2018_Temmuz

EKREM ILE YOLUMUZU AYIRDIM... Uğurtay’ın iki tane antrenörü vardı, biri İsmail Tokgöz, diğeri Mahmut Doğan. Onlara dönüp; “Duydunuz değil mi? Sahaya gitmeyecek, ahırdan çıkmayacak...” dedim. Ertesi günü biraz geç gittim sahaya, ahıra gelmeden karşıma biri çıktı, şimdi kim olduğunu hatırlamıyorum. “Attan ne haber?” dedi. Atın ahırda kapalı olduğunu söyledim. O da; “Yahu dalga geçme, tay sabah idman yaptı” dedi. Hemen İsmail’i yakaladım, “At çalıştı mı?” dedim, o da “Evet, Ekrem ağabey sabah gelip atı çalıştırdı” dedi. Ben bunu duyunca çok sinirlendim, iki antrenörü birden gönderdim. Ekrem’le de yollarımı ayırdım. Üç gün boyunca da ahırdan çıkarttırmadım. Ben Gazi’ye koşmayı hiç düşünmüyordum ama ağabeyim illa ki koşalım diyerek kaydını yaptırdı. 1985 GAZI KOŞUSU GALIBI UĞURTAY... 8 gün aradan sonra Mümin Çılgın ilk defa çalıştırdı tayı, o da çok beğenince, “Ben binerim!” demiş. Sonuç olarak Mümin bindi ve 1985 yılının Gazi Koşusu’nu Uğurtay kenter ile kazandı. Yarışın hemen ertesi günü yazlığa gittim ve Gazi Koşusu’nu kazanmaktan ötürü hiç de keyif alamadım. Neden alamadım? Çünkü o yarışta Uğurtay’a binmek, Ekrem Kurt’un hakkıydı. Evet, Ekrem büyük hata yaptı ama yine de benim ona atı teklif etmemem yanlış oldu ve sinirlendiğim için haksızlık yaptım. Yani, Uğurtay çok iyi bir taydı. Hatta şunu da söyleyeyim, eğer Uğurtay, Sadık Eliyeşil’in elinde olsaydı, Karayel’in rekorunu egale edebilirdi. Çünkü, ben her yarışa koştum, o da bir çoğunu kazandı. Biz hiç yarış seçmedik. Sadık Bey olsa seçe seçe koşardı ve kolay kolay da geçilmezdi... ATÇILIĞIMIZ ILERIYE GITMIYOR... Son yıllara baktığımızda, atçılığımızın ileriye gittiğini düşünmüyorum. Sahalarımıza geçmişe göre çok daha güzel eşkalli atlar geliyor. Çünkü, 50 yıl evvel sahaya 90 tane at gelirdi, şimdi her sene 1500 tane geliyor. Bugün Karayel, Nurcivan, Uğurtay gibi atlar olsaydı, o yıllarda olduğu gibi yine çok başarılı olurlardı. Ama, ben şunu da söylemek istiyorum; eğer Prince Tudor, Cihangir gibi aygırların sülalesini devam ettirebilseydik, sonradan aldığımız aygırlardan çok daha iyi bir kan hattına sahip olabilirdik. Bundan 40 - 50 yıl evvel safkanlar çok daha ucuzdu. İyi kanları Türkiye’ye getirme şansımız vardı ama hatalı aygır alımları yapılmış, çok büyük fırsatları kaçırmışız. Sanıyorum, eskiden bu kadar bilgili de değilmişiz. Bir Sait Akson ağabeyimiz varmış, o bu işe çok hakimmiş, onun dışında biz hiçbir şey bilmiyormuşuz ve çok kötü aygırlar getirmişiz. Mesela, Türkiye’ye çok iyi kısraklar ve taylar getirildi ama ne yazık ki aygırlar için aynı şeyi söyleyemiyorum ve sonradan dünyada petrol fiyatları artınca aygır fiyatları da çok yükseldi ve iyilerini getirme şansımız tamamen yok oldu. BIZ TRENI KAÇIRMIŞIZ... Bizim 80 - 100 milyon Lira’ya aygır alabilecek gücümüz yok. 2 - 3 milyona aygır aldık fakat, onlar da Türkiye’ye sınıf atlatacak aygırlar değildi. Ben o zaman kendime göre aygırları 6 sınıfa ayırdım. İlk dört sınıfı Türkiye’ye getiremiyoruz çünkü paramız yetmiyor. Ancak, 5 veya 6’ıncı sınıf aygırları getirebiliyoruz. Açıkçası, biz treni çoktan kaçırmışız... EĞITIM! EĞITIM! EĞITIM!.. Son olarak söylemek istediğim; aynı Napolyon’un “Para! Para! Para!” dediği gibi, “Eğitim! Eğitim! Eğitim!” diyorum. Önce, seyisleri eğitmemiz gerekiyor. Yasin Kadri Ekinci döneminde başlayan seyis kursları var, onun gelişerek devam etmesi gerektiği kanısındayım. Antrenörlerimizin de eğitilmesi lazım. Jokeylerde, menajerlik diye bir şey var, onu hiç tasvip etmiyorum. Ne kayıtları var, ne bir belgeleri, onların eğitilmesi gerekiyor. Çok iyi niyetli olmalarına rağmen, komiserlerimizin biraz daha ileriye gitmeleri gerektiğine inanıyorum. Ve at sahiplerine biraz daha çekidüzen verilmesi lazım. Başta da dediğim gibi eğitime çok önem vermemiz gerekiyor. YAVUZ & YAŞAR SARIKAYA 45 TJK’NIN SESİ TEMMUZ 2018

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=