olmaya çalıştım. Yahya Bey, “Türk Rahvan Atının Morfolojik ve Davranışsal Özelliklerinin Belirlenmesi” adındaki çalışması kapsamında Bursa’ya geldi. Burada Rahvan atlarından kan örnekleri topladı, çeşitli ölçüler aldı. Tüm bu çalışmalarımızı daha etkili yürütmek için Anadolu Rahvan Atlarını Koruma Derneği’ni kurdum ve bu derneğin başkanlığını üstlendim. Derneğimizin Yönetim Kurulu’nu da ata ve atçılığa gönül vermiş, kendisini bu konuda yetiştirmiş, iyi eğitimli kimselerden oluşturduk. Önceki eşleştirme çalışmaları nişanelere göre yapılıyordu. Örneğin, bir atın tırnağında leke varsa, o lekeye sahip olan bir başka Rahvan at ile eşleştiriyorduk. Ama tabii ki bu o kadar etkili olmuyordu. Prof. Dr. Ceyhun Özbeyaz’ın makalelerini incelediğimde, atlar üzerinde yaptığı çalışmalarda, DMRT – 3 genine rastladığını, bu genin de Rahvan atlarda diğer at cinslerine göre çok daha yüksek olduğunu görmüş. Ben de bu cinsi geliştirmek ve güçlendirmek için Rahvan atlara kan testi yapmayı, bu genin yüksek olduğu atları da birbirleriyle eşleştirerek, hedefimize ulaşma fikrini ortaya attım. Ceyhun Hocam da “Doğru söylüyorsun!” dedi. Yanlış anlamayın, ben Amerika’yı yeniden keşfetmedim. Bu konudaki, araştırmalarımı sürdürdüm ve 1960 yılında Kars’ın Göle İlçesi’nde bir Rahvan Harası kurulması için karar alındığını öğrendim. Bu hara için yer istimlak edilmiş, hatta bir bütçe de ayrılmış. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde 40 TJK’NIN SESİ OCAK 2020
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=