2017_Kasim
29 TJK’NIN SESİ KASIM 2017 sedyeye yatırılır sonraki yarışlarda rapor alırdı. Ekrem Kurt kilo problemini çok yaşayan bir başka jokeydi. Aynı şekilde ben de çok zorluk çekerdim. Tabii, bilinçsizlik de çok vardı. Kilolardan kurtulmak için iki, üç saat saunaya girerdik, sonra da dermanımız kalmazdı, verimli olamazdık. Bazı konularda da jokeylik geriye gitti. Jokeylikte gaye atı ileri götürmekse, şimdiki biniciler çok kısa biniyorlar, diz hakimiyeti hiç yok. Diz, kantarma ve atın aksiyonu birleşecek ki ileriye gidebilesiniz. Şimdiki binicilerimiz atın ağızıyla irtibat kuramıyorlar, denge sağlayamıyorlar. Yarışın içinde uyulması gereken bazı kurallar var. Bunlar, starttan çıktıktan sonra kırmızı çevirme flamasına kadar kulvar değiştirmek kesinlikle yasaktır. Ondan sonra da usulü kayidesinde kulvar değiştirebilirsin. Düzlüğe de bir at hangi istikamette çıktıysa, o istikamette bitirmek zorundadır. Bunlar tüzükte açık açık belirtilmiştir. Şimdi bakıyorum, bizde arap çorbası, cezalar da caydırıcı değil. Ben olsam bu tür düzeni bozan jokeylerin lisansını bir sezon iptal ederim. Atları biçe biçe yer kapmaya çalışan biniciler var. Bu bakımdan ne yazık ki jokeylik çok geriye gitti. Bizim zamanımızda birbirimize saygı çok önemliydi. Ama şunu kesinlikle söyleyebilirim, çocuklar fizik olarak bizlerden çok iyiler. Geçmiş yıllarda jokeyler sabah idmanlarına her gün gelirlerdi. Şimdi ise yarış yoğunluğundan dolayı idmanlarda çok az bulunabiliyorlar. Sizce bunun etkileri nasıl oluyor? Biz ne olursa olsun sabah idmanlrına gider, atlarımızı çalıştırırdık. Hatta, başka şehirdeki yarışlarımıza zaman zaman zor yetişirdik. Tabii, bunun avantajları bizim açımızdan, çok oluyordu. Bir kere, safkanları çok iyi tanıyorduk. Şimdiki jokeyler bir attan inip ötekine biniyorlar. Safkanların huylarını bilmiyorlar. Ama yapacak da çok bir şey yok, yarışların artması ve jokeylerin bir şehirden başka bir şehire yetişme gayretleri, onları haklı çıkartıyor. Başka bir açıdan bakacak olursak da idman jokeyliğinin gelişmesi sağlandı. Yani bir kapının kapanması, başka bir kapının açılmasına vesile oldu. Apranti Okulu’nun açılması sizce ne gibi faydalar sağladı? Apranti Okulu’nun açılması birçok açıdan avantajlar getirdi. Ben hocalık yapmaya başladığım ilk zamanlar çok bocaladım, çünkü hocalık başka bir şey, jokeylik bambaşka bir şey… Ama biz çok ahlaklı, yetenekli çocuklar yetiştirdik. Özellikle ahlak benim için çok önemliydi. Çocuklardan kaç tanesini ahlak nedeniyle okuldan uzaklaştırdığım oldu. Bir de ben mutlaka çocuğun anne ve babasını görmek isterdim. Çünkü, o an için aday ufak tefek olabiliyor fakat ailesi uzun boylu olan bir çocuktan da minyon bir jokey olmasını bekleyemezsiniz. Bir anımı anlatayım, o yıllarda İlhan Eraslan Genel Müdür’dü, bir öğrencim vardı fakat hem beceriksiz hem de ahlaki olarak faydalı görmediğim, kuruma zarardan başka bir şey getirmeyecek bir çocuktu ve uzaklaştırdım. Bir sabah İlhan Eraslan beni gördü ve “Yaşar Bey, bir çocuğu okuldan uzaklaştırmışsınız, bir şans daha veremez miyiz?” diye çok kibar bir dille sordu. Ben de, “İlhan Bey size saygım sonsuz fakat ben bir çocuğu uzaklaştırırken elimi vicdanıma koyarım. Bu çocuk kurumumuza zarardan başka bir şey getirmez” dedim. İlhan Bey bana “Yaşar sen işini bilirsin. Teşekkür ederim” dedi. Bir Genel Müdür bile uyguladığımız disiplinin farkına vararak bizlerin arkasında durdu. Sonuç olarak eğitim çok önemli. Öncelikle, saygı, sevgi, ahlak ve disiplin öğrenecekler, sonrasında ise iyi bir binicilik eğitimi alarak atla bir bütün olmayı öğrenecekler. Bunun için de en iyi eğitilecekleri yer Apranti Okulu, bizim böyle bir şansımız olmadı. Hiç unutamadığınız bir anınız var mı? Bir gün Ankara’da attan düştüm ve göz kayması oldu. O gün daha bineceğim atlar da vardı. Tabii, o yıllarda doktor, ambulans falan yok. Jokey odasına geldim, gözüm kaydığından dolayı herkesi iki tane görüyorum. Kimseye bir şey söylemiyorum, daha yaşım da çok küçük. Gittim koşuya bindim, tam düzlüğü döndüm önümde iki tane at var. Kendi kendime, “Şunların birini geçsem ikinci olsam yeter” diyorum. Neyse geçtim o atı bir baktım önümde at kalmadı. Tabii, “Nereye gitti diğer at” diye çok şaşırdım. O sırada potoyuda geçtim, seyis koşarak geldi tebrik ediyor. Meğerse, benim göz kayınca bir atı iki at görmüşüm, haliyle birini geçince ikincisi de kaybolmuş. Yıllar sonra aklıma geldiğinde hala çok güldüğüm bir anımdır. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? 61 yıllık jokeylik, hocalık ve antrenörlük hayatımda, bu işi hep düzenli, uyumlu ve disiplinli yaptım. Şimdi, her sabah hipodroma geliyorum, çünkü atlardan, sahalardan kopamıyorum. Hayatta önceliğim at sevgisi, maddiyat ise son sırada geliyor. Atçılığa ömrünü veren insanların tek beklentisi bir kenara atılmamak olur. Biz bu sahalara çok emek verdik. Bizim gibi emektarların tek ihtiyacı onore edilmek.
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=