2026_Ocak

Nevi sahsına münhasır; adının öz Türkçe anlamı gibi “Özgün” bir atı size anlatacağız... Gelecek bölümlerde de sıra, onun efsaneleşen yavrularına gelecek. Yakın tarihimizde, kendisi ve özellikle de çok sayıda yavrusu böylesine öne çıkan kaç Arap atımız var? Diğer akla gelen isimler Sezgin ve Satvet... Özgün’ün yetiştiriciliğimizdeki rolü belli ki burada sonlanmayacak. Çünkü haralarda aşım yapan yavruları, torunları onun adını yeni nesillere taşıyacaklar. Örneğin; Özgün yavrusu Odinhan, Odinhan’ın yavrusu Gelibolu... Özgün yavrusu kısrak Öztay, Öztay’ın yavrusu Özhaber... Neyse, başa dönelim... Özgün’ün farklılıkları dedik. Onun satın alınışı, sahaya gelişi bile bambaşka... SENDİKAL AT SAHİPLİĞİ Batı dünyasında bir hayli yaygın olan çok sahipli at ortaklığı (Sendikal ortaklık), bizde yasal zemine yakın tarihte oturtuldu. Şimdilik az sayıda örnekleri var ama dileriz ki daha çok ilgi görür. Çünkü at sahipliğinin keyif ve heyecanını yaşamanın en ekonomik yolu bu. Yıl 1986... Ortak sevdaları at ve at yarışı olan Bakırköy’ün ünlü balıkhane grubu, 1969 yılında Eyvah I, 1976 yılında Sendika ve 1982 yılında da Özay ile çok ortaklı at sahipliği modelini hayata geçirmişlerdi. Özellikle Sendika, ortak sayısının çokluğu ile dikkati çekiyor ve batıdaki örneklerle örtüşüyordu. Oluşan ortak grubu, Karacabey Harası’nın 1986 yılı angajmanlı Arap tayı satışlarından 13 milyon Liraya Özgün’ü satın aldı. Paramızdaki dalgalanmalar, sonraki yıllarda “altı sıfır atmalar” nedeniyle, o günün 13 milyon Lirası’nın bugün ne anlama geldiğini anlamak güç. Yalnız şunu söyleyebiliriz: Karacabey Harası’nın o gün satılan 13 tayı arasında, Özgün fiyatıyla 11. sırada. Demek ki o kadar da pahalı değil... ORTAKLARIN ÇOĞUNDAN: BANA MÜSAADE Özgün başlangıçta 6 ortaklı bir taydır ama sahiplerine “hünerlerini”, daha doğrusu kötü huylarını gösterdikçe, bu sayı üçe kadar düşer... Niko Atanasyadis, Ömer Halim Aydın ve Yorgo Şanlıoğlu yolun sonuna kadar devam eden isimler. Ömer Halim Aydın ayrılan arkadaşlarına hak veriyor: - Ortaklar nasıl kaçmasın... Özgün’ü satın aldıktan sonra bir ay binek yapamadık. Kim bindiyse kendini yerde buluyordu. Tayın idmanını seyreden her ortak, bir bahaneyle hissesini devrediyor ve ortaklıktan ayrılıyordu. Sonunda üç kişi kaldık. Bir sabah kenterini izlemeye gittim. İdman jokeyi galop yapar gibi durmadan teşvik ediyor ama onun koşmaya hiç niyeti yok. Jokey çalışmayı bıraksa, olduğu yerde duracak... Özgün’ün sahibi olarak üç isim saydık ama bu tayı seçen, Doktor Güngör Baylav’ı unutmamak gerek. Belleği güçlü olanlar doktoru anımsayacaklardır... Tanıyanlar, bu sahada onun kadar attan anlayan çok az kişiye rastladıklarını söylüyorlar. Gurubun görüşlerine inandığı Doktor Güngör Baylav, tayları satış öncesi kaldıkları Fikret Yüzatlı ahırlarında, alıcı grubuyla birlikte tek tek inceler ve “Bunu