2019_Agustos

36 TJK’NIN SESİ AĞUSTOS 2019 Hiç aksilik yaşadınız mı? Yol boyunca birçok aksilik yaşadık. Bu yaşadıklarımızı kategorize etmemiz lazım. Bu problemlerden ilki iletişim cihazlarımı şarj edebileceğim güç kaynağımın olmayışıydı. Ayrıca, yanıma aldığım elektronik cihazları kontrol etmemiştim. Yolda şarj aletim de bozuldu. Neyse ki onu bir benzin istasyonunda çözdük. Bir başka aksilik de dengeli yüklemediğim için çantamın sapının kopması oldu. Onu da bir şehir merkezinde çözdüm. Yolda Yıldız’ı kene ısırdı, bu büyük bir aksilikti. İki - üç gün mola verdim. Yıldız’ı veterinere götürdüm. Hatta, emin olmak için bir değil, dört veteriner gezdim. Hepsi de bana, “Sen bir insansın ama Yıldız bir at. Keneler sana çeşitli hastalıklar bulaştırabilirler ama onların kene ısırığına karşı bağışıklıkları var” dediler. Yıldız’ın aşı karnesi de yanımdaydı. Bugüne kadar yapılan iç ve dış parazit aşılarını kendilerine gösterdiğimde, bu önlemlerin kene için yeterli olduğunu ve tedirgin olmamamı söylediler. Bir diğer aksilik de Yıldız’ın nalının düşmesi oldu. Kırsalda nalbant bulmak çok zor. Nalbant denilen kişilerin de Yıldız’ın kuyruk sallamasından bile korkması nedeniyle, atımı o kişiye nallatmadım ve kendi göbeğimi kendim kesip, atımı ben nalladım. Yıldız keyfine çok düşkün bir arkadaşım. Normal şartlarda, atlar çok uzun süre yatmazlar. Ama Yıldız, ot gördüğü zaman oraya yatar ve yattığı yerden çevresindeki otları yer. Çevresindeki otlar bitince ayağa kalkar ve 5 metre ileriye gidip tekrar yatar. Bu sefer de yattığı yerden çevresindeki taze otları yer. Geleneksel Atçılıkta tecrübe kazanmış büyüklerimiz ile karşılaşınca kendileri bana, “Bu at yatıyor, kesin sancısı var...” diyorlardı. Ben de onlara, “Yok amcacım, bu at keyifçi...” diye cevap veriyordum. Evet, Yıldız keyfine çok düşkün bir at. Bu da bir aksilikti diyebiliriz. Bunun haricinde, yol boyunca duş alamadım. Yıldız’ı her eyerlediğimde tımarladım, kaşağıladım, fırçaladım ve hatta yıkadım ama benim böyle bir imkanım olmadı. Köylere ve şehir merkezlerine gittiğimizde birkaç defa yıkanabildim. Kıyafetlerimi de yıkama imkanım olmadığı için günlük olarak kullandım ve yol boyunca 8 - 9 kısa tişört attım. Yola çıkmadan önce rotamı planladım, telefonuma haritalar indirdim. Genel olarak köy yollarını kullanacaktım. Rotam doğrultusunda bir yola girdim ve yaklaşık 40 kilometre ilerledikten sonra sırtında tüfeği olan bir çobanla karşılaştım. Selamlaştıktan sonra bana nereye gittiğimi sordu, ben de ona İzmir’e askere gideceğimi fakat Ankara’ya kadar at sırtında yolculuk edeceğimi söyledim. Bana bu yolun beş kilometre sonrasında kurtların olduğu bölgeye gireceğimi ve orada hayatta kalamayacağımı söyledi. Sonuçta, at sırtında gidiyordum, yanımda da ihtiyacım olursa kendimi koruyabileceğim bir balta vardı ama bana, “Kardeşim ben tüfekle geziyorum ama yine de tedirgin oluyorum. Bence sen geri dön...” deyince, ben de büyük sözü dinledim ve bu durum bizim bir günümüze mal oldu. Bu da bana motivasyon kaybı yaşattı. Başınıza gelen ilginç olaylardan birini anlatabilir misin? İlginç mi bilemiyorum ama şaşırdığım bir şey yaşadım; at sırtında şehir merkezlerine, ilçelere, köylere gittiğim zaman herkes bizi büyük bir ilgiyle karşıladı. Özellikle, etrafımızı saran çocuklara karşı kayıtsız kalamıyorum ve ata binmek istediklerinde, bu isteklerini geri çeviremiyorum. Bu yolculuğa çıkmamızdaki amaçlarımızdan biri de çocuklara ve gençlere ulaşmak, onlara atları sevdirmekti. Birileri de beni, çocuklara para karşılığında at bindiriyor diye İlçe Belediyesi’ne şikayet etmiş. Bu duruma gelen zabıta ekipleri bile inanamadılar ama mecbur kaldıkları için çevrede soruşturma yaptılar. Çevredeki çocuklara ve ailelere sorduklarında da benim kesinlikle para almadığımı gördüler. Fakat yine de oradan uzaklaşmam ve ilçeyi terk etmem istendi. Bu çok ilginçti... Ben bu ülkenin topraklarında büyüdüm ve yetiştim. Benim algılayabildiğim ölçülerin dışında bir şeydi. Fakat, atçılık ve binicilik konusunda yaşadığım ilginç bir olay diyecek olursak, bir benzin istasyonunda mola verdikten sonra yola çıktık. Bir süre sonra yanımızda bir araç durdu ve araçtaki bir abi benim için etli ekmek, Yıldız için de karpuz kabuğu verdi ve yoluna devam etti. Ben de hazır durmuşken etli ekmeği bir kenara koydum ve annemi arayıp onunla konuşmaya başladım. Yıldız, benimle birlikte çay içen bir at ama o zaman karnı toktu ve suyunu da içmişti. Telefonla konuşup aramayı sona erdirdim ve bir de baktım ki, etli ekmeğin yarısı yok. Arkadaş etli ekmeği yemiş. Önce inanamadım, sonra geri kalanı yemeye başladım. Bana ilgiyle bakınca, kendi ısırdığımdan bir parça verdim ki yiyor. Oh valla, iyiymiş... Akşamına bir köye vardık, muhtar Güzel Amca ile konuşurken sohbet sohbeti açtı, ben de Yıldız’ın etli ekmek yediğini söyledim. Bana “Hadi Git oradan... At hiç etli ekmek yer mi...” dedi. Dedim ki, getirin

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=