2017_Kasim
28 TJK’NIN SESİ KASIM 2017 Unutulmaz jokeylerimizi sayfalarımıza taşıyoruz. Bu ayki konuğumuz sahalarımızda uzun yıllar at binmiş olan Yaşar Atçı oldu. Yaşar Atçı’nın jokeyliğe giden serüvenini anlatabilir misiniz? 1945 senesinde Konya’nın Ilgın Kazası’nda doğdum. O zamanlar iki türlü imtahanda başarılı olanlar Öğretmen Okulu’na giriyor, 5 sene okuduktan sonra İlkokul Öğretmeni çıkıyordu. Ben bu imtihanları geçtim ve hak kazandım. Babam 1956 senesinde Ankara’da seyislik yapıyordu. Ben de Öğretmen Okulu’na girebilmek için rapor almaya Ankara’ya gittim. Babam da yaptığı iş dolayısıyla benim okumamdan ziyade jokey olmamı istiyordu. Ben de hevesli olacam ki, okulu asarak babamın baktığı ata binmeye başladım. Muhtelif tarihlerde binekler yaptıktan sonra Doktor Mürsel Saviç’in Ekürisi’nde 100 TL maaş ile çalışmaya başladım. O dönem çok kıymetli antrenörlerden biri olan Abdullah Taydemir, namı diğer Kör Abdullah’ın yanında çalışmaya başladım. Kendisi, eskiler bilir, Bikini, Asalet gibi 1950’lerin en iyi atlarını çalıştırmış bir antrenördü. Bana, “Sen şimdi bineklere başla eğer memnun kalırsam seni sahada at bindirmeye başlarım” dedi. Tabii, hemen eküriyle anlaştım. Bir gün boş duruyorum, Konyalılar’dan biri, “Bizim atı çalıştırır mısın?” dedi, ben de kabul ettim. İşim bittikten sonra Kör Abdullah bana, “Sen at çalıştırabiliyorsun” dedi. Bende çalıştırabildiğimi söyledim ve 1959 senesinin İlkbahar günü eküride çalıştırıcılık yapmaya başladım. Aynı senenin Sonbaharı’nda beni Penolop diye bir safkana yazdılar. Hayatımın ilk koşusunu Ankara’da 1200 metrede uzak ara kazandım. Daha sonra Binnur diye bir atla yine yarış kazanınca bana çok iyi jokey olacak gözüyle bakılmaya başlandı. Sezon kapandıktan sonra köye döndüm ve bir düğüne giderken at arabasındaki atların huysuzlanması sonucu düşüp kolumu kırdım. Ameliyat edildi ve o günlerin şartlarıyla yapılan operasyon sonucunda bir kolum diğerinden kısa kaldı. Buna rağmen yarışlarda çok başarılı oldum. Biraz da profesyonel kariyerinizden bahseder misiniz? Hangi ekürilerle çalıştınız, hangi safkanlara bindiniz? 1962 senesinde Fikret Yüzatlı’nın atlarına bindim. 1963 senesinin sonlarına doğru Eliyeşil Ekürisi’nden teklif aldım. Benden önce Mehmet Emin Özdekli ile Aykut Arıcı çalışıyordu, antrenör de Şükrü Yurteri idi. Eliyeşil Ekürisi, benim bütün şartlarımı kabul etti sadece benden Adana’ya gitmemi istedi ve ben de kabul ettim. Eliyeşil Ekürisi’nde çok başarılı iki sene geçirdim, şampiyonluklar yaşadık. 1964 senesinde Kayarlı ile Gazi Koşusu’nu kazandım ve Ekrem Kurt’tan sonra 168 koşuyla en çok yarış kazanan jokey oldum. 1965 senesinde askere gittim. 1966 senesinin 6 Haziranı’nda askerden geldim 12 Haziran’da ikinci defa Pikehan’la Gazi Koşusu’nu kazandım. Bu başarılarım uzun seneler devam etti. 1993 senesinde Ekrem Kurt beni Eliyeşil Ekürisi’ne antrenör yapmak istedi. Ben de bir sene daha yarışlarda binmek istediğimi söylediğimde, “Önümüzdeki sene bu fırsat eline geçmeyebilir, Eliyeşiller iyi atların olduğu başarılı ve temiz bir eküridir” dedi. Benim de zaten antrenörlük lisansım vardı ve Ekrem Ağabey’in sözlerine de saygı duyduğum için çalışmaya karar verdim. 1994 yılında resmi olarak antrenörlüğe başladım. Uzun yıllar orada çalıştıktan sonra da Eliyeşil Ekürisi’nden emekli oldum. Daha sonra sırasıyla, Atilla Özsoy, Ali İhsan Kaya, Tevfik Çelikoğlu ve Konstantino Makri Ekürileri’nde uzun süreler antrenörlük yaptım. Apranti Okulu’na nasıl başladınız? 1985 yılında Ekrem Kurt apranti okulunun hocasıydı ve istifa etti. 1985’den 1996 senesine kadar apranti okulunda hocalık yaptım. Yalçın Akağaç, Nurettin Şen, Fuat Çakar, Bekir Gökçe, Engin Akağaç gibi çok iyi jokeyleri yetiştirdik. Benden sonra da Mehmet Emin Özdekli’yi getirdiler. Unutamadığınız bir safkan oldu mu? Benim uyuşamadığım at yoktu. Bazı safkanlar insanda farklı etki bırakır, adeta konuşur. Toraman’ın annesi Noces bunlardan bir tanesiydi. Ankara, Senato, Çaldıran, Cumhurbaşkanlığı Koşuları gibi bütün üst düzey yarışları onunla kazandım. Bu kısrağın bir tek dili yoktu, bana her şeyi anlatırdı. Mesela padokta biraz sinir yaptığı zaman o gün kötü koşacak anlamına gelirdi. İyi koşacağı zaman sakin ve ele tabi davranırdı. Geçmişle bugünü karşılaştırdığınızda ne gibi farklar var? Atçılık bir çok açıdan gelişti. Eski jokeyler fizik olarak daha kiloluydu, kilo kontrolü daha zordu. Mesela, Sami Tınaz diye çok başarılı bir jokey vardı, yarıştan geldiği zaman dili damağı kurumuş, tansiyonu düşmüş, hemen YASAR ATCI UNUTULMAZ JOKEYLERİMİZDEN
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=