2019_Nisan
53 TJK’NIN SESİ NİSAN 2019 Ahlat kümbetleri, şekil olarak Orta Asya Türk Çadırını andırmaktadır. Bu nedenle, kümbetleri Türklerin hayatında önemli bir yer tutan çadır sanatının, mimariye aktarılmış şekli olarak görmek mümkündür. Bu da bizlere, kümbet mimarisinin, İslam kültürü ile anılmasını sağlayanların Türkler olduğunu göstermektedir. Kümbet mimarisinin ilk örnekleri, 11. yüzyıldan itibaren görülür. Bu tip mezar abidelerine, Horasan’dan Anadolu’ya kadar, Türklerin yayılma yolları üzerinde rastlamak mümkündür. Bitlis ve çevresinde bulunan kümbetler, genel olarak iki katlı olarak inşa edilmiştir. Alt kat, tonozla örtülmüş mezar odası, üst kat ise; dua ve ibadet odası olacak şekilde düzenlenmiştir. Silindirik ve çokgen planlı gövdenin üzeri, konik veya piramidal külah ile örtülmüştür. Kümbetler 1916 Rus işgali sırasında Bitlis, harabe bir şehir görüntüsü alır. Düşmanın çekilmesinden sonra savaş esnasında Bitlis’ten kaçan bir baba ve oğul, Bitlis’e dönmek üzere yola çıkar ve şehre hakim konumdaki Dideban Dağı eteklerine varırlar. Baba, şehirde birilerinin sağ kalıp kalmadığını öğrenmek için oğlunu şehre gönderir. Bir süre sonra geri dönen oğul, uzaktan babasına şöyle seslenir: “Şehirde yaşama dair hiçbir iz yok... Sadece beş tane minare ayakta kalmış...” der. Bunu duyan baba yıkılır ve diz çöker. Bir süre sonra, şöyle bir ağıt yakarak oğlunu yanına çağırır: “Bitlis’te beş minare, beri gel oğlan beri gel, Yüreğim dolu yare, beri gel oğlan beri gel...” Genel olarak kabul gören hikaye bu olsa da Bitlis’in yerli halkından, “Bitlis’te beş minare” dizesinde geçen minare ifadesinin, aslında mesafe ölçüsü olan “mil” olduğu ve ağıtın da “Bitlis’e beş mil are” olarak söylendiğini de siz okuyucularımız ile paylaşmak isteriz. “Bitlis’te Beş Minare” Adlı Ağıtın Hikayesi
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=