2019_Aralik

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? 1970 doğumluyum. At binmeye 1986 yılında Ankara’da başladım, 2014 yılına kadar da düzenli olarak at bindim. 1997 yılından beri, 1978 yılından bu yana otomotiv sanayinde üretim yapan Erkurt Holding Şirketleri’nde çalışmakta, son 3 yıldır da holdingin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yapmaktayım. Atlarla ilgili bir şeyler yapma isteğim tam olarak 2007 yılında ortaya çıktı. Uzun yıllar bana arkadaşlık etmiş olan at arkadaşlarıma bir şekilde teşekkür etmek, atların bana kattığı onca değer adına ben de onları ön plana çıkartacak bir proje geliştirmek istedim. O yıllarda hobi olarak fotoğrafçılıkla da uğraştığım için at fotoğraflarından oluşan bir kitap yapayım diye düşündüm. Elime Yann Arthus - Bertrand’ın “Horses” adlı kitabı geçti. Kitabı görünce, “İşte tam da yapmak istediğim şey!” diye düşündüm. Ancak, Bertrand o kitabı o kadar güzel yapmıştı ki, ne fotoğrafçılık olarak ne de kurgu olarak daha iyisini yapamayacağımı anlayınca, bu projeden vazgeçtim. Yerine, Anadolu’nun geleneksel atçılık kültürü ile ilgili bir şeyler yapsam diye düşünürken, Kastamonu’nun Daday İlçesi’nde geleneksel olarak düzenlenen rahvan at yarışları olduğunu öğrendim. Kaptım fotoğraf makinemi ve soluğu Daday’da aldım. İşte her şey böyle başladı… Rahvan yarışları, cirit oyunları, atlı okçuluk, kökbörü, nalbantlar, saraçlar, yoz atlar derken bir baktık ki arkadaşlarımla bütün Anadolu’yu dolaşmışız. Aslında gittiğimiz yerleri anımsayalım diye yaptığımız çekimler, bayağı hatırı sayılır bir hale gelmişti. Bu çalışmalardan bir belgesel çıkar dedik ve çekimleri toparlayıp çok amatörce de olsa “Anadolu Sahnesinde At” adlı belgeseli yaptık. Bu proje 2013 yılında tamamlandı. Diğer taraftan, çocuklar ve at binmeye yeni başlayanlar için bir kitap yapalım diye düşündük ve 4 kitaptan oluşan “Sinan At Biniyor” serisi ortaya çıktı. Bir de çocuklara yönelik “Atlarımızı Boyayalım” isminde bir çalışmamız var. Ancak, bu çalışmaları yaparken bir yandan da Anadolu’nun atlı tarihi, bozkır kültürü, Türk toplumlarındaki atın önemi ve yeri gibi konuları sürekli ve sistematik bir şekilde araştırmaya devam ediyordum. Zamanla, kitabın ana fikri ve çatısı ortaya çıktı. Atı tanıyan bir atçı olarak, atın evrimsel gelişimini ve karakterini incelemeliydim. Yaşadığımız toprakların, 11. yüzyıldan, yani Türkleşmeye başlamadan önceki dönemlerinde at ile insanın ortak tarihini araştırmalıydım ve atı tarihte en etkili kullanmış milletlerden olan Türklerin tarihini yine atlarının izinden giderek araştırmalıydım. İşte bir fotoğraf çekme hevesiyle başlayan ve bir çocuk kitabı serisi, bir belgesel ve Dörtnala Gelmiştik Uzak Asya’dan isimli bir kitap çalışmalarına dönen bu süreç, toplamda 12 yıl sürdü. Tarihi, atlar ekseninden inceleyen eserlerden biri olan kitabınızı farklılaştıran özellikler nelerdir? Nerelere seyahat ettiniz? Bir kitap yazmak, hele hele tarihle ilgili bir kitap yazmak için öncelikle çok okumak ve araştırma yapmak gerekir. Çünkü doğru referans çok önemlidir. Bu sebeple farklı görüşlerde, farklı disiplinlerde ve farklı zamanlarda yayımlanmış pek çok neşriyatı süzmek gerekir. Ben de bu nedenle yüzlerce kitap satın aldım. Türkiye, Rusya, İngiltere ve Moğolistan’da pek çok müze ve kütüphaneye gittim, bazıları kısmen at üzerinde olmak üzere Moğolistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Fas’a seyahatler gerçekleştirdim. Böylelikle, hem çok okuyan hem de çok gezen bilir diyerek, bahsettiğim tarihi olayların geçtiği yerleri kendi gözlerimle gördüm. Çünkü hissetmek önemlidir; masmavi gökyüzü ve yemyeşil çayırlarda dolaşırken atsız bir insanın ne kadar biçare olduğunu fark etmek, bozkırı yaşamak, gündüz sıcaktan bunalırken akşam yurtta tir tir titremek, Bilge Kağan Yazıtları’na dokunurken Bumin Kağan’ı, Cengiz Han’ı ve nicelerini hayal edebilmek, Türklerin İslamiyet’e geçiş sürecini araştırırken Kazakistan’da Hoca Ahmed Yesevî Türbesi’ni ziyaret edip de bir köşede namaz kılmak… Yani böyle olduğu zaman projenizi tamamen içselleştiriyorsunuz, âdeta onunla bütünleşiyorsunuz. Bence bu kitabı farklılaştıran önemli şeylerden biri de benim bir tarih meraklısı olmamın yanı sıra, bir atçı ve binici olmamdır. Kâşgarlı Mahmud, “At Türk’ün Kanadıdır” der ya, işte ben o kanadı tanıyorum. Bu kitap sadece attan, atın nasıl bir hayvan olduğundan ve insana nasıl hizmet ettiğinden bahseden bir eser değil. Ziyadesiyle, daha büyük bir perspektiften hareket ile Türklerin farklı coğrafyalarda şekillenmiş ne kadar büyük bir tarihleri ve medeniyetleri olduğunu, gittikleri yerleri nasıl benzer bir şekilde örgütlediklerini, devletleştiklerini ve bugüne nasıl geldiklerini günümüz okurlarına anlatmak istedim. Yani, Türklerin tarihe bıraktığı izleri sadece atlarından değil yaylarından, bozkır töresinden ve sıra dışı liderleri üzerinden de araştırdım. Elbette üzerinde yaşadığımız toprak; Anadolu! Toplumumuzun mayasındaki en önemli unsurlardan biri. Biz aslında bu toprakların Türk ve Müslüman kimliği altındaki tarihine aşinayız. Ancak Anadolu, tarihin tüm çağlarında çok önemli bir merkez olmuş; büyük medeniyetler çok büyük işler yapmışlar bu topraklarda. Hal böyleyken, bu toprakların Türklerden önceki tarihinden de bahsetmeden geçmek olmazdı. Elbette yine atlarının bıraktıkları izler üzerinden… Bugün safkan olarak adlandırdığımız at cinslerinin temelinde muhakkak Türklerin atları da vardır... FAS - 2012 14 TJK’NIN SESİ ARALIK 2019

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=