2020_Mart

gelişme olarak karşımıza çıkmaktadır. H.A.S.: Evet atçılara ödenen ikramiyelerin %40 oranında arttırılması, atçılık sektörüne pozitif olarak yansıdı. Şimdi, istersen biraz da yurtdışından bahsedelim. S.O.: Ülkemizde at sahibi olmak isteyen biri, direkt olarak yetiştiricilerden at satın alabiliyor. At alımlarının yurtdışında nasıl olduğuna bakarsak, bu konuda yaptığım çalışmalara göre yurtdışında atların yaklaşık %90’ının düzenlenen satışlardan alındığını görüyoruz. “Auction” yani açık arttırma veya “tokmak” olarak da bilinen bu satışlar, her yaş grubuna ve cinsiyete özel olarak veya erkek veya dişi farketmeden bütün yaş gruplarından tay ve atların yer aldığı karışık satışlar olarak düzenleniyor. Her zaman söylediğim gibi, “Atçılık bir kültürdür” ve bu kültür de ülkemizde yavaş yavaş oturuyor. H.A.S.: Teknoloji geliştikçe dünya globalleşiyor. Biz de her geçen gün atçılık kültürünü ediniyor, gelişmeye ve geliştirmeye devam ediyoruz. Şimdi konuştuklarımızı biraz daha detaylandıralım ve 18 aylık bir tayı satın aldığımızı varsayalım. Nasıl bir yol izlemeliyiz? S.O.: 18 aylık olan bir tay satın almışsak ve bu tayın 24 aylık olduğunda koşmaya başlayacağını hesaplarsak, o tayın öncelikle bir antrenöre ihtiyacı olacaktır. Daha sonra hipodroma gidecek ve orada antrenörü tarafından yaptırılan bineklerle, kenterlerle, sprintlerle ve galoplarla yarışlara hazırlayacaktır. 18 aylıkken aldığınız bir tayı hipodroma getirdiyseniz ve 6 ay sonra koşacağını hesaplıyorsanız, bu süredeki masraflarının haraya oranla daha pahalı olduğunu da unutmamanız gerekir. H.A.S.: Evet, yani tayımızı yarış hazırlıklarına başlamak üzere hipodroma getirdiğimizde, barınma, beslenme ve sağlık kontrolleri gibi masraflar artarak devam ediyor. S.O.: Burada, o şampiyon ata sahip olmak isteyen yeni at sahibi namzetinin doğru karar vermesi lazım. O yüzden biraz önce stratejiden bahsettim. Eğer tayınızı küçükken alırsanız, sahaya gelinceye kadar harada veya çiftlikte daha az bir masrafla bakarsınız, ancak yolunuz uzun olur. Diğer yoldan gider ve 18 ay civarında yaşı olan bir tay alırsanız, yolunuz kısa olur. Ama bu defa da hipodromdaki masrafların haradaki masraflara oranla iki kat fazla olacağını hesaplamanız gerekir. H.A.S.: Peki ülkemizde, “uzun” yol mu yoksa “kısa” yol mu daha çok tercih ediliyor? S.O .: Çok güzel bir soru sordun. Ülkemizde her iki tercihle ve sonuçlarıyla çokça karşılaştım. 8 – 10 aylık tay alan bazı atçılar, tayları koşana kadar geçmesi gereken zamanda sıkılıp da “Biz artık bekleyemeyeceğiz, sabrımız kalmadı Sadun Bey” deyip de hali hazırda koşan veya koşmaya hazırlanan bir tay veya at da aldılar. Hali hazırda koşan bir tay veya at alıp da çok başarılı sonuçlar elde edemeyenler de gördüm. Onların bir kısmı da “Biz bir tay alıp, onu kendimiz yetiştirmek istiyoruz” deyip daha da geriye gitmeyi tercih ettiler. Ülkemizde yapılan atçılıkta bu iki tercih arasında gidilip – geliniyor. Sana herhangi birinin daha ön planda olduğunu söyleyemem. “ÜLKEMIZDE GENELLIKLE ERKEK TAYLAR TERCIH EDILIYOR...” H.A.S.: Hali hazırda hızımızı da almışken, atçılığa adım atmak konusunda yurtdışında hangi yol daha popüler? S.O.: Yurtdışına; İngiltere’ye, Fransa’ya, Amerika’da veya İrlanda’ya baktığımızda, en çok el değiştirmenin, bizim 17 – 18 aylık olarak tabir edebileceğimiz “Yearling” satışlarında olduğunu görüyoruz. Buraya hemen başka bir şey daha ekleyeyim; yurtdışında atlar genellikle yetiştiriciler tarafından satılıyor ama atları satın alanlar, bizdeki gibi at sahipleri değil de atları onlar adına satın alan antrenörler oluyor. At sahipleri, antrenörlerine güveniyorlar. Antrenörler de o at sahipleri adına hareket ediyor. Ama bir diğer ülke olan Japonya’ya baktığımızda, “Foal” olarak adlandırılan henüz yaş almamış tayların satışlarının daha fazla olduğunu görüyoruz. H.A.S.: Bir at sahibi olmak istediğimizde, karşımıza birçok seçenek çıkıyor. Şimdi, arzu edersen biraz da almamız gereken en önemli kararlardan bir tanesi olan, kısa ve uzun vadeli planlarımıza göre değişiklik gösteren tayımızın cinsiyetine karar vermek hakkında konuşalım. S.O.: Ülkemizde genellikle erkek taylar tercih ediliyor. Bunun sebeplerinden birisinin de antrenörlerin, at sahiplerini erkek tay almaları konusundaki yönlendirmeleri olduğunu söyleyebiliriz. Fakat dünya yarışçılığına baktığımızda, senin de çok iyi bildiğin gibi Winx, Enable gibi çok başarılı dişi tay ve kısraklar ile karşılaşıyoruz. Özellikle dünyadaki Klasik Yarışlar’da, dişilerin büyük bir üstünlüğü olduğunu görüyoruz. Bana sorarsanız, ben her zaman dişi atlardan yanayım. Dişi atların bir avantajları da var; sadece dişilerin katılabildiği koşular düzenleniyor. Dişiler de kendi aralarında mücadele edebiliyorlar. Maddi anlamda bakarsanız, eğer iyi bir dişi ata sahipseniz, sadece kendi hemcinsleriyle koşacağı için çok güzel kazançlar elde edebilirsiniz. İyi bir erkek Açık Koşu atına sahip olursanız da atınızın koşu kariyeri sonrasında, aygırlık kariyeri başlayabilir. Bu da bir yoldur. H.A.S.: Diğer bir yandan bakarsak da bir aygırdan birçok yavru alabilirken, bir kısraktan alabileceğimiz yavru sayısı çok daha sınırlıdır. Aslında kısa dönemde erkek atların tercih edilmesinin bir sebebi de önemli koşuların birçoğunun erkek taylar tarafından kazanılmış olmasıdır. S.O.: Türkiye için konuşursak bu doğru olabilir ama yurtdışına baktığımızda bunun 34 TJK’NIN SESİ MART 2020

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=