2017_Ocak
33 TJK’NIN SESİ OCAK 2017 Türkiye’deki başarılı jokeylerdensiniz. Bunu nasıl başardığınızı anlatır mısınız? Bu noktaya gelmek için yapmanız gereken tek bir şey var, “Yılmadan çalışmak.” Tabii ki yetenek de çok önemli ama, çalışmadıktan sonra tek başına yetenek hiçbir işe yaramıyor. Lisansımı aldıktan sonra Ankara’ya gittim ve o dönem çok iyi bir eküri olan Şefik Aydemir’in yanında çalışmaya başladım. Bana şans veriliyordu fakat, bir yalnışımız üç doğrumuzu götürüyordu. Baktım bu iş böyle devam etmeyecek, zayıf yanlarımı bir an önce iyileştirmem gerekiyordu. O dönem Nurettin Şen’in aprantiliğini yapıyordum, onun yarışlarını sürekli takip ederek ve sıkı spor yaparak kendimi yetiştirmeye çalıştım. Yeteneğiniz de varsa, bir noktadan sonra kendinizi iyi yerlerde görmeye başlıyorsunuz. Özgüven sahibiyseniz, bir de soğukkanlı olabilirseniz, bu durum atlara da olumlu yansıyor. Çünkü, atlar iyi veya kötü her hissinizi anlayabiliyor ve tepki veriyor. Bu da size yarış içinde olumlu veya olumsuz olarak dönüyor. Geleceğe yönelik planlarınız nelerdir? Jokeyliği ne zaman bırakmayı düşünüyorsunuz? Ben jokeyliği formumun zirvesinde bırakmak istiyorum. Zaman bize ne gösterir bilemem ama 35’le 40 yaş arası emekli olmayı düşünüyorum. Daha sonra da sakin bir yere giderek, kendi köyüm olabilir. Huzurlu bir şekilde ömrümü geçirmek istiyorum. Yaptığınız mesleğin birçok zorlukları var. Bunlardan hangileri sizin için büyük sorunlar yaratıyor? İstanbul ve Ankara pistleri hariç, bütün sahalar bize birçok risk yaratıyor. Yeni açılan Bursa Hipodromu’nda bir kere at binme şansı buldum ve kum pistini beğendim. Henüz çimine çıkma şansımız olmadı. İzmir’de ciddi bir güneş problemi var. Nasıl çözülebilir bilmiyorum fakat önümüzdeki atları dahi göremiyoruz. Çim pistini zaten söylememe bile gerek yok, her şey ortada. Kum pisti ise bir türlü belli standarta oturmuyor. Adana’nın da çim pisti bize riskler yaratıyor. Örneğin, öndeki at çimi kaldırıyor ve attığı toprak bize taş gibi geliyor. Geçen sene koluma çarptı, ben kırıldı zannettim. Kaç arkadaşımın gözlüğünü kırıp gözüne çarptı. Umuyorum, ileriki dönemlerde bu sorunlara çözümler bulunur. Jokey olmak isteyenlere ne gibi tavsiyeleriniz olur? Öncelikle, kendisinin bu mesleği gönülden istemesi gerekiyor. Yeni apranti olan arkadaşların bir çoğunda o ciddiyeti göremiyorum ve bir şey yaptırmak istedğinizde rica minnet etmeniz gerekiyor. Mesela, jokey odasına gelen yeni aprantiler iki gün sonra kaçıyor. Bir çoğunda istek yok, kimisinde de istek var şans bulamıyor. Örneğin, aprantilere sağlanan 5 kilo avantajını hiç doğru bulmuyorum. 100 yarış kazanana kadar kilo avantajını kullanıyor, daha sonra o avantajı yitiriyor ve başarı grafiği de aşağıya doğru inmeye başlıyor. Çünkü, diğer başarılı jokeylerle kilosu eşitlendiği zaman at sahibi artık onu tercih etmek istemiyor. Oysa ki başından itibaren kilolar birbirine yakın olsa, at sahibi de başarılı olan bir aprantiyi, jokeyliğinde de bırakmayacaktır. Bizim dönemimizde fark 3 kiloydu ve sözleşme ile çalışırdık. Bence o sisteme dönmemiz daha doğru olacaktır diye düşünüyorum. Son olarak söylemek istediğin bir şey var mı? Türkiye’de at binen bütün jokeylerin samimiyetine inansınlar. Beni en çok kıran, hakkımızda çıkan aslı olmayan söylemler. Tamamen yalnış anlamalar sonucu itham edilmek çok gücümüze gidiyor. Tüm atçılık camiamızın yeni yılını kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=