2017_Eylul
12 TJK’NIN SESİ EYLÜL 2017 Atlara nasıl yaklaşıyorsunuz onlarla nasıl bir iletişiminiz var? Huysuzluk yaptıkları zaman bazen korkup kendimi geri çektiğim de oluyor fakat bazıları da çok huysuzluk yapıyorlar, hopluyorlar zıplıyorlar ama korkmuyorum, sanırım bu da atların verdikleri enerji ile alakalı. Genellikle, önce burnunu sever kafasını okşarım bir temas sağlarım. Benden korkmamaları için onlara mümkün olduğu kadar dokunurum bu durum ikimizi de rahatlatmış olur. Sonuçta hisli canlılar, onlara korkarak yaklaştığınızda onlar da size korkarak karşılık veriyorlar. Severek yaklaştığınızda o da severek yaklaşıyor. İnsanların onlara nasıl yaklaşacağını biliyorlar ve o şekilde karşılık veriyorlar. İlgilendiğim atlardan üstüme düşen, ayaklarıma basan, binip de düştüğüm atlar oldu ama hiçbir zaman onlardan uzaklaşmadım aksine hep yaklaştım ve onlara sevgi gösterdim. Bir de duygusal olarak bağ kurduğum bir safkan oldu, ilk yarışımı da onunla kazandım, Sevimli Bibi. İlk gördüğüm an farklı bir duygu uyandırdı bende. Yarışından önce ahırına görmeye gittiğimde aramızda farklı bir iletişim başladı. Her Kocaeli Hipodromu’na gittiğimde ilk yaptığım iş onu görmek oluyordu. Hala da yeri bende çok farklıdır. Bir ara rahatsızlandığında canım çok yandı, çok üzüldüm. Atçılıkla ilgili hayaliniz ve hedefleriniz nelerdir? Birçok hayalim oldu, fakat gerçekleştirmenin de ayrı bir zorluğu var. Benim en büyük hayalim, kadın centilmenlik koşularına katılabilmekti, bunu da ilerleyen zamanlarda yapabilmeyi umut ediyorum. Tabi önce Atlı Spor Kulübü’nde uzmanlardan eğitim almam gerekiyor ve biniciliğimi ilerlettikten sonra ilgilendiğim atları kendim yarışa hazırlamak, idmanlarını kendim yapıp, antrene etmek istiyorum. Meslekteki hedeflerim öncelikle bir eküri antrenörü olabilmek ve bir kadının yapamaz dediklerini yapabilmek. Türkiye’deki atçılık için neler söylersiniz? Yurtdışında yapılan atçılığı bizzat gidip gözlemleme şansı bulamadım, bu nedenle kıyaslamam doğru olmaz. Ama sosyal medyadan takip ettiğim kadarı ile eksikliklerimiz var. Yurtdışında çok sayıda kadın jokey, antrenör ve seyis var. Türkiye’de ise parmakla sayabilecek kadar azınlıktayız. Öncelikle bunların aşılması gerekiyor. Fakat Türk Kültüründe atlar, çok önemli bir yere sahip ve devamı için atçılık yapan insanlar var. Böyle at sahiplerini gördüğümde çok mutlu oluyorum. Yarışçılık dışında mahalli koşular, atlı cirit gibi sporlar da yapılıyor. Bunlar, son derece mutluluk verici hadiseler. Sahada kadın olarak çalışmanızın zorlukları nelerdir? Üniversitede de okurken, sınıftaki tek kız öğrenci bendim ve arkadaşlarım bana, “Senin kadın olma avantajın var çok rahat antrene edecek at bulursun, işinde kendini geliştirirsin” derlerdi. Ama ben böyle düşünmüyorum, hatta dezavantajı olduğunu söyleyebilirim. Çoğu at sahibi bir kadın antrenör ile çalışmayı uygun bulmuyor, “Diğer atçılar farklı düşünür mü?” gibi çekinceleri oluyor. Bu tereddütler olduğu için çok sorun yaşıyorum. Sizi mesleğinize bağlayan nedir? Öncelikle at sevgisi, bunun yanında azmim, hırsım ve başarma isteğim. Bir kadın olarak yapamaz denilen şeyleri başarmak istiyorum. Tabii, çok zorluklar çektiğim oldu. Her işte bu vardır. BEYDA TANRIKULU DERMAN ALTUNBAŞ
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=