2019_Agustos

35 TJK’NIN SESİ AĞUSTOS 2019 Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? İsmim, Ahmet Turan Duman. İlköğretim, Lise ve Üniversite eğitimlerimi memleketim olan Sivas’ta tamamladım. İki defa üniversite kazandım fakat, bu üniversiteleri tamamlamadım. Üçüncü üniversitem olan, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Antropoloji Bölümü’nü ise üç yılda bitirdim. Bu da benim için ilginç bir tecrübe oldu. 2013’lü yıllarda, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın düzenlemiş olduğu kamplarda, kamp liderliği yapmaya başladım. İnsanlara yardım etmek için gönüllü olarak birçok faaliyette bulundum. Bu sıralarda binicilik ile tanıştım ve atlarla yakınlaştım. Daha sonra binici oldum, binicilikte tecrübe kazandıktan sonra da atımla kamp yapmak ve şehirler arası seyahat etme hayalimi gerçekleştirmek istedim. Yıldız ile askere gitme kararını nasıl aldınız? Yıldız ile askere gitme kararımı, arkadaşlarım ile bir sohbetimiz esnasında aldım. Askerlik görevimi yerine getirmek için tecilimi bozdurduktan sonra, bir arkadaşım bana, “Sen atın ile şehirlerarası seyahat edip kamp yapamadın, al atını, bin sırtına ve askere git... Süvari Birliği’ne katıl, sen bunu yapacak kadar çılgınsın...” dedi. Arkadaşım bunu şaka yollu söylemişti ama bana çok güzel bir fikir gibi geldi. Ne de olsa ben bir Türk’üm. Türkiye Cumhuriyeti’nde, Türk Vatandaşları için en önemli değerlerden biri askerliktir. Atların da kültürümüzde çok önemli bir yeri var. Fakat, modernleşme ile birlikte uzaklaştığımız ve sadece televizyonlarda görebildiğimiz değerler haline geldiler. Zaten bir biniciyim, atları da çok seviyorum, at sırtında askere gitme kararı verdim. Çok güzel tepkiler de aldım, eleştiriler de oldu. Bu seyahate çıkmama on gün kala, annem hala inanamıyordu. Hatta beni yolcu ederken, “Sen hakikaten askere at ile gidiyorsun...” dedi. En büyük destekçim, ailem, arkadaşlarım ve kulübüm oldu. Sivas’ta geleneksel binicilik çok yaygın. Yiğidolar Atlı Spor Kulübü, benim bu hayalimi gerçekleştirebilmem için bana Yıldız’ı hediye etti. Ben de atçılık ve binicilik açısından bir farkındalık yaratabilmek, kültürümüzü yeniden canlandırabilmek ve çocukları atlar ile buluşturabilmek için bu yolculuğa çıktım. Yolculuk boyunca ihtiyaçlarınızı nasıl karşıladınız? Yolculuk boyunca ihtiyaç duyduğumuz şeyleri temin etmek için çok da uğraştığımı söyleyemem. Yolculuk sırasında sırtıma taktığım çantam, 80 litre kapasiteye sahip. Fakat açıkçası içinde kendi başım ağrısa, kullanabileceğim bir tane ağrı kesici ilaç bile yok. Ama atım Yıldız’ın kas gevşeticisinden, ağrı kesicisine, kene ilacından tutun da ihtiyaç duyabileceği bütün malzemeler sırt çantamdaydı. Hem Yıldız’a yük olmaması açısından hem de heyecandan yanıma, beni soğuktan koruyacak kalın bir kıyafet bile almadım. Yol boyunca da genelde kısa tişört giydim. Şu anda üzerimde gördüğünüz poları da kamp liderliği yaptığım sırada tanışmış olduğum bir kampçı bana yoldayken verdi. En çok ihtiyaç duyacağımız şey, Yıldız için yem bulmak olacaktı. Bunu da yol üzerinde hayvancılık yapılan köylerden temin etmeyi umut ediyordum, öyle de oldu. Yol üzerinde her gittiğim köyde, köy muhtarları tarafından ilgi ile karşılandım. Bizi ağırlayıp, misafir ettiler. Yıldız’ın beslenmesi için yem bulabileceğimiz yerler gösterdiler. Fakat, alt kültürümüzden uzaklaştığımız için Yıldızı’ın yani bir atın seveceği gıdaları bulmak biraz zor oldu diyebilirim. Ama en azından enerji ve protein açısından dengeli ve yeterli olacak besinleri temin edebildik. Yıldız haricinde, elbette kendi ihtiyaçlarım da oldu. İlk akla gelen şey beslenmeydi. Ben bu konuda hiçbir zaman sorun yaşamadım. Biz aç olana, yolcuya, yolda kalmış olana her zaman yardım eden bir milletiz. Biz bu kültürümüzü günümüzde de devam ettiriyoruz. Ben bundan o kadar çok emindim ki yanıma hiçbir gıda maddesi almadım. İnsanlarla iyi bir iletişim kurup, kendinizi doğru bir şekilde ifade ettiğinizde hiçbir Türk evinden aç çıkmıyorsunuz. Hatta, yanınıza da kumanya veriliyor. Örneğin, yolda bana yardımcı olan Ayşe Teyze... Sivas’taki bir köyde muhtarın eşi Ayşe Teyze, “Al evladım, bunu da yanında götür...” diyerek, yanıma bir çuval kumanya verdi. Dedim ki, yanıma o kadar yük alamam, Yıldız’a yazık. O, “Olsun, o taşır...” diye ısrar ediyordu. Sadece Ayşe Teyze’den bir öğün fazla olacak kadar, köy çöreği ve domates aldık. Bunun dışında, Yıldız’ın gıdası haricinde yanımıza hiç fazladan yemek almadık. Yol boyunca, ilçe merkezlerinden arpa, arpa ezmesi veya yulaf aldım. Sırt çantamda 15 - 20 kilo yük taşıyabiliyordum. Bunun haricinde, 5 - 6 kilo yük de yol boyunca ihtiyacımız olan malzemelerden oluşuyordu. Ben de 65 kiloyum. Bu nedenle, Yıldız’ın sağlıklı olması, zorlanmaması ve konforlu olması için yanımıza gereksiz hiçbir yük almadık.

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=