alın” diyerek Özgün’ü önerir. Doktorun bir özelliği de prensiplerinden hiç ödün vermemesidir... Ömer Halim Aydın onu şöyle tarif ediyor: - Her yarış günü Veliefendi’ye gelip atları padokta izler, kazanacak atı da büyük bir isabetle tahmin ederdi. Ganyanı onlarca Lira veren, sürpriz atları bulur ama oynamazdı. Müşterek bahislere katıldığını hiç görmedik. “Bu kesintilerle at yarışı oynanmaz” derdi... NİCELİK İYİ, NİTELİK OLAĞANÜSTÜ Özgün yarış yaşamının son dönemi hariç, istatistikleriyle hafızalara kazınacak bir isim değildi ama kazandığı koşuların çoğu, hayaller kurdurabilecek cinstendi... Bu yarışları kazanırken, mutlaka herkesi şaşırtacak bir şeyler yapıyordu. 1987 yılı Temmuz ayının ilk günü başladığı yarış yaşamı, 1991 yılı Haziran ayının tam ortasında sonlandı. Bu hesaba göre, yarış yaşamı 4 yıl kadar sürmüş ama gerçek öyle değil... 15 Ekim 1988 Cumhuriyet Koşusu galibiyetinden sonra, 15 Haziran 1991 tarihindeki son startına kadar, 32 ay ara veriyor. Kaldı geriye 15 ay, 15 gün... Bunun da yaklaşık 6 ayı yarıştan uzak geçiyor. Özgün’ün “aktif” yarış yaşamı, 1 yıl kadar sürdü diyebiliriz. Ömer Halim Aydın şöyle açıklıyor: - Özgün’ün başlarda üst düzey başarılı olamamasının nedeni, patellasındaki (diz kapağı kemiği) sorunuydu. O tedavi edildikten sonra her şey düzeldi. Benim kapalı gözlüğe takıntım vardı. Her yarışında biraz daha ucundan kestiriyorduk. Ancak başarısız kaldığı son yarışından sonra Ahmet Atçı; “Bu at tam kapalı gözlükle koşar.” dedi ve uyguladık. Sonra Özgün, “Özgün” oldu... İlk 3 koşusunda maidendan çıkamadı. Dördüncü yarışı, ilk kez start aldığı, İstanbul kum pistindeki 1100 metrelik maiden koşuyu 1.14:14 ile 10 boy önde, 10 gün sonra yine aynı pistte, 1400 metrelik şartlı koşuyu 1.34:31 yaparak “çok, çok” uzak farkla kazandı. Veliefendi Hipodromu’nun o yıllardaki “gerçek” kum pistinde bu dereceleri “güle oynaya” yapmak hiç de kolay değildi. Bunlar gerçek kum pist dereceleri; sentetik piste 2009 yılında geçtik. Özgün’ün 1100 metredeki derecesi, “safkan” Arap atları tarafından kırılamayan bir pist rekoru... 1400’de de en iyi 9. derece... Bu yarışları görünce; “Kim bu Özgün, ne oluyoruz?” dedik. Safkan Arap atı diye vurgulamamızın bir nedeni var... Elektronik ortamda ya da bazı arşivlerde bu derecelerden daha iyilerini görebilirsiniz ama devletin safkan Arap atı kayıtlarında o atların soy ağaçlarını (pedigri) ve soy kütüğünde (stud book) de adlarını göremezsiniz. Çünkü onlar; “merdiven altı” Arap atı yetiştiriciliğimizin yaygın olduğu dönemde, sahaya getirilip koşturuldular. Daha sonra, safkan Arap atı niteliği taşımadıkları için, soy ağaçları iptal edilip, Türk Soy Kütüğü’nden çıkarıldılar. Bu atlar, yarış ve yetiştiriciliğimizde yok hükmündedir... Bu nedenle, onların istatistiklerini dikkate almamak gerek. • O BİR EFSANE • 28 • www.tjk.org

RkJQdWJsaXNoZXIy ODAzNjM=