2018_Temmuz

63 TJK’NIN SESİ TEMMUZ 2018 Yeri geldiğinde benim ustam oluyor, yeri geldiğinde de ben onun ustası oluyorum. Bu ilişkiyi, benim atlara yaptığım küçük bir hizmetin karşılığında bir lütuf olarak değerlendiriyorum. Tabii, at binmeye başladıktan bir süre sonra, sadece at binmek sizi kesmemeye başlıyor. Kültüre ve geleneksel sporlara de merakım var. Atlı okçuluğun yeni yeni duyulmaya başladığı, 2009 - 2010’lu yıllarda, Ankara’da tek başıma atlı okçuluk yapmaya başladım. 2012 yılına kadar geçen süreç ise, insanlara atlı okçuluk sporunu anlatmak ve tanıtmakla geçti. 2012 yılında da Ankara Atlı Okçuluk Gençlik ve Spor Kulübünü kurdum. O günden bugüne kadar da yurt içinde ve yurt dışında birçok etkinliğe katılan ve yaklaşık 20 sporcusu olan bir kulüp olarak çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu süreçte, atçılık denilen bir şeyin olduğunu fark ettik. Atlı okçuluk yapmak başka bir şey, jokey olup atla yarışmak başka bir şey ama atı anlamak, at ile hemhal olmak bambaşka bir şeydir. Çünkü, at ile arkadaş olmakla, sadece binip gitmek arasında büyük fark vardır. Son yıllarda bu konuya kafa yoruyoruz. Çok değerli ustalarımız var, onları dinliyoruz. Ayrıca, konu hakkında araştırmalar yapıp nitelikli kaynaklardan bilgi ediniyoruz. Atlar ile olan ilişkimizi de bu yönde düzenlemeye çalışıyoruz. Kısacası, “atçı olma” yolunda çalışıyoruz, diyebilirim. Atlı okçuluk sporunda, bindiğiniz atın önemi nedir? Atlı okçuluk, at ile insan arasındaki bağın çok güçlü olmasını gerektiren bir spordur. Çünkü, diğer atlı sporların hemen hepsinde dizgin elinizdedir. Bu da kumandanın sizde olduğunu göstermektedir. Ama atlı okçulukta, atınıza güvenmeniz gerekiyor. Dizgini bırakıp, tamamen parkura odaklanarak, iki elinizi de kullanarak, ok atıyorsunuz. Bu tam bir takım sporu, sadece ikiniz varsınız. Onun size, sizin ona itimadınızın tam olması gerekiyor. En ufak bir tereddüt bile ya atı parkurdan çıkartacaktır, ya da sizin başarısız olmanıza sebep olacaktır. Dolayısıyla, bir atlı okçunun atı ile çok iyi bir iletişim içinde olması gerekir. Zor kullanarak, çala kamçı ile atlı okçulukta başarılı olmazsınız. Çünkü, dizgini bıraktığınız anda, kontrol yeniden ata geçecektir. Bu da bizi, atları biraz daha iyi anlama ve takım olmak için neler yapmamız gerektiğini araştırmaya yönlendiriyor. Atlı okçulukta hangi cins atları kullanıyorsunuz? Ne yazık ki ülkemizde, atlı okçuluk atı diye bir cinsi yok. Biz, hipodromlarda yarış hayatını noktalamış olan atları alıp, belirli bir süre atlı okçuluk sporu için eğittikten sonra kullanabiliyoruz. Burada, atın binicisine ve binicisinin ok atmasına alışmasını, bir parkurda sadece baldır komutlarıyla istediğimiz yönde hareket etmesini, ayrıca kalabalığa ve gürültüye alışmasını da sağlıyoruz. Fakat, atın yarışma içgüdüleri konusunda bazı problemler yaşıyoruz. Çünkü, tüm bu atlar yüzyıllardır en iyi yarışan atlardan üretilerek günümüze gelmişler. Artık, içgüdüsel olarak sürekli yarışmak istiyorlar. Belki de atlı okçuluk için yarışma içgüdüsü bu kadar güçlü olmayan atların üretilme zamanı gelmiştir. Bugüne kadar yarış atlarından, atlı okçuluk için eğittiğimiz atları kullandık ama, bugünden sonra böyle bir alanın açılmasını ve atlı okçuluğa özel atların yetiştirilmesini ümit ediyorum. S on olarak eklemek istediğiniz bir konu var mı? At ile insan ilişkisi, Türkün ata bakışı, atın Türk kültüründeki önemi gibi konulara en güzel örnek Köroğlu Destanı’dır. Köroğlu’nun “Kırat” diye bir atı vardır. Köroğlu’nun kendisi yenilebilir, hata yapabilir ama Kırat’ın bir yanlış yaptığına rastlayabileceğiniz hiçbir hikaye yoktur. Burada at, insandan da kusursuz bir varlık olarak sunulmaktadır. Kırat’ın yenildiği bir hikaye vardır, Kiziroğlu Mustafa Bey’in atı, Kırat’a üstün gelir. Bu türküde bile yine at övülür. At, bin yıllardır kendisine hep vefa borcumuz olan bir canlıdır. Onun üzerinde dünyaya açıldık, bütün o stepleri aştık, buralara kadar geldik, savaşlar kazandık, imparatorluklar kurduk, biraz önce bahsettiğimiz gibi büyük bir kültür inşa ettik, üzerine müzik besteledik, adına destanlar yazdık... Bizim ata borcumuz var. Bunu bir şekilde ödemek zorundayız. Ödemeye imkanı olmayan herkesin en azından bu borcun bilincinde olmalasını diliyorum. Atları biraz daha hayatımızın içine almamız gerektiğini düşünüyorum. Yarış dünyası, atları ayakta tutan önemli bir disiplindir. Atlar, yarış dünyası sayesinde hala varlıklarını sürdürüyorlar. Bu nedenle, yarışçılığa müteşekkir olmamız gerekiyor. Fakat, bunların yanında bizim tarihimizde var olan cirit, atlı okçuluk, dünyada polo olarak bilinen ama aslında bizim ecdadımızın oyunu olan çevgan, Orta Asya’da çok yaygın olarak oynanan gökbörü oyunlarımız var. Hem biniciliğin genel olarak yaygınlaşmasını hem de ata sporlarının yeniden canlandırılmasını diliyorum. Yani, bisiklet yolu gibi at yolu olan şehirler hayal ediyorum. İnşallah atları biraz daha hayatımıza sokar ve bu hayallerimizi gerçekleştiririz.

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=