2017_Temmuz
52 TJK’NIN SESİ TEMMUZ 2017 Şükrü Erdem 1959 yılında Mustafakemalpaşa’da doğdu. İlk, Orta ve Lise tahsilini burada tamamladıktan sonra Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu. 19’uncu dönem Bursa Milletvekilliği yapmasının yanı sıra, 1993 - 1995 yılları arasında Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı görevinde bulundu. 1994 yılında Milliyet Gazetesi Geleneksel Yarışması’nda yılın spor adamı seçilen Şükrü Erdem, 1995 yılında da Olympic Movement Unity ödülünü aldı. Evli ve bir çocuk sahibidir dedikten sonra atçılık ve yetiştiricilikle ilgili sorularımızı kendisine yöneltiyoruz. Ülkemizdeki at yarışçılığı ve yetiştiriciliği hakkında, doğrularıyla ve yalnışlarıyla neler düşünüyorsunuz? Ülkemizde atçılık uzun süredir yapılıyor. Ama bir aşama kaydedildi mi derseniz, beklediğimiz noktaya henüz gelebilmiş değiliz. Bizim müşterek bahislerdeki gelirimiz göz önüne alındığında çok daha iyi yerlerde olmamız gerekiyor. Bunların nedenlerine bakacak olursak, zamanında yapılan vasıfsız kısrak ithalatlarını görebiliyoruz ve biz bu kısrakların taylarını maalesef satamamışız. Neden? Çünkü, aldığımız kişiler bizlere gözden çıkarttıkları kısrakları satmışlar. Burada yalnış bir adımla başlanmış ve yalnışı yalnışla düzeltemiyoruz. Doğru adımlar atsak dahi düzeltemiyoruz. Kökten bu yapıda bir değişikliğe gitmek lazım. İyi aygırlarla bu kısrakları aşım yaptırıp, kötü nesli asimile etmeye çalışırsak da bu durum yedi nesli etkiliyor. Zaten yurtdışındaki safkanlarla bizimkileri mukayese etmeye kalkarsak aradaki farkı net olarak görebiliyoruz. Bunun yanında, yaptığımız yetiştiricilikte de yalnış uygulamalar var. Az masrafla çok iş yapma düşüncesindeyiz. Bunlar nelerdir? Düşük maliyetli yatırım, kötü at bakımı, hara popülasyonunun fazlalığı, yani yurtdışında 10 dönüme bir at tahsis ediliyorsa, biz de 1 dönüme 10 at tahsis ediliyor. Bu durumda, topraktan yeteri kadar besin alınamıyor, sonucunda da yeteri kadar sağlıklı at sahaya getirilemiyor. Her yıl sahaya inen İngiliz taylarının %25’i Karacabey Haramız’dan geliyor. Bu bile özel haralarımızın yetersizliğini bize istatistiki olarak gösteriyor. Araplar’da durum böyle değil. Çoğunluğu özel haralarda yetiştiriliyor. Bunun başlıca nedenlerine bakacak olursak, çiftliklerimizde alt yapı yok. Ehliyetsiz insanlara safkanlarınızı bırakıyorsunuz. Buralarda sıkı bir denetime ihtiyaç olduğu görülüyor. Devletin de katkıda bulunması gerekiyor. Ama, katkıda bulunduğu zaman da, devlete dönüşü olmuyor. Onun için atçı sığır yetiştiricilerinden farklı bir kategoride değerlendiriliyor ve üvey evlat muamelesi görüyor. Bunlar bizim başlıca sıkıntılarımız. Tay bu kadar problemlerin arasında sahaya geliyor ve o noktada başka problemlerle karşılaşıyor. Antrenörlerimiz ve seyislerimiz yetersiz. Bu işin yurtdışında nasıl yapıldığını görüyorsunuz, sonra bir de bizim sahalarımızda ne kadar yalnış uygulamalar yapıldığını görünce, gelecek için karamsarlığa düşüyorsunuz. Onun için bir takım uygulamalarla bunları revize etmemiz gerekir. Daha büyük sıkıntı, ben yaşadığım için söylüyorum, bir arkadaşım geldi, at aldı ve ciddi paralar harcadı, daha sonra da düzene tepki göstererek atçılığı bıraktı. Yaşadığı en büyük sıkıntı antrenör kaynaklıydı. Yapılan yalnış idmanlar, bilinçsizce kullanılan ilaçlar ve at sahibine sürekli dönen şişkin hesaplar. Tabii, bunun referansı da bizlere olumsuz dönüyor. Onun gelecek başka bir arkadaşı da, böylelikle kötü referans sonucu gelmiyor. Şimdi, antrenörlerimizin bu kişilere biraz daha şirin gözükmesi lazım. Kendilerini yetiştirmeleri, verdikleri yalnış idman sistemini ve olur olmaz ilaç kullanımlarını düzeltmeleri lazım. İşin kötü tarafı, ileriki dönemlerde onlarda çalıştıracak at bulamayacaklar, biz yetiştiriciler de safkanlarımızı satacak kimseyi bulamayacağız. Yetiştiricilik biterse de, sahalarımızda koşacak at sayısı azalacak. Bu yapılan yalnışlar bizlere ileriye dönük zincirleme sorunları getirecektir, getiriyor da…
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=