2019_Aralik

toplumsal ve kültürel değerlerin ozanlarla, efsanelerle ve yazılmamış yasalarla aktarıldığı bir kültürün oluşmasına sebep oluyor. Dicle, Fırat, Nil gibi nehirlerin kenarlarındaki bereketli topraklarda şekillenen tarım toplumlarını ise başka bir dinamik şekillendiriyor. İyi ekin alabilmek için toprağa bakmak, sulamak, onu yabani hayvanlardan korumak, ekini toplamak ve tekrar ekmek gibi devamlı bir uğraş gereklidir. Bunun için de çiftçi toprağını bırakıp gidemez. Bu da yerleşik olmaya, kalıcı çözümler üretmeye, komşularla uzlaşmacı olmaya ve yazılı kanunların oluşmasına neden oluyor. Yerleşik olan tarım toplumları, başta daha savunmacı ve koruyucu özellikler geliştirirken göçebe toplumlarında da saldırı unsurları öne çıkıyor. Atı evcilleştiren ve atlı yaşamı günlük hayatlarına sokan göçebeler, atları ile uzaklara gidiyor, tarım toplumlarıyla karşılaştıklarında, yağma veya ticaret yaparak yerleşik kültürler ile etkileşime giriyor. Böylelikle, at ve atlı yaşam Avrasya’dan tüm dünyaya yayılmaya başlıyor. M. Ö. 1700’lere gelindiğinde at, günlük yaşamda ve savaş alanlarında artık tüm insanlık için vazgeçilmez bir unsur haline gelmiş oluyor. Peki, tüm atçılık camiamızın en çok merak ettiği konulardan birine gelelim ve kitabınızdaki bir bölümün de başlığı olan soruyu size yöneltelim: Türk atı var mıdır? Çin’den İran’a, Hindistan’dan Kuzey Afrika’ya, dünyanın değişik coğrafyalarında ortak bir eşkâl ve karakter gösteren ve Türk atı olarak tanımlanan safkan bir at cinsi yoktur. Bir olguya Türk diyebilmemiz için her şeyden önce, Türk tarihine hâkim olmamız gereklidir. Orta Asya’da ortaya çıkan Türk boyları ve atlı yaşam kültürü, oradan Doğu ve Orta Avrupa’ya, Hindistan’a ve İran’a, Arabistan Yarımadası’na ve Kuzey Afrika’ya, Anadolu’ya ve Anadolu üzerinden Balkan coğrafyasına amir karakter olarak yayılmıştır. Bu yayılım, 1500 - 2000 yıllık bir tarih aralığını kapsar. Türkçe konuşan halklar Yakutistan’da, Kırgızistan’da, Türkiye’de, Balkanlar’da yani nerede var olmuşlarsa, konuştukları lehçelerden tutun giyim tarzlarına kadar değişiklik göstermişlerdir. Bir Yakut atını düşünün, sonra dönün Akhal Teke’yi düşünün. Türkmenlerin de Yakutların da Türk dünyasına ait oldukları muhakkaktır ve Türk lehçeleri konuşurlar. Hal böyleyken, bu 2000 yıl içinde belirli safkan özelliklerini geliştirebilmiş tek bir ırktan söz etmemiz mümkün değildir. Ancak, Türkler nereye gitmişlerse, yanlarında mutlaka o dönemde bindikleri atları da götürdüler. Gittikleri yerlerde de o bölgelerin şartlarına uyum sağlamış farklı at cinsleri ile kendi atlarını melezlediler. Ben buna akıllı seleksiyon diyorum. Doğu kültüründe, maksadına göre iyi özellikler gösteren atları aygır ve kısrak olarak kullanma anlayışı vardır. Yani, yetiştirici işine göre iyi bir araba atı üretmek istiyorsa, iyi araba çeken aygır ve kısrakları çiftleştirme yoluna gider. Ya da yere sağlam basan ve korkusuz bir savaş atı üretmek istiyorsa, bu özellikleri gösteren atları seçerek, onları kendi aralarında çiftleştirir ve her zaman maksadına göre iyi özellikler gösteren taylar elde eder. Günümüzde İngiliz atı, Arap atı vs. dediğimiz cinsler tamamen belirli bir özellik aranarak yetiştirilmiş atlardır. Keza, İngiliz atı özellikle günümüzde sadece hızlı koşması beklenen bir attır ve daima daha hızlı koşan aygırlar ve kısraklar seçilmeye çalışılarak üretimi devam eder. Yani şunu demek istiyorum; günümüzün Arap ve İngiliz safkanı anlayışıyla düşünerek, “Türk atı yok” diye hayıflanmak doğru değildir, zaten belki de bu soru da doğru değildir. Türkler, millet olarak her zaman üstün atlar yetiştiren bir milletti ve gittikleri her yere de bu özelliklerini taşımışlardı. Bugün safkan olarak adlandırdığımız at cinslerinin temelinde muhakkak Türklerin atları da vardır. Atın evcilleştirilmesinin insan hayatına yaptığı olumlu etkiler muhakkak. Peki, bu durumu günümüzdeki hangi gelişmeyle kıyaslayabiliriz? Günümüzde bir devrim yaşanıyor ve bu devrim kendince, atların binlerce yıl evvel evcilleştirilmesi ile yaşanan devrimle bir benzerlik taşıyor. At binmeyen insanların hayatının hızı, at binmeye başlamaları ile nasıl hızlandı ve geliştiyse, bilişim çağı da böyle bir farklılık ortaya çıkartmıştır. Atların evcilleştirilmesiyle nasıl ulaşım, haberleşme ve etkileşim hızlandıysa, bilişim çağı ile çok benzer bir devrim SİVAS - 2009 AŞKABAT - 2011 FOTOĞRAFIN ÇEKİLDİĞİ YIL VE YER BİLGİSİ DOĞAL YAŞAMI KORUMAK ADINA BİLİNÇLİ OLARAK VERİLMEMİŞTİR... 16 TJK’NIN SESİ ARALIK 2019

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=