2017_Ekim
54 TJK’NIN SESİ EKİM 2017 Belki genç kuşak onu tanımaz ama mutlaka duymuştur. Çünkü, o Türk yarışçılık tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir jokeyimizdir. Kazım Yıldız’dan bahsediyoruz… Duayen binicimizin başarılarını anlatmakla bitiremeyiz ama en önemlilerine değinecek olursak, Saadettin ile Türkiye’nin ilk Triple Crown yapan jokeyi olma ayrıcalığına sahip. Gazi Koşusu’nu tam 7 kez kazandı, üstelik ilk kazandığında sadece 19 yaşındaydı. 1958 senesinde, Icaros ile ilk kez Gazi Koşusu’nu kazanmasının üzerinden tam 59 yıl geçmişti. Türkiye’nin Derby’sini kazanıp hayatta olan en eski jokeyimiz yine Kazım Yıldız’dır. Sırf Gazi Koşusu mu? Tabiki hayır. İngiliz yada Arap atlarının aklınıza gelen tüm Grup Yarışları’nı defalarca kazanmışdı. Bugün hayranlıkla bahsettiğimiz şampiyon safkanlarla birçok kez potoyu önde geçmişti. Kendisiyle konuşmak istediğimizde bizleri kırmadı ve kabul etti, biz de doğup büyüdüğü topraklar olan İzmit’e gidip merak ettiğimiz soruları kendisine sorduk. Jokeyliğe nasıl başladığınızı anlatır mısınız? 1939 yılında İzmit’te doğdum. Burada, küçük yaşlarımda çok at bindim, mahalli yarışlarda birincilikler kazandım. Hatta yaşım tutmadığı için dönemin yetkilileri babamdan imza alırlardı. Yarış sahalarına gittiğimde ilk olarak Sadun Atığ’ın yanında çalışmaya başladım. O zaman Sadun Atığ’ın antrenörü beni istemiyordu. Rahmetli Burhan Şenemgen beni çok severdi, o dönem Karamehmet Ekürisi’nin antrenörlüğünü yapıyordu. Ben daha 13 yaşlarındayım, Burhan Şenemgen bana, “Gel oğlum buraya, o Bahri seni köreltir, kaç gel yanıma” dedi. Ben de onun yanına gittim ve başladım. Atların bir kısmının antrenesini bana verdi. Yarışlarda da beni bindirmeye başladı, verilen şansı iyi değerlendirdim ve kazanmaya başladım, bir anda yıldızım parladı. Daha sonra Giraud Ekürisi’ne gittim. Onlarla da Gazi Koşusu gibi çok büyük yarışlar kazandım. Arkasından Özdemir Atman’da 10 sene çalıştım. Özdemir Bey atlardan çok iyi anlardı. Sonrasında Sadun Atığ’da tekrar çalıştım ve son olarak Ahmet Tokdemir Ekürisi’ne gittim. Ama tabi bu büyük eküriler dışında elimde perakende atlar da çok vardı. Yurtdışına da gittiğinizi biliyoruz, bize biraz o günlerinizden bahseder misiniz? Yurtdışında dönem dönem at bindim. İlk kez Kasım 1974 yılında Asya Yarışçılık Konferansı’nın düzenlediği uluslararası yarışlara, Türkiye Jokey Kulübü beni seçip götürdü. Manila’da Turan Ogan beni karşıladı. Şansıma torbadan en kötü atı çektim. Kocaman yapısı var fakat hiç üstündekini takmıyor. Bir kırbaç salladım, bana dönüp ters ters baktı. Neyse, antrenöre nasıl koşacağız dedim, o da bana 400’e kadar bekle dedi. Şöyle bir ata baktım, tabii hemen ben anladım bu atın o taktikle koşamayacağını. Ganyanımız da 1’e 60 veriyor, 17 safkanda en sonuncu at. Starta girdim, bir kamçı vurdum uyandırdım, sonra yarışta da sürekli teşvikle gitmeye başladım. Ben diyorum ki, “Bu at zaten iri yarı, öyle beklersem bir daha toparlayamaz, yürüyüp gideyim.” Bir baktım son metrelerde iki at geldi yanıma, birisi Yeni Zelandalı, diğeri Amerikalı, ikisinin arasından sıyrılıp aldım yarışı. Sonrasında bir kıyamet koptu, bizim Türk heyetinin gözleri yaşlı, milli mesele olunca herkes duygulandı. Neyse ki Türk Bayrağı’nı orada dalgalandırdık. Dönüşümde, DEMİR TOKDEMİR KAZIM YILDIZ KAZIM YILDIZ O BIR EFSANE
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=