2018_Mart

30 TJK’NIN SESİ MART 2018 M uğla, 1953 doğumluyum. Evliyim, iki evladım ve bir torunum var. Ben öğretmenlik mesleğinden emekli oldum. Yaklaşık 40 yıldır da at sahibiyim, binicilik yapıyorum, atlarımı yarışlara götürüyorum ve atçılık kültürümüzü genç nesile aktarmaya çalışıyorum. Muğla Halkı, yaz aylarında bilinenin aksine şehir merkezinden 15 metre daha düşük rakıma sahip olan yaylalara göç eder. Yemyeşil bir tabiata sahip olan ve yaz aylarının o sıcak havalarında dahi geceleri yorgansız yatamayacağınız kadar serin olan yaylalarımızın bambaşka bir kültürü vardır. Buraya gelen Muğlalı’lar, bütün ihtiyaçlarını burada giderirler. Özellikle kış için ihtiyaç duydukları meyva ve sebzelerin tamamını ve kasaplık etlerini bu yaylalarda ekip – biçtikleri tarlalardan ve yetiştirdikleri hayvanlardan temin ederler. Ekim ayında da havaların serinlemesiyle tekrar şehre göç ederler. Tabii ki, o zamanlar motorlu taşıtlar yok denilecek kadar az, araç bulsanız da yolların altyapısı yeterli değil. Ulaşım mecburen atlar ve eşekler ile sağlanırdı. Bu nedenle Muğlalı’lar olarak ata yabancı değiliz. Benim çocukluğuma rastgelen bu dönemde her ailenin bir atı olurdu. Bizler yaylada olsak da aile reisleri, işlerine gitmek veya şehir merkezine ulaşmak için atları kullanırlardı. Bizim de bir atımız vardı. Benim atlara olan sevgim de bu günlerde başladı. Çok güzel günlerdi. Babamızın arkasında ata binerdik, bakımlarını yapardık. Yaylada olduğu gibi, Muğla’da da ahırlarımız olur. Çünkü, Muğla’ya göçünce atı yaylada bırakmak mümkün olmuyordu. Muğla’daki ahırlarımızda atlar bütün kış beslenir, hafta sonu geldiğinde de babamız ata biner gezerdi. Tabi, bizde olduğu gibi komşularımızda da atlar vardı. Onlar da gezerler, birlikte ava giderler ve aralarında küçük de olsa iddialaşırlardı. Bu yarışlardan sonra bir araya geldiklerinde, “Benim at seninkini nasıl da geçti?” diye sohbetler olurdu. 1980’li yıllara geldiğimizde, artık teknoloji ilerlemiş, yollar yapılmıştı. Yaylaya da toplu taşıma araçları ile gidiliyordu. Fakat, Muğla’da atçılığa çok meraklı olan 5 – 6 tane arkadaşımız vardı. Onları ilgiyle takip ediyordum. Bir gün yine yaylada bir lokantada otururken, grup olarak uzaktan geldiklerini gördüm. Onları izlemeye başladım, toplu halde geldiler, atlarını ağaçlara bağladılar ve lokantaya oturdular. Aralarında bir atçılık sohbeti başladı. Benim de çok hoşuma gitti. Prof. Dr. Bilal Söğüt’ten, Muğla’daki Antik Atçılığı dinledikten sonra rotamızı, hem Muğla’nın hem de bölgedeki atçılığın merkezine çevirdik. Burada, bölgenin yakın tarihini dinlemek için Muğla’nın eski atçılarından biri olan Uluslararası Yarış Hakemi Salih Ercan ile görüştük... SALİH ERCAN

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=