2019_Nisan
İstanbul doğumluyum. Biz atadan beri atçılığın içinde olduk. Benim annemin babası Muharrem Mamık, Özdemir Atman’ın yanında antrenörlük yapıyordu. Babam Ali Güneş, Kayseri Göksu’lu bir Çerkez idi ve seyislik yapıyordu. Bende İlkokulu bitirdikten sonra Fikret Yüzatlı’nın Çiftliği’nde babamın yanında ata binmeye başladım. Babamın baktığı at da Mehmet Emin Özdekli’nin safkanıydı. Mehmet Amca beni görünce babama, “Bunu jokey yapalım” demiş. Sonra beni alıp götürdü, kask, jokey pantolonu, kamçı verdi elime ve “jokey olacaksın” dedi. Böylelikle 1977 yılında apranti olarak başladım. Ankara’nın eski hipodromunun kapanmadan önceki son iki senesine yetiştim. Orada, hipodromla ahırlar arası mesafe biraz uzaktı, ben de sahaya at götürüp getiriyordum. 1979 yılında lisansımı aldım, 1980 yılında da yarışlarda at binmeye başladım. O dönem çok at binemedik çünkü at sayısı azdı. Ancak, 300 tane kadar ata binebildim ve 48 tane yarış kazandım. 1990 yılında askere gidene kadar aprantiliğe devam ettim. Askerden dönünce de antrenörlük imtihanlarına katıldım ve lisansımı aldım. ATLAR BENDE BIR SEVDA… Her zaman atlar bende çok büyük bir sevda olmuştur. Hem antrenörlüğüm hem de aprantiliğim döneminde, her zaman kendime ait atlarım oldu. Şimdi de oğlumu yetiştiriyorum. O da şu an antrenörlük okuluna gidiyor. İnşallah dededen toruna bu iş böyle gidecek. GAZI KOŞUSU’NU IKI KEZ KAZANDIM… Ben antrenörlüğe başladığımdan beri her çalıştığım eküride başarı kazandım. Hemen hemen bütün Grup Koşuları kazandık. Kendi atlarımla da çok Açık Yarışlar kazandım. Mesela TİGEM’e bile Altaha ve Taha isimli iki tane aygır sattım. Taha’yı çok erken kaybettik fakat, Altaha’nın hala yavruları başarılı olarak koşuyor. İki tane Gazi Koşusu kazandım. Bir tanesini Fernando, diğerini de Blaze To Win ile… Bir tane de burunla Hızel Beyi’ne kaybettiğim Gazi var. O yarış beni en çok üzen koşulardan biridir. Çünkü o burun farkıyla biz kazansaydık, gerçekten Adalı Ekürisi olarak daha da ileri gidebilirdik. Hakikaten öyle bir yarışı burun ucuyla kaybetmek çok kötü bir duygu. BEN IYI BIR AHIRCIYIM… At konusunda çok iyi bir gözüm vardır. Tabii, bu da içinde ekürilerde çalışa çalışa tecrübe edinmekle oldu. Ben işimde hep özveriyle çalıştım. Elimden çok at geçti, çok at geçmesi sonucunda da her safkanın kendine has farklı nitelikleri olduğunu gördüm. Bu farklılıkları gözlemleye gözlemleye de bir atın yemini yemiş mi, yorgun mu, moralli mi olduğunu anlayabilir hale geldim. En önemlisi de ben iyi bir ahırcıyımdır. 10 yaşımdan beri ahırlarda oldum, oralardan yetiştim geldim. Bu işi iyi yapabilmeniz için ahırlardan gelmeniz şart. Eskiden çekirdek bir atçılık vardı, şimdiki gibi endüstriyel değildi. Kadir Altınöz, Kazım Yıldız gibi ustaların yanında aprantilik yaptım. Hatalarımız olduğunda hemen düzeltirlerdi, her zaman yardımcı olurlardı. Eskiden insanlar birbirlerine daha yakındı, sektörün gelişmesiyle paralel mesafeler oluştu. ANTRENÖRLÜĞÜM… İlk antrenörlüğe başladığım yıllarda, antrenörlüğünü yaptığım atların idmanlarını ve galoplarını da kendim yapardım. İlk olarak rahmetli Burhan Sölpük’ün yanında antrenörlüğe başladım. Sonra yine rahmetli Ali Taşbek’in yanında çalıştım, kendisinden çok büyük yardımlar aldım. Ali Amca’nın vefatından sonra oğlu Selman Taşbek ile çalışmaya devam ettik. Taşbek Ekürisi ile de çok büyük başarılar elde ettik. Fernando ile Gazi Koşusu’nu kazandık, Ribella ile hem Türkiye’de hem Dubai’de tarihi zaferler elde ettik. KALIFIYE ELEMANA IHTIYACIMIZ VAR… At sayımız çoğaldıkça yardımcılara da ihtiyaç duymaya başladım. Türkiye’de kalifiye eleman bulmak çok zor. Okuldan iyi çocuklar yetişiyor fakat yeterli sayıda değiller. Mesela seyis bizim için çok sorun olmaya başladı. Eski jenerasyon seyislerimiz yaşlandılar ve emekli oldular. Yeni jenerasyonun artık eğitim alması şart oldu. Biz kendi aramızda da konuşuyoruz, mesela Apranti Okulu’nun seyis de çıkartabiliyor olması lazım. Çünkü jokeylik kabiliyet işi, okuldan mezun olan 30 öğrenci de jokey olacak diye bir şey yok. Çocuklar oradan mezun olurken hayalleri hep çok yüksek oluyor. Aslında bu eğitim üç kademeli yapılabilir; jokey, idman jokeyi ve seyis olarak. Lisansını da ona göre verirsiniz. En azından sahalarımıza da kalifiye eleman yetişmiş olur. UNUTAMADIKLARIM… Aprantilik yaptığım yıllarda, Gürçeşme diye bir atım vardı, onunla 12 tane yarış kazandım, hiç unutamam. Bunun dışında Altaha’ya sahip olmak büyük bir hazdı. İlk atım Balca’yı hiç unutamam, çok güzel başarılar sağladım. Mesela, Ribella bambaşka bir safkandı, gücünün üstünde bir arıkandı. Yine benim Sun Müge diye bir atım vardı. Çok güzel başarılar kazandık. Daha birçok başarılı safkana sahip oldum veya antrenörlüğünü de yaptım. 39 TJK’NIN SESİ NİSAN 2019 1966 PAYİTAHT / SELİM KAYA HALDUN GÜNEŞ / İRLANDA
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=